Skip to content
Reklamlar

Narin bir gelinciğin peşine düştüm…

18 Nisan 2017

 

 

Yine bir bahçe yazısıyla yanınızdayım. Belki sabah kahvenize konuk olacağım belki beş çayınıza. Belki de trafiğe takıldığınızda kabul edeceksiniz beni. Mesele şu ki bahar da hızla gelip geçmekte. Mart başında toprakla buluşan tohumlarımızın çoğu fide olup şaşırtma alanlarına geçtiler. Hatta bu hafta domatesler ve kabaklar bu  geçici mekanlarından çıkıp altı ay boyunca onlara yuva olacak toprağa yerleştiler bile. Hızla gelişiyor her şey. Bir bakıyorsunuz  geceden sabaha gözle görülür şekilde büyüyen bakla taneleri şaşırtıyor bizi, bir bakıyorsunuz betonu delen papatyalar,  kaldırım taşlarının arasından fırlayıveren gelincikler.Gelincikler, yazıma başlık olan, nice ünlü ressama ilham veren o narin kırmızı güzellikler. O incecik sapın üzerinde nisan rüzgarının sertliğine aldırış etmeden havasını atan, birazdan yağacak yağmurdan bile korkmayan güzel yaratık… Geçen yıl ilkbaharda henüz bahçemiz yoncalarla kaplanmamışken çevreyi gezmeye çıkmıştık kız kardeşimle. Toprak köy yollarının iki yanı gelincik ve papatyalarla doluydu. Kimi taptaze kimi kurumaya yüz tutmuş. Kuruyanların tohumlarına uzandı ellerimiz umutla, acemice. Belki bizim bahçemize de konuk olurlar seneye düşüncesiyle. Sonra unuttuk onları bir kibrit kutusunda. Yapacak çok işimiz, ekecek çok tohumumuz vardı çünkü. Sonra yaz geldi, sonbahar, kış ve derken yine bahar. Cemreler düşer düşmez de bahçemize ilk gelincik geldi. Nanelerin arasından başını uzattı ilkin ürkekçe. Görüldüğünü ve sevildiğini anlayınca cesaretlendi. uzadı uzadı. Derken arkadaşları oldu, maydanozların, lavantaların, yoncaların arasında. Ardından ebegümeciler mor mor, hindibalar sarı sarı çiçeğe durdular.

Kibrit kutusunda saklanan tohumlara gerek olmadan misafirimiz oldular. Meğer onlar da bahçemizin inşaat sonrasında dinlenip doğal haline gelmesini beklerlermiş. Hiç ilaç kullanmadığımız için  karıncalar, salyangozlar ve kim bilir göremediğimiz kaç börtü böcekle birlikte yaşayan bitkilerimizi seviyor onlarla doğanın mucizelerini öğreniyor acemiliğimizi atmaya çalışıyoruz.

Bakla yaprakları salataya girdi. Hızla büyüyen baklalar aynı hızla toplanıyor. Kıvırcık salata ve marulların sadece yapraklarını kopartırsak köklerinden tekrar yapraklar büyüyor. İşte bunu da yeni öğrendik.

Bakla yapraklarıyla yaptığımız ebegümecinin çiçekleriyle süslediğimiz salatalarla hem kendimizi hem konuklarımızı şaşırtıyoruz. Ispanağın neden bu kadar çamurlu olduğunu, adaçayını budamazsan arsızca boylandığını, lavantayı fazla budarsan itiş kakış sıklaşıp neredeyse kendi nefesini bile keseceğini, incire, duta, limon, nar ve zeytine gereken ilgiyi gösterince zamanında çiçeklenip bizi ödüllendireceklerini öğreniyoruz. Bu kışı zor geçiren tarçın ve sığla ve erguvanlarımıza da bizi utandırmadıkları ve baharda yeniden capcanlı oldukları için teşekkür ediyoruz. Daha öğrenecek çok şeyimiz var. Mesela bir meyve ağacı gövdesi kalın da olsa toprağa yakın bir yerinden filiz vermemişse işi biraz zor, belki de meyve veremeyecek, bunu görüp üzüleceğiz. İncecik bir fidanken bir yılda genişleyip her yerinden dallar çıkartan o cılız mı cılız ağacın doğurganlığını da hayretle izleyeceğiz.

Havuçlar büyümekte marullar tohuma gitmeye hazır.

Laf lafı açar, zaman su gibi akar. Oysa bahçe bizi bekler.  Yeni ekilecek sebzelere ilave yataklar hazırlanacak. Geçen yıldan öğrendiğimize göre bu yıl kabakgillerle domates sülalesini birbirlerinden uzağa yerleştiriyoruz. Kabakgiller bol su isterken domates narin efendim, çiçeklendikten sonra suyunu kısmak hatta bazılarına göre neredeyse hiç sulamamak gerekiyormuş. Biz domatesleri hasta etmeden bunu anlayamadık da.

Kabak fideleri toprakla buluştu, ancak tohuma gitsin diye bırakılan brokoli ve  lahanayla komşuluğundan memnun kendisi. Arkada yabani pırasalar toplanmayı bekliyor.

Bu arada çiçek tohumu diye bahçe duvarımızın dışına attığımız kişnişlere maşallah demek lazım. Acemilik diyorum ya. Tohumlar karışıvermiş işte…

Bir gelincğin peşinden yazmaya başladım geldim nerelere. Gelincik şerbeti yapalım diyor kardeşim; üstelik tarifi de var elinde. Kıyar mıyım ben size bilemedim, canlar. Hem de şeker tüketmeyelim artık derken. Bence siz bize kırmızı kırmızı gülümseyin sıcaklar bastırana, ömrünüz bitene kadar. Seneye buluşuruz.

 

Reklamlar
2 Yorum leave one →
  1. 21 Nisan 2017 00:42

    Keyifle okudum. O güzelim bahçe maceralarını biz de yaşamaktayız üç yıldır. Selamlar Begonvilli Ev’den.

  2. semra turgut permalink
    18 Nisan 2017 22:55

    Ne güzel anlatmışsın Işılcım hem oraları onlarla yaşadım hem de çok bilgilendim😘

    iPhone’umdan gönderildi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: