Skip to content

Üzümlü Kek/ Weihnachtsstolle

19 Aralık 2014

1-DSC_0641
MALZEMELER

650 gr. un

Bir fiske tuz

40 gr. yaş maya

175 ml.ılık süt

250 gr.tereyağı

75 gr. toz şeker

Bir limon kabuğu rendesi

2 yumurta ve 2 yumurtanın sarısı

75 gr. Antep fıstığı

75 gr. file badem

100 gr. pudra şekeri

150 gr. sultani üzüm

75 gr. yaban mersini

Biraz rum veya konyak üzümleri ıslatmak için

Arzu edilirse 1 kahve fincanı rum veya konyak hamura katılabiliyor.

Çalışmak için un

YAPILIŞI:

Üzümleri sıcak suyla yıkıyor kuruluyor ve bir gece boyunca alkolde yatırıyoruz.

Un ve tuz, elendikten sonra içine 75 gr. ılık süte katılmış mayayı katıyoruz ve yoğurmadan üzeri örtülü olarak 15 dakika bekletiyoruz.Bkz. üst foto.

175 gr. tereyağını eritip şeker, limon kabuğu ve yumurta ile karıştırdıktan sonra kalan sütle beraber bekleyen hamura katıp mikser ile karıştırmaya başlıyoruz. Daha sonra da elle yoğurarak elastik bir hamur elde ediyoruz.

-Bu hale gelen hamurumuzu 2-3 saat kadar ılık ortamda bekletiyoruz.

-Hamur fark edilecek kadar kabardığında içine meyve ve yemişleri de katıyoruz ve üzeri örtülü olarak tekrar 2 saat bekletiyoruz.

-Ardından hamuru tekrar yoğurup oval bir şekil veriyoruz. Elle şekillendiriyoruz. Ve 20 dakika yağlı kağıt kaplı fırın tepsisinde bekletiyoruz.

Önceden 200 dereceye ısıtılmış fırında 15 dakika , sonra 180 dereceye kısarak 45 dakika daha pişiriyoruz. Son 20 dakikada kekimizin üzerine bir parça yağlı kağıt kapatmamız gerekebilir.

Fırından çıkan kekimizin üzerine kalan tereyağımızı sürüp pudra şekeriyle örtüyoruz.

Bu keki iyice soğuduktan sonra önce sıkıca streçle sarıp hava almayacak şekilde kuru ve serin ortamda haftalarca saklayabilirsiniz.

Afiyet Olsun!

Balkabağı ve Kerevizli Mücver

15 Aralık 2014

1-DSC_5162

Kışın kış sebzesi yenir diyorsam, mücveri de kış kabağıyla yapmak gerekir diye düşündüm ve kolları sıvadım. Taze soğan yerine bir sap pırasa, kabağa arkadaş biraz da kereviz ekleyince altın rengi nefis bir kış mücveri oluverdi. Biz afiyetle yedik. Belki siz de denersiniz.

Neler Kullandım?

½ kg balkabağı

1 adet orta boy kereviz

½ sap incesinden pırasa

2 yumurta

2 kibrit kutusu kadar keçi peyniri

Maydanoz, dereotu

Tuz, karabiber

2 çorba kaşığı galeta unu

Kızartmak için zeytinyağı

Nasıl Yaptım?

Balkabağı ve kerevizi rendenin kalın tarafından rendeledim. Pırasayı önce boyuna sonra eninden incecik doğradım. Peynir, yumurta, yeşillikleri ve galeta ununu ekledikten sonra bol yağda hızlıca kızarttım.Havlu kağıt üzerinde beklettikten sonra doğru servis tabağına.

Afiyet olsun!

 

 

 

 

 

Toprak Ana Günü Kutlamaları Başladı

06 Aralık 2014

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Terra Madre  / Toprak Ana Günü kutlamaları başladı. Halen sürmekte olan etkinlikleri https://www.facebook.com/fikirsahibidamaklar’dan takip edebilirsiniz.

Ben de  tam da bu özel haftaya denk geldiği için yarın 7. Aralık Pazar günü ” mutfakpenceremden” sıfatıyla Etiler Alkent Bambino Oyuncak’ta miniklerle ekmek mayası yapmayı deneyimleyeceğim. Ayrıca anneleriyle evde sağlıklı beslenme hakkında küçük bir söyleşimiz olacak.

Bu arada aşağıdaki duyuruya  da hassasiyet göstereceğinize eminim.

Sevgiyle sağlıkla hoş kalınız.

hafta sonu boyunca sosyal medyada Yedikule Bostanları’na desteğinizi rica edebilir miyiz?

Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar
Istanbul, Türkiye

06 Ara 2014 — 19 bin imzacımıza, destekçimize, yol arkadaşımızdan ricamızdır:

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş evet, belki projeyi iade etti Belediye Meclisi’ne ancak henüz Yedikule Bostanları’nın akibeti belli değil.

Belediye’nin basına dağıttığı açıklamada Yedikule Bostanları’nın bir komisyon oluşturulma yolu ile geleceğinin yeniden gözden geçirileceği söyleniyordu. Henüz bu komisyonda kimler olacak, bilmiyoruz. Yedikule Bostanları Girişimi’nin bostanları koruyan alternatif projesi konu edilecek mi, bilmiyoruz. Dahası kişisel koşturmamız, çoluğumuz çocuğumuz ve Türkiye’nin her an değişen gündemi içinde gözümüzden kaçırmama şansımız var mı, bostandaki her hangi bir gelişmeyi, bilmiyoruz.

O yüzden, biz taleplerimizi hemen, şimdi tekrarlayalım istiyoruz. Elimizi çabuk tutalım, konuyu uyumaya terk etmeyelim diyoruz. Bir kaç tweet hazırladık, eğer bize el verir ve önümüzdeki iki gün sosyal medya aracılığı ıle yayılmasını sağlarsanız… belki İBB’ye uyumadığımızı, takibinde olduğumuzu ve beklediğimizi hatırlatabiliriz:
Yedikule Bostanları’nın tarihi misyonu ve geleneksel fonksiyonu korunsun; Yedikule Bostanları tarım alanı olarak kalsın.

işbirliğinize tüm muhabbetlimizle..

tweet örnekleri:

sayın başkan! 19bini geçtik. duyuyorsunuz bizi, değil mi? #KadirTopbaş #YedikuleBostanları http://www.change.org/YedikuleBostanlari @ibbPR @ChangeTR

#YedikuleBostanları bostan kalsın kültür bu, gelenek bu diyoruz. biliyorsunuz. değil mi? #KadirTopbaş http://www.change.org/YedikuleBostanlari @ibbPR

#YedikuleBostanları’nda 14 Aralık’ta keşkek pişirecek ve paylaşacağız, hadi! iyi haberler bekliyoruz sizden başkan! #KadirTopbaş @ibbPR

sayın başkan, biz bu hafta Toprak Ana’ya sadakat asıl olandır demenizi bekliyoruz #KadirTopbaş #YedikuleBostanları @ibbpr @ChangeTR

Yedikule Bostanları tarım alanı olarak kalsın. @ibbBeyazmasa @Kadir__Topbas @Fatih_Bld @Mustafa___Demir
Yedikule Bostanları tarım alanı olarak kalsın. @ibbBeyazmasa @Kadir__Topbas @Fatih_Bld @Mustafa___Demir
İstanbul’un tarihi kara surları 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası kabul edildi. Haklı bir karardı ve biz de bu surları emanet sayıyor, koruyoruz. Bu bağlamda 1500 yıldır bu surların parçası olan tarım alanları…

Tam Zamanı/ Kış Sebzeleri Şöleni

24 Kasım 2014
1-DSC_7057

Brokkoli ograten

 

1-DSC_3827

Karnabahar kroket

1-DSC_2584

Kereviz pane

1-DSC_1531

Pırasa köftesi

 

Brokkoli graten, karnabahar kroket, kereviz pane, pırasa köftesi

 

 

Sebze Röstisi

17 Kasım 2014

 

1-DSC_5152

 

Patates Rösti veya Patates Pizza gibi tariflerimi biliyorsunuzdur. İyi güzel de ya siz de şu günlerde eşim gibi patatessiz bir beslenme diyeti uygulamak zorundaysanız. O zaman ne olacak? O zaman siz de benim gibi  alternatif sebzelerle bu tarifleri uygulamayı deneyebilirsiniz. Size kerevizin kızartıldığında aynen patates gibi lezzetli bir sebze olabildiğinden bahsetmiş miydim acaba? İnanmayanlar denesin. Hele cipsini yapar yanına da bol sarımsaklı yoğurt getirirseniz tadına doyum olmaz. Neyse ben yine lafı uzatmayayım da size son haftalarda uygulamak zorunda kaldığımız bir diyet sayesinde yaptığım pratik bir yemeği tarif edeyim.

Neler Kullandım?

1 baş kerevi

1 adet havuç

1 ufak kuru soğan

2/3 çorba kaşığı zeytinyağı

Bir miktar dil peyniri veya mozarella

Biberiye

 Mevsim başında bunlara bir de kabak eklemiştim. Kışın yaz sebzesi kullanmadığımı zaten bilirsiniz. Bu miktar 22 cm lik tavada iki kerede daha büyük bir tavada bir defada pişirilebiliyor.

Nasıl Yaptım?

Sebzeleri iri rendeden rendeledim. Soğanı da ince piyazlık kesip sonra biraz daha küçülttüm. Yanmaz tavaya zeytinyağını, ardından soğanları koydum, sadece bir iki dakika sonra sebzeleri ekledim ve bu karışımı spatülle tavaya yaydım. Aynı omlet pişirir gibi bir kez tabak yardımıyla ters yüz ederek iyice pişirdim. Biraz sonra çıtır çıtır sebzelerimden bir pizza tabanım oldu.Hemen üzerine ufak doğradığım dil peynirlerini koydum. Ocağı söndürdükten sonra üzerine iki dakika dar kapak kapattım ki peynirler erisin. Yanına bol yeşillikli bir salata. İşte size hafif ve kolay bir yemek.

Afiyet Olsun!

Dayanayıp yine Pınar Kaftancıoğlu’nun bir yazısını paylaşıyorum…

10 Kasım 2014

Söz söylemeye ,yorum yapmaya gerek yok. Her hafta benzer yazılarla gözümüzü,zihnimizi açmaya çalışan yazılarından dolayı Pınar Hanım’a bir kez daha teşekkürler.

“Sadece yirmi beş yıl önce otizm teşhisi 25.000 çocuktan 1’ine koyulur iken bugün bu sayı 40’ta 1’e yükseldi. 2020’nin tahminlerini duymak bile istemezsiniz.”. 
Gerçekten de istemedim. Gerisini okumak, dinlemek konusunda tereddütler. Yine de merak… Hem bizim toplumda, hem dünyada çizilmiş grafikler buldum. Ağzım bir karış açık; bir yandan da beynimin en gizli köşelerinde çoktandır hissettiğim şeylerin bilimsel grafikler ile kusursuz uyumunun şaşkınlığı… 
Uzun yıllar müptelası olduğum sinkaf ile deşarj olma hallerimi “Arkadaşım sen ne yiyorsun, ne içiyorsun? Ne olmuş sana?”ya evriltmiştim ve çileden çıktığım nadir zamanlar haricinde, yetişme çağındaki küçük çocuklara “zararsız” olarak gösterilmeye başlanmıştım oysa. Şimdi olayda farklı bir boyuta geçtim. 
Yok, artık o derece sinirlenmiyorum. Çünkü beni bu derece sinirlendirenlerin, aslında zehirlenmiş bireyler olduğunu düşünüyorum. 
Arkeologlar, şarabı tatlandırmak için kullanılan kurşun asetatına; özellikle yöneticilerin ve zenginlerin dişlerinde, kemiklerine rastlıyorlar. Muhakeme yeteneklerinde azalma, ahlak bozukluğu ve berbat davranışlar sergileyen yöneticilerin; kurşun zehirlenmesi ile imparatorlukların sonunu getirdikleri bir varsayımdan ötesi olabilir mi..? 
Ben çocukken Almanya’da bir kurşun fabrikasında ayda 3-4 kişinin intihar ettiğini, kurşun yüzünden delirium geçirdiklerini anlatan babamı hatırladım. O kurşun bugün egzoz gazları ile her yerde. Yasal oranların her şeyde tekrar ve tekrar düzenlenmesi, çapraz etkileşimler için çalıştaylar oluşturulması şart da… Talep olmayınca arz da olmuyor ne yazık ki…
Boyalı sütleri, yoğurt olmayan yoğurtlar; kek olmayan, içlerinden yemyeşil bir sıvı akan tuhaf şeyler ortalıkta oldukça… Makarnaya benzeyen kimyasal şeylerin reklamları “Şip-şak, at – bak” diye dönüp durdukça; hayvana ayrı, etine ayrı enjeksiyonlar ile ortaya çıkarılan garip şeyler kasaplarda bulundukça…
Başınızın en büyük belası olan suni mayalar ile üretilen mandıra ürünleri, bembeyaz ekmekler, Boraks katkısı ile çıtırdayan bilmem kaç katlı gofretler, dondurma külahları… Savaş da dönüyor da hep yanlış yerde dönüyor. “Damacana su içmeyin, damacanada Bisfenol A var!” mail’leri dönüp durmaya başlayınca asla tam anlamıyla yıkanamayan, hatta bir dönem sırf bu yüzden yasaklanan, sonra “ne hikmetse” yeniden hortlayan cam damacanalara dönüş başlıyor. “Bisfenolden kurtulduk. Bize dünyada ölüm yok” rahatlığı..? Oysa sıradan bir günde, Bağdat Caddesi’nde 5 dakika yürürken aldığınız Bisfenol A’yı 60.000 damacana su içerek bile alamıyorsunuz. 
Bu arada Dilovası’nda, İzmit’te, Yalova’da, Kocaeli’nde, Silivri’de… Ağır metal kirliliğinin en üst seviyede olduğu bölgelerde “sağlıklı tarım” (!) yapılıyor. Ana sütünde, kordonda dahi ağır metal saptanıyor artık. Perşembenin gelişi Çarşamba’dan belli oluyor. 
Paragrafın tam burasında “Ama ne yapalım, nereden bulacağız? Siz de çok pahalısınız?” filan filan’a bir yanıt…
Ben bir kez daha, inatla yazayım. Gıda; hayatınızda alacağınız, peşine düşeceğiniz en önemli unsur. İhtiyaçlar piramidinde oturulacak residence’lardan, arabalardan, akşam gidilecek restoranlardan, en son model cep telefonlarından, markalı çantalardan çok daha üstte ve çok daha önemli. Gerçek ve sağlıklı gıdanın artık tüm tezgahlardan, tüm dükkanlardan elini ayağını çektiği, her şeyin zehirlendiği; bilim insanlarının, yazarların, çizerlerin, sayfaların, paragrafların jetonla çalıştığı tuhaf dönemlerdeyiz. 
Vicdan ile cüzdan arasında bir savaş var derlerdi, o savaşı maalesef cüzdan kazandı. Hem de tüm cephelerde kazandı. Basitçe düzenlemek, derli toplu harcamak; bütçeyi israf etmeden, çöpe bir elma kabuğu bile atmadan, onu dahi besin kaynağı olarak kullanarak yaşamak ile bir adım atın derim. Anadolu’daki akrabaları, oların komşularını uyarmak ile, beklentilerinizi anlatmak ile ilerleriz ancak. Ayvalık’taki yengeniz, Mersin’deki halanız Allah aşkına genetiği ile oynanmış salçalık domates almasın. Yayla domatesini bulsun, alsın. O alırsa dikilir. O yayla domatesini diken adam satarsa seneye iki katını diker. Siz doğru olanı talep etmez iseniz tarım kurtulmaz. Kurtulamaz.
Manipülatif algı yönetimleri, o cıngıl cıngıl reklamlar, sözde bilenler, konuşanlar ile piyasa kurbanlık koyun gibi yönetiliyor, yönlendiriliyor. Duyduğunuza inanmak yerine kendi araştırmanızı kendiniz yapın her zaman. Sorun, ispat isteyin, analiz yapın, yaptırın. Şirket tarımını köy tarımının yerine koyup, tarımı ufak alanlardan, ailelerin elinden alma, sistemleştirme güdüsü dağları sardı. Avuçları kaşınıyor; boşa çıksın bu arzu. Lütfen, lütfen ve lütfen… 
 
Birkaç kısa not… 
 
“Yeşili kesenin, yeşile kıyanın gözü bir daha yeşil görmesin.”. Yırca için direniyorlar. Elimden ne gelirse… Sizler de ulaşmak isterseniz iletişimi keyifle sağlarım. Söz konusu ağaç ise ben daima varım. Dönen bu çarkı protesto etmek isteyen herkesin bu bölgelere ulaşıp köylünün kendi evinden zeytinini, zeytinyağını satın almasını şahsen rica ederim. Gerçek tereyağını, gerçek zeytinyağını bulun. Aracısız alın. O zaman savaşta en güçlü silahı, o köylüye siz sağlamış olursunuz. Her yerden, her bölgeden para kazandırsın zeytinyağı. Üretene. Aracıya değil, üretene. 

Ispanaklı,pastırmalı omlet

08 Kasım 2014

1-DSC_5149

 

Bir Pazar sabahı kahvaltısı için hem kolay hem de sıradan olmayan bir omlet tarif etmek istiyorum bugün. Bildiğimiz omlet ama içinde hem sebze hem et hem mantar hem de peynir var. Ne dersiniz denemeye değmez mi?

Neler Kullanıyorum?

2 kişi için

4 yumurta

Yıkanmış bir parmak genişliğinde doğranmış 2 avuç dolusu ıspanak

3-4 ince dilim çemeni alınmış pastırma

Yarım ufak kuru soğan

İki çorba kaşığı ince dilimlenmiş mantar

1 çorba kaşığı parmesan veya sert kaşar rendesi

1 kaşık zeytinyağı

Nasıl Yapıyorum?

Yıkanmış doğranmış ıspanağı incecik doğranmış az yağda pembeleştirilmiş soğanla beraber söndürüyorum. Yani fazla pişirmiyorum. Mantarları ve incecik şeritler halinde kestiğimiz pastırmaları da ayrı bir tavada biraz pişiriyor ve ıspanağa katıyorum.

Yumurtaları iyice çırpıyor, içine 2 çorba kaşığı kadar su veya süt kattıktan sonra önceden içinde ıspanağı ve diğer malzemenin olduğu ısınmış tavaya döküyorum. Peynir rendesi ve karabiber, arzuya göre pul biber ve tuz ekledikten sonra omletimin alt kısmı kızarıp içi yumuşak kalacak şekilde katlamadan pişiriyorum. Servis yaparken katlayıp tabakta süslüyorum.

Afiyet Olsun!

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 7.523 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: