Skip to content

Evde Sağlıklı Ramazan Pidesi/ Hatırlatma

03 Temmuz 2014

1-DSC_4305

Daha önce de tarifini verdiğim Ramazan pidesinin tarifini hatırlatmak istedim.Belki siz de sağlıklı tam buğday unundan evde pide yapmayı denersiniz. İlk defa yapacakların tam buğday unu ile beyaz unu karıştırıp denemelerini sonra tamamaen tam buğdaya geçmelerini öneririm.

4 Su bardağı tam buğday unu (Ben 2 bardak tam buğday 1bardak ruşeymli un bir bardak da Kars’ın sarımsı ununu kullandım,sonuç mükemmel oldu)

2 su bardağı ılık süt

1 yemek kaşığı zeytinyağı

1 yemek kaşığı bal

1 çay kaşığı deniz tuzu

20 gr. yaş maya veya 1  tatlı kaşığı tepeleme dolu kuru maya

Süslemek için susam veya çörek otu ve 1 tatlı kaşığı da yoğurt

Tepsiye serpmek için buğday kepeği –fırınlardan temin edebilirsiniz.

YAPILIŞI:

Un dışındaki tüm malzemeyi yoğurma kabımızda karıştırıyoruz. Unu da azar azar yedirdikten sonra iyice yoğurulan hamuru ılık ortamda kabarana kadar 1 saat kadar dinlendiriyoruz. Aman dikkat bu yaz sıcaklarında hamur çok çabuk kabarıp taşabiliyor!

35 cm. Çapında bir tepsiye önce yağlı kağıt yayıp sonra bolca kepek serpeleyip hamurumuzu ellerimizi ıslatarak tepsiye yayıyoruz. Hamur biraz cıvık olduğundan ellerimizi ıslatmak gerekiyor.

Bu arada fırını 200 dereceye ısıtıyoruz.

Yoğurdu biraz suyla karıştırıp hamurun üzerine sürüyoruz ve hamura elimizle şekiller yaptıktan sonra susam ve /veyaçörekotu ile süsleyip fırınımız ısınana kadar 15 dakika daha dinlendiriyoruz.

Fırınımızın orta katında 30 dakika kadar üzeri hafif kızarana kadar pişiriyoruz. Fırınımızın kapağını aralayıp pidemizin soğumasını bekliyoruz.

Afiyet Olsun!

Doğru Gıdayı Nasıl Anlayacağız?

03 Temmuz 2014

 

 

1-DSC_0403Merhaba sevgili dostlar. Hani sizinle tanışalı beri durmadan aman yediklerinize yedirdiklerinize dikkat diyorum ya, hah işte yine geldik o konuya.Vallahi kimseden çekincem yok. Doğru gördüklerimi duyduklarımı yazmak benim vazifem.Uygulamak uygulamamak size kalmış.Bu hafta yine Pınar Kaftancıoğlu’nun uyarıcı bir mailklerinden birini  okuyunca hemen sizlerle paylaşmak istedim. Her satırı insanı hem dehşete düşürüyor hem de uyandırmaya yetiyor. Zararın neresinden dönersen kârdır demiş atalarımız. Vallahi doğru demişler.Doğru gıdayı bulmanın kolay olmadığını en baştan yazmam gerek ancak Pınar Hanım bu işi uzun uzun araştıran üzerinde çalışan birisi ve bize önemli ipuçları veriyor. Lafı uzatmayayım ve mailini paylaşayım.

Hoş kalın hoşça kalın.

 

 

”İncirin hangisi gerçek, yumurtanın hangisi yalan..?”. Aslında hep çekinirim ben bunu yanıtlamaktan. Üretiyorum ya… ”Pırıl pırıl” da bir gıda sektörü var karşımda. Yazar – söylersin eksiğini, yalanını, hilesini; olursun ”Hiçbir şeyi beğenmeyen Pınar.”. Anlatamıyorsun ki yapmıyor insanlar, yapanı da bırakmıyorlar. Senden bekledikleri her şeyin toz pembe olduğunu söylemen. Endüstriyel gıda..? ”Endüstriyel gıda mükemmel. Hiç şaşmayın.”. Organik tarım sektörü diye bir şey türedi..? ”O daha da mükemmel. Ondan hiç mi hiç şaşmayın.”. Bunu yazdığım gün tüm yurtta, yavru vatanda ve dış temsilciliklerde kutlama yapılacakmış gibi hissediyorum bazen. Yine de kalsın kutlamalar şimdilik. Siz şu ara yolda incir mincir görürseniz yemeyin. 

 

Erken olgunlaştırıcı diye bir şey var. Piyasanın da değişmez bir kuralı var: Malı önce çıkaran parsayı toplar. Şu günler tam da incirde o günler. Yolda denk gelirseniz yemeyin. Bırakın zaman geçsin az… Birkaç hafta sonra da ancak bir akrabanızın bahçesinde falan görürseniz yiyin. Çocuklar da yesin. Henüz incir için erken. Epeyce erken… Dolaşıyoruz, bakıyoruz bizim ağaçlara, en az iki ay var. O derece erken. Hani desem ”Olgunlaşma farkı… Biz beceriksiziz, adamlar ağaçlarına acayip iyi bakıyorlar” falan… Yok, yine olmayacak. Bu kalsın aklınızda. 

 

Kırmızı kapya biber… Maşallah o da aynı. ”Henüz kan kırmızısı rengini alması mümkün değil” yazacağım ama zaten kıştan da dolup taşıyordu market – manav rafları; anlamı kalmadı işin. Ancak hafiften alacalandı bizdekiler, bu hafta ilk haftası… Anlayın ne kadar kötü çiftçiyiz… 

 

Dolmalık biber, kahvaltılık biber… Bunu anlamanız kolay. Şu anda bol bol çekirdekli olmaları gerekiyor. Böyle cidden, epeyce bol… Hani elinize dolacak şekilde… Bu çekirdeklere dikkat edin. Alın, kurutun. Soyu devam etmeli. Evinizde kurutun, gazete arasında saklayın, hiçbir şey yapmasanız bile sulu bir arazide dikilmesini sağlayın. Serpin, verin, bir şeyler yapın. Aynı şekilde domatesin, kayısının, şeftalinin çekirdeklerini dikin. Mısırı dikin. Sokuverin parmaklarınızla bir kıyıcığa. O orada kendini kurtarır. Gerçek mahsul bütün bunlar. Binlerce yılın evrilmişliği ile kendine zararlı böcekten, havadan, sudan korur kendini. 

 

Domates… Üzerinde bunun kadar oynanan bir başka tohum yok. On beş yıl kadar top gibi düzgün düzgün söğüşlüklerden sonra yavaş yavaş ”Yahu bunlar neden böyle tornadan çıkmış gibi?” soruları dolanmaya başladı. …ve evet; domates değişti. Artık eski köy domateslerini taklit eden çakma tohumlar da var. Görüntü on numara ama yediğinizde gizliden gizliye bir tuhaflık olduğunu anlıyorsunuz. Daha acemi damaklar için iki püf noktası… Bir: Çok tatlı, şeker gibi olmayacak. Şeker gübresinden glikoz emdirimine kadar on çeşit metot var. Mısırdan kaçarsın doluya tutulursun misali… Yediğinizde hafif domates ekşiliği alacaksınız. İki: Elinize aldığınızda cüssesinden beklenmeyecek kadar ağırlık hissetmelisiniz. Dolu olmalı. Yine de aslında içgüdülerinizi hafife almayın. Beyninize çakılı şifreleri harekete geçiren, ”Vay be, süper yahu” dediğiniz bir şey ile karşılaştıysanız gerçek domates odur. 

 

Haşlanmış mısırı ısırdığınızda anlarsınız. Kağıt yiyormuşsunuz gibi eksikli bir mısır tadı varsa o mısır IOWA cinsi mısırdır. Pioneer’dır. Yemeye devam etmeyin. 

 

Mutfağının dibini köşesini, çalışanının karakterini, patronunun çoluğunu – çocuğunu çok çok ama çok iyi bilmiyorsanız; kullandıkları malzemeleri gözlerinizle görmüyorsanız pastanelerden hiçbir şey yemeyin. Çok açık söylüyorum, hiçbir şey yemeyin. Dünyanın en ”gerçek olamaz bu yağ” diyeceğiniz yağlarını, bin tane esansı, bin tane katkı maddesini, bin tane boya koruyucusu görmek istiyorsanız nazikçe imalathaneye girmeyi rica edin. Çok muhtemel ”Biz bu dükkanda ürünlere sadece aşk ve şehvet katıyoruz; üretimimiz İkitelli’de” gibi bir şey söyleyecekler. O olmadı ”İmalathane şu an müsait değil” diyecekler. Yine de bir ihtimal şöyle bir ucundan bakmanıza izin verirlerse tezgah altlarındaki bidonları aklınıza kazıyın. Eve dönünce Google’da biraz araştırın. O da olmadı Google’a girin; ”Endüstriyel Pastane Malzemeleri”, ”Pastane Yağları” falan yazın, görün. (Hatta sipariş edin..? Arabaya zift sıçrarsa elinizle sürün bu yağı. Yarım saat bekleyip su ile yıkayın. Tertemiz. İki petrol türevi birbirini çözüyor. Şaka değil.)

 

Pastaneye girmektense mutfağınıza girin. Zor değil, keyiflidir. Tereyağı ve zeytinyağı haricinde hiçbir şey kullanmadan, özellikle mısır nişastasını işin içine asla sokmadan, hazır krema, hazır pasta tabanı, hazır bilmemne olaylarına girmeden geleneksel ne kadar tatlı varsa yapın. Sevgili Dr. Mehmet Mahir Atasoy ”Dershaneleri kapatacaklarına pastaneleri kapatsınlar; daha mühim.” diyordu Nazilli’de sunumunu yaparken. Bence de öyle… 

 

Yıllar sonra nihayet bir dondurmacı bir diğerini reklamda vurdu. Yıllar yıllar boyu ahbap – çavuş ilişkisi içinde ”Sen benim sırtımı sıvazla, ben de senin…” şeklinde çalıştılar oysa. Ne zaman çıkaDondurma işleri… r çatışması tavan yaptı, yaz da geldi, dondurma piyasası patladı; reklamda dokundurma da başladı. Tahtadan yapılmış bir dekor çikolata rengine boyanıyor, başroldeki manken kız kadrajdan çıkıyor ve soruyor: ”Gerçek dondurma yok mu?.” Yok. 

 

El cevap, yediğiniz dondurma çubuklu felaketler olmasın. Gerçek dondurmayı bulun. Keçi sütü ve salep. Keçi de mümkünse dağ keçisi… Olmadı bulamadım derseniz de gelin çiftliğe, yanınızda soğutucu getirin. Gönderemeyiz ama burada isterseniz beş kilo bile ikram ederiz. Yetiştirin, dondurucuya atın, tadın. Bir daha dondurma yiyince yanılmazsınız. (Pınar yine kimseyi beğenmiyor.)

 

Ekmek… Ağartıcı kullanılmasın. Hiçbir sağlıklı ekmeğin içi beyaz olmaz. Beyaz gözenekler koca koca ise… Ya da boş verin, gözenek bile olmaz gerçek ekmekte. Çok minimaldir. Yemeyin. 

 

Ekmeğiniz piştiğinin ertesi günü hala yumuşacık ise, nemini kaybetmemişse yemeyin. Nem tutucu kullanılmıştır. Doğru olan çabucak nefes alıp nemini kaybetmesidir. Sizin yapacağınız tek şey kaybettiği suyu ekmek dilimine elinizle çileyerek geri kazandırmanız. Sonra da basitçe bir alt – üst etmeniz tavada, ızgarada ya da neyse işte… 

 

Bir de patatesli ekmek işi var ki bunun orijini Afyon’dur. Gerçekten sağlıklı bir patatesi haşlayıp, elinizle parçaladıktan sonra ekmek hamuruna katarsanız elbette sorun yok. Ama piyasada yapılan şey Adapazarı’nın patates unu fabrikalarından sakıncalı bir patatesin sentetik boca edilmiş ununu alıp ekmek hamuruna katmak olduğu sürece kesinlikle yemeyin. Gerçek patatesli ekmeği talep edin. Patates yazın bir saatte ekşir. Bu da şu anda böyle bir ekmeğin olmadığının kanıtıdır. Mix ekmek unları ile tüm memleketi saran şey de önemsenmeyen ama aslında çok ciddi bir sorundur. Bunun hilesini, rüşeymi, tam buğday unu tanımlamalarını Instagram’da bulun, Alishiro’ya; memleketin en temiz ekmek üreticisine, ekmeğe tapan adama sorun. Onun anlatacakları önemli. 

 

Tavuk. Hiçbir yerde yemeyin. Et, protein arayışında tercihiniz kuzu olsun. Olmadı gerçek deniz balığı olsun. Kurşun içerenleri de bol ama kırk katır mı kırk satır mı cezası ile beslenmeye çalıştığımız şu dönemde olabildiğince iyidir

 

Yumurta olayı bir umman… Diyelim ki bir markettesiniz. Önünüzde normali, vitaminlisi, minerallisi, organiği, serbest gezeni, ağaç altında yatanı, koşan tavuk, coşan tavuk… Kutulardan numaraları alın, üreticileri arayın. Deyin ki ”Abi ben İstinye’de dükkan açıyorum, gerçek köy yumurtası diye satacağım bir şey arıyorum. Rengi şöyle olsun, kabuğu böyle olsun, sarısı koyu olsun, çatırdarken de şu sesi çıkartsın.”. ”Hay hay, yaparız, adeti şu kadar” derler. ”Tim Burton Türkiye’de film çekecek, bize kabuk rengi mor, içi yeşil, üzeri de beyaz benekli yumurta lazım” deyin. Ona da ”Hay hay” derler. 

 

Kabuk renginden iç sarının tonuna kadar hakim bir piyasa… Benim bile bakarak anlamam imkansız hileyi. Ancak yersem bilirim. En önemli şey tadı… Tadı çok iyi olabilir ama bir tuhaf olabilir. İşte o ”bir tuhaf” anı; sizin bir nefes alıp düşünmeniz gereken an. En sağlamı nedir biliyor musunuz? Analiz. 

 

Yumurta işinde yıllarca köylü ile boğuştum boğuştum durdum. Başıma acayip şeyler geldiği de oldu. Sonunda artık bütünüyle kümesimize hakim olduk. Tavuğun ne yiyip nerede gezdiğini %100 biliyoruz. Aldık analize yolladık yumurtaları; o kadar yüksek bir protein değeri çıktı ki laboratuvar ”Bir hata mı var?” diye üç kez yaptı analizi. 

 

Ürünleri analiz ettirin. Benden, oradan, buradan… Neyi, nereyi, kimi tercih ediyorsanız… En kolay, en net yanıt elinize alacağınız rapordur. Elimde bin tane rapor varsa bunun %10’u kendi yaptırdığımız analizlerden; %90’ı merak eden müşterilerimin kendi yaptırdığı analizlerden geliyor. Köy sütünden ev yoğurdu ile endüstriyel yoğurdun karşılaştırmalı analizi de bu hafta çıkacak hatta. Elbette sonuç belli. Bu işler öylesine suistimal edilebilir ki yazmak etmek içimden gelmiyor. 

 

Analizleri kendiniz yaptırın. Pek çoğu oldukça basit, kesin ve pahalı da sayılmaz. Yumurta öyle mesela. Aldığınız yumurtayı gönderin. Tek başınıza yaptırmak fuzuli masraf gibi gözüküyorsa bir on – yirmi kişi birleşip yaptırın. Daha da az maliyet istiyorsanız hiç çekinmeden bana yazın. Portföyümde pek çok laboratuvar sahibi, çalışanı da var. Özel fiyatlar ile size yardımcı olacaklardır. Velhasılıkelam; evet, işiniz zor. :) 

 

 

 

Hoşgeldin Ramazan

28 Haziran 2014

Bu yıl Ramazan’la birlikta en sıcak en uzun günlere giriyoruz. Herkese hem dışarıda hem evlerinde kolaylıklar diliyorum.Günlerin uzun olmasına karşın kışa göre daha çok çeşitli ve hafif yiyeceklerle donatabileceğiz iftar sofralarımızı.Bu yıl iftar sofrası deyince pek de keyifli bir şeyler geçmiyor içimden.Önce Soma geliyor aklıma,sonra yurdumun dört bir yanında yaşanan ve unutulmaya yüz tutmuş felaketler. Karamsar diyeceksininz belki ama iftar sofralarımızı kurarken çoğa değil aza niyet edelim ve unutulanları şöyle bir aklımızdan geçirelim derim. Bugün ilk aklıma düşenleri sizinle paylaşmak istedim.Kusura bakmayın sevgili dostlar.

Hayırlı Ramazanlar dilerim.

Bu ay için özel tarifleri sayfalarımda bulabilirsiniz.Haftaya yenileri de eklenecek.

Nişanlar ve Özel Davetler için Kokteyl İkramlarına Hatırlatmalar

25 Haziran 2014

 

 

 

 

1-18 NİSAN_OTEL VE SOFRA DÜZENLERİSevgili “mutfakpenceremden” bakan dostlarım. Yaz ayları yine çeşitli davetlerin verildiği nişandı sözdü gibi kutlamaların olduğu günlerle dolu oluyor. Bu gibi davetlere evde hazırlananlar için aşağıdaki linkleri bir kez gözden geçirmelerini öneririm. Ayrıca hatırlatmak isterim ki küçük davetleriniz için “mutfakpenceremden” her zaman yardımınıza koşmaya hazırdır.

 

http://mutfakpenceremden.com/2011/07/11/parti-zamani/

http://mutfakpenceremden.com/2011/07/13/parti-zamani-2/

http://mutfakpenceremden.com/2011/07/15/parti-zamani-3…latali-truffle/

1-PARTİ TİME

Kalıntı Ekmek ve Yufkalardan Sufle Yapalım

23 Haziran 2014

1-DSC_4383

 

Evim tenhalaştı ama buzdolabımı tenhalaştırmayı bir türlü beceremediğimi itiraf edeceğim. Alışkanlıklardan vaz geçmek pek kolay olmuyor. Pazara çıktık mı iki kilo şundan üç kilo bundan demeye yatkın hala dilim. Oysa pazarlara da sık gitmiyorum artık. Biliyorsunuz mutfağıma giren çıkan son yıllarda sıkı denetimde. Nazilli İpek Hanım Çiftliği eksik olmasın. Tazecik mevsim sebzeleri, mis gibi peynir, boyasız ilaçsız zeytin, pirinç, tuz, bakliyat ve de en önemlisi ekmeğimi ve diğer bütün hamur işlerimi yaparken güvenle kullandığım çeşitli unlar her salı kapıma geliyor ya, yetiyor. Geri kalanlar da semt pazarlarında eskiden beri müşterisi olduğum hala kendi bahçesinde bir şeyler üreten köşede bucakta kalmış teyzeler ve amcalardan. Bu ara dedim ya tenhayız. Yarım kilo fasulyeden zeytinyağlı, üç patlıcandan karnıyarık, yarım kilo undan ekmek yapmak pek zor geliyor. Haydi yemeği azalttık diyelim, ekmek işi zor. Yarım kilo ekmek için fırın yaktığınıza değmiyor. Bir, bir buçuk kilo undan aşağı ekmek hamuru tutamıyorum. Derin dondurucuda sakladığım halde bazen bayatlayabiliyor ekmeklerim. Çeşitli şekillerde değerlendirmeye çalışıyorum o zaman. Bir de yufka olayım var. Börek yaparken kenarlardan kalan şekilsiz yufkaları ya da fazla alınmış hemen tüketilmemiş yufkaları da buzluğa atıyorum. Bir süre hepsini unutuyorum. Buzluk ve derin dondurucu temizliğine bir girişiyorum ki karşıma çıkıyorlar. İşte bayat ekmeklerim ve kalıntı yufkalarım o zaman yeniden can buluyor nefis bir yemeğe veya çay ikramına dönüşüveriyorlar. Çoğunuz belki biliyorsunuzdur ama ben yine de dayanamayıp kolay sufle tarifimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Neler Gerekiyor?

Kurumuş ekmek dilimleri hatta kabuk ekmekler de olabilir.

Kalmış yufka parçaları

Kalmış çeşitli peynir parçaları

Süt

Yumurta

Zeytinyağı veya tereyağı

Nasıl Yapıyorum?

Yufka ve ekmekleri ufalayıp süte yatırıyorum. Miktarı da şöyle ayarlıyorum. Yayvan ve kenarlı bir kabın içine koyduğum ekmek/yufkaların üzerini örtecek ve hatta biraz da geçecek kadar soğuk süt yeterli oluyor. Fotoğrafta gördüğünüz 20cm e 20 cm lik bir kapta yapacağım mini sufle için ayrı bir kabın içine:

1-DSC_4362

3 yumurta

1 ufak çay bardağı zeytinyağı veya 2 çorba kaşığı tereyağı(erimeden ölçüyorum)

1 su bardağı kadar da peynir rendesi ( beyaz,kaşar, dil,tulum evde ne peynir varsa ondan)

Koyup iyice karıştırıyorum.

Ekmek/yufkalar sürü iyice çektikten sonra bu karışımın içine alıyorum.Tuz karabiber, kırmızıbiber,ilavesiyle tatlandırıyorum.

En son fırına koyacağım kabın hafifçe yağlıyor ve karışımımı kaba döküyorum. Üzerine biraz daha kaşar rendesi serptikten sonra 180 derece ön ısınmış fırında yaklaşık 40 dakika kadar altı ve üstü kızarana kadar pişiriyorum. Böylece kalıntı peynirler ve ekmek/yufkalar değerleniyor.Üstelik şipşak bir de yemeğimiz veya çay yanımız hazır oluyor.

 

Starbucks’a konuk olduk,Mocca Coconut Frappuccino’yu Beraber Yaptık.

21 Haziran 2014

Sbux BloggerEvent Gorsel (197)

 

Mutfak penceremden bakanlar bilirler, iki yıl önce Starbucs’ın açtığı bir yarışmaya gönderdiğim “Unsuz BademliÇikolatalı Tart” tarifim yayınladıkları “Kahve YanınaEn İyi Gidenler” kitapçığına girme hakkını kazanmıştı. O günden sonra Starbucks ailesi diğer bloggerlarla birlikte beni de sık sık etkinliklerine davet ediyorlar.Geçtiğimiz günlerde Frappuccino ailesine bu yaz katılan MochaCoconut Frappuccino için bir tadım günü düzenlediler ve mutfakpenceremden olarak beni de konuk ettiler. Güleryüzlü ve çok şık bir ekip tarafından karşılandık. Hazırladıkları dilek ağacına bu yaz için dileklerimizi yazıp astık.Bebek Starbucks’ın eşsiz manzarası eşliğinde güzel bir sohbet ve ardından gözümüzün önünde kahve uzmanları tarafından   hazırlanan  Mocha Coconut Frappuccino’nın tadımına geçildi. Gerçekten dedikleri kadar vardı. Soğuk içecekler arasında başa oynayamaya hazır bir tadı var bu soğuk kahvenin. Hep birlikte mutfağa girdik. Bazı arkadaşlarımız  bankonun arkasına geçip frappuccinonun farklı versiyonlarını hazırladılar.Artık Starbucks’ta frappuccıno isterken tamamen kendi özel isteklerimizi de belirtecebileğimizi,böylece kendimize özgün içecekler yaratabileceğimizi de öğrendik. Bu konudaki bütün sorularımızı Starbucks’un deneyimli kahve uzmanları cevapladılar. Ardından topluca fotoğraf çekimine geçtik. Hindistan cevizi kokuları eşliğinde süren etkinliğin tadı damağımızda kaldı.Teşekkürler Starbucks ailesi.

İlk fırsatta bir frappuccino ile serinlemenizi öneririm.

Ağzınızın tadı eksik olmasın sevgili dostlar.

1-238

 

NOT:Starbucks’da artık Türk kahvesini porselen fincanlarda da içebildiğinizi biliyorsunuz değil mi?

1-237

 

Merengli Çilekli Tart

19 Haziran 2014

1-20140616_144457-001

 

Çilek  mevsimi geldi geçiyor. Biliyorsunuz hep yazıyorum. Mevsimsiz hiç bir şey tüketilmemesinden yanayım.Çocuklarınız,torunlarınız maalesef  kış meyvesi yaz sebzesi diye bir şey tanımıyorlar.Ama tezgahların tersine bizim görevimiz  onlara bu çok önemli konuyu öğretmektir bence.Sonuçta evde alınan doğru bilgi ve uygulamalarımız onlara ışık tutacaktır.Çilek de bunlara bir örnek. Her an her yerde bulunabiliyor. Ama ne tat ne koku.Kocaman neredeyse toprağa değmeden yetişmiş ne olduğu belirsiz meyveler.Ama adı çilek.

Yeterince ders verdim yine sanırım. Mevsimi geçmeden belki bir pasta yapmak istersiniz.

Neler Kullandım:

700 gr  kadar çilek

Hamuru için

125 gr. soğuk tereyağı( lütfen gerçek tereyağı kullandığınıza emin olunuz)

3 çorba kaşığı dolusu buzlukta soğutulmuş su

200 gr. tam buğday unu

1 yumurta

3 çorba kaşığı silme toz şeker/ yaklaşık 40 gr.

Kreması için:

200 gr. süt

1 yemek kaşığı un

2 yemek kaşığı nişasta

2 kahve fincanı kadar toz şeker

2 adet yumurta

 

Mereng:

3 ila 4 yumurtanın akı ( boyuna göre)

1 fiske tuz

3 yemek kaşığı pudra şekeri

Nasıl Yapıyorum?

Çilekleri yıkayıp sonra ayıklıyor kağıt havluda kurutuyorum.

-İşe hamurumuzu hazırlamakla başlıyoruz.

-Tereyağımızı mümkünse önceden ufak küpler halinde kesip buzlukta bekletiyoruz.Bütün malzemlerin soğuk olması tercihtir.

Önce  yağ ve unu kum gibi olacak şekilde sonra da diğer malzemeyi karıştırıyorum.

- Ben, hamurun ısınmaması için bir mikser veya hamur karıştırıcı kullanıyorum. Eğer hamuru elle yoğuracaksanız, hamur yoğurduğunuz kabı içinde buz olan bir başka kabın içinde tutarsanız hamurunuzun yağı elinizin sıcaklığı ile erimeyecektir. Maksat tereyağının katı zerrecikler halinde unla birleşmesidir.

1-20140615_195223

Hamurumu iki  yağlı kağıt arasında açıp 26 cm lik tart kalıbıma yerleştiriyorum.Kenarlarını iki cm kadar yükseltiyorum. 180 derce ön ısıttığım fırında iyice kızarana kadar pişiriyorum. Hamur pişerken kendini biraz topluyor.Üstüne  nohut fasulye gibi kuru ağırlıklar koyarak biçimsi kabarmamasını sağlıyorum.

1-20140615_201147

NOT:Bu tart hamurunda yumurta olduğu için diğerlerinden farklıdır. Ayrıca bazı tarifleirmdekinden biraz daha kalın olarak kullanıyorum çünkü üzerine krema ve meyve ve mereng  gelince hamurun dirençli olması gerekiyor.

Kremayı yumurtalar dışındaki malzemeyle pişiriyor ılındıktan sonra yumurtaları katıyorum.

1-DSC_0961

Mereng için yumurta beyazlarını bir fiske tuzla kaskatı olacak şekilde mikserde çırpıyorum.Koyulaşınca pudra şekerini katıyorum.

En son  tart hamurunu fırına dayanıklı bir servis tabağına alıp üzerine önce muhallebiyi sonra çilekleri en son de merengi / merengi kaşıkla gelişigüzel olacak şekilde yerleştiriyorum.Fırın ızgarasında sadece üzeri renk alıp sertleşene kadar 5-6 dakika tutuyor ve buzdolabında soğumaya bırakıyorum.Servisten önce dolapta en az bir saat beklemesini tercih ediyorum.

Afiyet Olsun.

1-20140616_144457

 

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 5.093 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: