Skip to content

İçimiz dışımız incir/ İncir pestili de yaptık.

07 Eylül 2016

 

1-20160906_162922

Ha bugün ha yarın derken bahçemizin incir ağacı ve sokaktan bahçemize komşu olmuş ağaçların dalları incirle doldu. Ama ne incir, sormayın. Toplasan bir türlü toplamayıp dalında kurusun bıraksan başka türlü. Bu kurutma konusu çok uzun ve bunu işinin uzmanının ağzından bir daha ki, sefer yazacağım. Anlaşılan o ki üç haftadır olgunlaştıkça topladığımız incirlere daha olgunlaşmayı bekleyen nicesi eklenecek. Aslında bu işi kurallarına uygun yapmayı bilseydik bir bu kadar inciri ziyan da etmezdik. Ah o ağaçların dibine düşüp ziyan olanlar var ya! Esasen onlar da doğal gübre oldukları için o kadar da üzülmüyoruz ama olgunlaşan incirlere uzanırken bütün üstümüz başımız uzanamadığımız daha yüksek dallarda iyice olmuş ve patlamış incirlerden akan baldan nasibini alıyor da ona yanıyoruz. Bir tırmanış üç kilo incir ardından acil duş… Saç, baş bal içinde yoksa. Yine lafa daldım değil mi? Haydi şimdi geleyim incir pestilini nasıl yaptığıma ve nu doğal şekerli tatlıyı nasıl değerlendirmeyi düşündüğüme. Sözün burasında unutmadan bu pestil işine kızlarım sayesinde bulaştığımı da belirtmeliyim. Eksik olmasınlar biz tatildeyken incirle baş etmenin yolunu böyle bulmuşlar da biz de döndükten sonra durmadan yenilerini yapıyoruz.

1-20160906_090229

Yaklaşık 3 kg incir

3 adet fırın tepsisi

3 tabaka yağlı kağıt

İyice yıkayıp 10 dakika kadar sirkeli suda beklettiğim incirleri dörde bölerek büyükçe bir tencereyle ateşe koydum. On dakika kadr kısık ateşte üzeri kapalı olarak pişirmeye başladım. Bu arada incirler suyunu saldı ve tencerenin kapağını açıp altını iyice kıstım. İyice kısık ateşte 20 dakika kadar daha  kaynayan incirleri el blenderiyle marmelat kıvamına gelene kadar ezdim ve sonra iyice suyunu çekene kadar ( 20 dakika gibi ) pişirmeye devam ettim. Ardından marmelat kıvamında olan inciri üzerine yağlı kağıt yerleştirdiğim fırın tepsilerine döktüm. İncecik bir tabaka halinde olmalarına dikkat ettim( en fazla 1/2 cm kalınlık) Ve sonra da güneş alan bir masa üzerine yerleştirdiğim bu tepsilerin üzerlerini tülbentle iyice örttüm ve kurumaya bıraktım. Sürekli  güneşte olması kaydıyla  tam bir hafta sonra pestilim iyice kurumuştu. Bu süre her şehirde ve ortamda değişebilir. Pestilimin kuruduğunu zahmetsizce yağlı kağıttan ayrılabilmesinden anladım.

1-downloads17

Tepsiden ayırdığım pestili üzerinde bulunduğu yağlı kağıtla birlikte rulo yaptım ve iki gün mutfakta beklettikten sonra çeşitli boylarda kestim.

1-20160906_084801

 

Bir kısmını rulo halinde kapalı bir kapta saklamaya bırakırken büyük bir kısmını da 2 parmak eninde 4 parmak uzunluğunda parçalar şeklinde kestim ve içlerine dövülmüş  fındık, ceviz veya badem koyarak iki yanı açık dolma gibi sardım. Şimdi bunlar  bayramda doğal tatlı olarak ikram edilecekler. Belki de konu komşuya tadımlık armağan olacaklar. Ama muhakkak ağızlara tat, gönüllere hoşluk getirecekler.

Afiyetle hoş kalınız…

1-20160906_091249

 

Bu kez kış için hazır domates çorbası yaptık

06 Eylül 2016

1-20160905_104243

 

 

Hazır çorbalardan uzak duralım deyince pratik bir hazır çorba tarifi vermek şart oldu. İşte bunlara bir örnek, şimdi hazırlayıp kışa hazırda bulmanın tam da zamanıdır. Domatesin en lezzetli zamanı bizim buralarda. Sandık, sandık domates püresi, menemenlik sos hazırlıyoruz bu ara. Şimdi sıra biraz da hazır domates çorbasında. Tarif yeğenimden gelmişti, şimdi ben de uyguluyorum. Tadı nefis oluyor. İster 2 kişilik minik ister kalabalığa göre daha büyük kavanozlara koyup tıpkı domates püresi gibi saklanıyor. Üstelik ısıtırken içine sadece bir miktar su eklemek yeterli…

 

 

 

 

Malzemeler:

8 adet 3 er kişilik  kavanoz için: 3 kg etli, sulu sağlam domates

Biraz taze fesleğen

4-5 diş sarımsak ( arzuya göre bu miktar değişebilir)

2 adet kuru soğan

1 tatlı kaşığı deniz  tuzu

4 çorba kaşığı kadar zeytinyağı

Önerim, açılınca bitecekmiş gibi düşünerek  ufak kavanozlar seçmenizdir.

Nasıl hazırladım:

İri ve sulu domatesleri enlemesine ortadan ikiye böldükten sonra fırın tepsime kabuklu kısmı alta gelecek şekilde dip dibe yerleştirdim. Sonra her birinin üzerine biraz tuz, biraz zeytinyağı ve fesleğen bir parça da    dilimlenmiş sarımsak koydum. En sonunda da halka halka kestiğim soğanları domateslerin üzerine gelişigüzel yerleştirdim ve tepsiyi 230 dereceye ısıttığım fırına saldım.

Yaklaşık 35- 40 dakika sonra domatesler iyice suyunu ve kabuklarını salmış, soğanlar pişmiş fırından mis gibi kokular gelmeye başlamıştı.

Ben bir taşla iki kuş vurayım diye fırın yanarken domateslerin üstündeki rafta kırmızı biberlerimi de közleyiverdim. Bu süre içinde onlar da balon gibi şişerek kabuklarını atıverdiler.

1-20160905_104822

Tepsiyi biraz soğuması için fırından çıkarttım. Ilınan domateslerin zaten ayrılmış kabuklarını elimle çekip aldım ve tepsideki domatesi suyuyla birlikte bir tencereye aktardım. El blenderiyle iyice püre haline getirdikten sonra bir taşım kaynatıp sıcak sıcak kavanozlara boşaltıp kapaklarını sıkıca kapattım ve ters çevirdim. Bu şekilde soğuyana kadar bir gece beklettikten sonra serin ve karanlık bir dolapta kışı beklemeye bıraktım.

Kavanozlara sığmayan bir tabak taze çorbayı eşim afiyetle mideye götürdü.

1-20160905_144435

Not: Benzer bilgileri kış için domates yazımda da bulabilirsiniz.

Kuzu Sırtı /Özel günler için özel bir et yemeği

05 Eylül 2016

1-20160807_202855

Hayat devam ettiği sürece tencereler kaynayacak, yemekler pişecek; acıların ardından da kutlamalar sebebiyle de sofralar kurulacak, duygular paylaşılacak. Uzun zamandır yemek tarifi vermediğim için bugün şöyle esaslı bir et yemeği paylaşarak dönüş yapmak istedim. Hazır önümüz bayram; belki tatilde olmayan dostlarınızla baş başa bir yemek yemek istersiniz. İşte tam da bu sofraya uygun bir yemek bu. Bakalım neler gerekiyormuş:

4 kişi için( fotoğraf 8 kişi için hazırladığım kuzu sırtı yemeğine aittir)

Bir adet kuzu sırtı /yaklaşık 1.250 kg,sırtı  daha ağır olan hayvanın eti sert olabilir, dikkat! Sırt: Kuzunun pirzola kafesinden sonraki bölümüdür, kasabınıza sorduğunuzda bilecektir.

Üç dilim bayat ekmek

Birkaç sap maydanoz

1 kahve fincanı ceviz içi

3 diş sarımsak

1 çorba kaşığı kadar rendelenmiş kuru soğan

Biraz zeytinyağı

Tuz, karabiber, arzuya göre pul biber

Ayrıca:Bu yemeği yaparken  sos ve etin üzerindeki kıtıra kullanacağınız ekmek ve unu glutensiz olarak seçebilir böylece glutensiz beslenenlerin de gönlünü fethetmiş olursunuz.

Garnitür olarak, taze patates ve ızgara sebze ve pilav önerebilirim.

Fransız mutfağının özel yemeklerinden biri olduğundan etin sosunda bir miktar kırmızı şarap kullanılıyor ancak şart değil. Arzu eden azıcık üzüm sirkesini sulandırarak şarap yerine kullanabilir.Bu arzunuza kalmış bir şey.

Nasıl hazırlıyorum?

1-Kasabıma kuzu sırtı hazırlatırken ısrarla sadece üzerinde bulunan  zarı almasını ve yağına kesinlikle dokunmamasını hatırlatarak işe başlıyorum. Sonra aldığım eti tuz ve karabiberle iyice ovuyorum ve iki kat yağlı kağıda sardıktan sonra  220 dereceye ısıttığım fırında etimi yaklaşık 20-25  dakika kadar kızartıyorum. Ben etimin yeteri kadar pişip pişmediğini  etin iç ısısını ölçen bir derece yardımıyla kontrol ediyorum. Etin kurumaması için iç ısısının 70 dereceyi geçmemesi ama üzerindeki yağın da kızarması gerekiyor.1-20160807_093702

 

2-Etimi fırından çıkartıp, yağlı kağıdı açıyor, içinde biriken doğal et suyunu ziyan etmeden eti rahatça kesebileceğim bir tahtaya alıyorum. Etin bu lezzetli suyunu daha sonra sos yaparken kullandım.

3-Fırından çıkan et bir kenarda ılınırken ben üzerine süreceğim harcı hazırlıyorum. Bunun için: ekmek, ceviz, soğan, sarımsak biraz tuz ve biraz maydanoz ve zeytinyağını hep birlikte robottan geçiriyorum.

4- Ilınan eti keskin bir et bıçağı yardımıyla parçalamadan kemiğinden sıyırıyorum. Sonra kemiği ters çevirip alttaki et kısmını da aynı şekilde bir bütün olarak kemikten ayırıyorum ve sonra fırın tepsisine yerleştirirken kesilmiş parçaları sanki kemikten hiç ayrılmamış gibi kemiğin altına ve üstüne yerleştiriyorum. Böylece servis esnasında işim kolaylaşmış oluyor. Buraya kadar olan aşamalar yemek saatinden çok önce yapılabilir. Hatta et önceden bu şekilde pişirilip derin dondurucuda saklanabilir. Ancak o zaman yemekten saatler önce dolaptan çıkartılıp çözdürülmelidir. Bundan sonrası sofraya oturmadan 35-40 dakika önce yapılmalı.

5-  Hazırladığım ekmekli harcı tepsideki etin üzerine elimle yayıyorum.

6- Kuzu sırtını bu kez 200 dereceye ısıttığım fırında üzerindeki harç kızarana kadar tekrar pişiriyorum.

7- Yağlı kağıdın içinde birikmiş olan ve sos kabına aldığım et suyuna 1 tatlı kaşığı tepeleme dolu un ve 2 çorba kaşığı kadar kırmızı şarap ekleyip hafifçe karıştırarak pişirmek suretiyle çok koyu olmayan bir sos elde ediyorum.

8-Üzeri kabuklaşıp kızaran eti masaya getirebileceğim bir servis tepsisine alıyor, yanına garnitürünü yerleştirip sofraya getiriyorum. Servis sırasında üzerine sıcak sostan döküyorum.

Burada önemli bir not düşmem gerekli. Eti yemek saatinde hazırlamış ve hiç soğutmamışsanız bu aşamada fırınınızın ızgara kısmını kullanmanızı da önerebilirim. O zaman eti sadece yaklaşık 20 dakika kadar fırında tutmanız  ve üzeri nar gibi kızarınca hemen alıp servis yapmanız uygun olacaktır. 

Hazırlanışı biraz zor gibi görünse de uğraşınıza defalarca değecek özel bir yemek yapmış olacağınıza emin olunuz.

Afiyet olsun!

 

1-IMG-20160807-WA0010

 

Not:  İçinin yumuşak olması için etinizin kurumamasına dikkat etmelisiniz. 

 

Bahçemizde son durum; umut hep vardı, yine var olacak…

11 Ağustos 2016

1-20160703_101140

Tam tamına altı ay oldu doğduğumuz, büyüdüğümüz, yıllarımızı sefasından çokça cefasıyla geçirdiğimiz “güzel İstanbul’umuzu” bırakıp Urla Kuşçular’a geleli. Sefasından çok cefasını çektik dememe bakmayın, aslında çocukluk yıllarımda önce Nişantaşı’nda ki o zamanlar evlerin bahçeleri vardı sonra Etiler’de  karanfil tarlaları ve dut bahçeleriyle çevrili çayırlara bakan bir evde yaşadık. Henüz apartmanların önünde doğru düzgün bir yol bile yoktu o zamanlar. Mutlu çocuklardık; yeşiller içinde büyüdük, kapıların önünde seksek oynadık, top koşturduk, çayırlarda uçurtma uçurduk. Dizimizi aşan karların içine yürüdük. Biz yaş aldıkça şehir de aldı, kalabalıklaştı ve hiçbir şey git gide artan nüfusuna yetmemeye başladı. Ne dört bir yanındaki denizi, ne kara ne deniz trafiği, ne havası, ne de suyu… Umudumuz azalmadan bekledik yıllarca, ha şimdi metro yapılacak trafik azalacak, ha şimdi daha fazla deniz yolu kullanılacak, trafik azalacak.Olmadı. Köprüler iki olursa her şey kolay olacak; olmadı, şimdi üçüncüsü geliyor…

Neyse konumun o kadar dışına çıktım ki, İstanbul’u özlediğimizi sanacaksınız. Yok, üzülerek belirtmeliyim ki bir kere büyüsünden çıkınca özlem de duyulmuyor kendilerine. Dostlar, arkadaşlar, belki sakin bir günde Boğaz gezintisi ya da baharda bir ada turu hariç.

Geldik geleli, önce bahçemizi yeşillendirmeye sonra da ufak tefek bir şeyler yetiştirmeye çalıştığımızı biliyorsunuz; zaman zaman paylaşıyorum. Bu konuda yazacaklarım o kadar çok ki; yaz yaz bitmez. Ancak ben şu an geldiğimiz durumdan söz etmek istiyorum. Sabah akşam üşenmeden dört bir koldan sulaya sulaya yonca ektiğimiz bahçemiz sonunda yemyeşil oldu. Bu hafta üçüncü kez biçilecek. Biçilen yoncalar Sevgi Ana Çiftliği’ne (https://www.facebook.com/sevgianaciftligi?fref=ts) gidecek, hayvanlarına yem olacak. Karşılığında ihtiyacımız olunca gübre olarak geri dönecek.

1-20160811_075041

Bu yıl için bahçenin sadece 15 metrekarelik  bir kısmında ilaçsız sebze yetiştirmek ve her çeşit meyve ağacı yetiştirmek istemiştik. Denemelerimiz iyi sonuç verirse seneye daha büyük bir alana yayılabiliriz diyorduk. Halâ da diyoruz da belki bir sonraki seneye bu umutlar.Çünkü içimizdeki doyma gözlük yüzünden onu da ekelim bunu da deneyelim, aman ne olacak ki bakalım oluyor muymuş diyerek ( domatesi 50 cm arayla dikin demişlerdi de aman diyeyim siz siz olun 100 cm arayla dikin)  domates, biber, kabak ve patlıcan şuncacık yerde yetiştirmeye kalkınca bu işin hiç de kolay olmadığını gördük. (aslında 8  yerine sadece 4 domates fidemiz olsaydı da hepsi  sağlıklı meyve verseydi yine bize yetermiş)  Bitkilerin hastalıklarıyla ev yapımı ilaçlarla baş etmeyi de neyle neyi nasıl ekmek gerektiğini de öğreniyoruz efendim, öğreniyoruz ama daha şimdiden çeşitli domateslerin çekirdeklerini kurutup fidelik saklamaya başladık bile. Hepsini ekecek yerimiz olmasa da…

1-IMG-20160711-WA0001

Tohumluk bıraktığımız kabağımızın boyunu görmeliydiniz. Onu bulduğumuzda  gördüğünüzden çok az küçüktü ve yaprakların altına saklanmıştı.

Her ne olduysa oldu ama soframıza biber de geldi domates de… Fasulyeleri laf olsun belki tutar diye ekmişti dönürüm; tuttular…

1-20160806_194839

Fasulyeyle limon servilerin aşkı böyle oluyor işte.

Maşallah ne atsa toprağa geri dönüşü olur, eli güçlüdür. Ama biz bakmayı bilememişiz; anac üç ay sonra çiçeklenip fasulye vermeye başladılar ama limon servilerin dibine atılan tohumların büyürken birden bire selvilere dolanıp oradan da bahçenin dışına çıkacaklarını biz hesaplayamamışız. Servi dallarıyla fasulyenin aşk yapmalarına seyirci kalmışız. Kabak durmadan döküyor diye şımarmış onu da şımartmışız, suya boğmuşuz, hoş yine döküyorlar ama nazlı nazlı bol çiçek az kabak. Domateslere gelince  gerçekten azıcık su istiyorlarmış ama onlar susuz kalınca bizim boğazımızdan su geçer mi… İki günde bir domatese su verilir mi… Şimdi sularını kestik de umudumuz attı. Biberler hayatlarından memnun sayılır. Patlıcanlar da ümit verici. Şu ana kadar bolca salatalık yedik Allah için şimdi yenilerini bekliyoruz.1-20160811_075106

Dometesin, biberin, kabağın, acurun ilk ürünlerinden tohumlarını aldık, kuruttuk neyse ki. Ama bir kavun öylümüz  var ki hiç sormayın. Komşumuz Alaçatı kavunu budur aman ekin diyerek 8 tanecik!!!!!! kavun çekirdeği ile geldi.Ya tutar ya tutmaz, siz deneyin dedi de başka bir şey demedi. Keşke bunlar çok su istemez aman dikkat deseymiş. Kavun  sofraya gelene kadar  o kadar az su istermiş ki… biz de kabakgillerden bu deyip bastık suyu… Tam da yanında buradaki sıcakta bir türlü güzelleşemeyen, durmadan su isteyen ortancalarımız var ya! Bir sürü çiçek, bir sürü kavun demektir sandık. Acemiliğimize veriniz. Seneye su yok size! Tam ümidimizi ve kavunların suyunu da kesmişken o da ne!1-20160810_093846

Bu sabah sarı çiçeklerini delip meyveye dönüşen bir ( belki başkaları da olacak) kavun bebesi görmeyelim mi… Şimdi her sabah bebeciğimizin durumunu kontrol etmekle başlayacağız güne. Umut her zaman var… Evet, toprağa gömdüğümüz patatesleri çürütmüş olabiliriz ama incirlerimiz toplanmaya hazırlar. Bazıları çoktan sofrada.

1-20160809_201230

Tazecik yenen yenecek, dalında kalanlar kurutulacak ve incir sirkesine yatacaklar.Narlar da, ceviz de sırasını bekliyor. Ya bademe ne demeli… Dikildiğinde o bir metrecik boyuyla ne olur bu ağaçtan demiştik ama şu anda elimizde tam tamına on tek bademimiz var! Kıracağız ve tadına bakacağız da biz henüz seyretmekteyiz. Büyümesini takip ettiğimiz şeyler soframıza gelince bir yemeye kıyamama hali var ki sormayın.

1-1-20160806_194807

Bu yıl kışa hazırlık bizim bahçeden olmayacak belki ama sağ olsun konu komşu, sağ olsun kontrollü üretim yapan üretici dostlar. Kayısı reçelini, vişne, kayısı ve portakal likörünü, limon turşusunu nasıl yaptık sanıyorsunuz. Bütün bunların yanında nane likörünün bizim bahçenin nanesinden olduğunu söylemeyi unutmamalıyım. Ayrıca yeteri kadar limon otu, adaçayı ve kekiğimiz var. Bir de lavantalarımız tabii. İlk hasat yapıldı bile.

1-Rar$DIa02

Şimdilik durumumuz bu.  Bu arada unutmadan eklemeliyim ki,bulunduğumuz yer bir ova ama garip bir rüzgârı var. Yazın iyiydi de kış sebzeleri bakalım bu işe ne diyecek… Hangileri soframıza gelebilecek…

Bir sonraki yazıma kadar hoş kalınız.

Not: Ülkemde her ne olursa olsun yine bir bayram yaklaşmakta. Tariflerimi ihmal ettiğimi biliyorum ve size bayram için güzel bir et yemeği tarifi hazırlıyorum.

 

Kızılcık Reçeli & Şerbeti

01 Ağustos 2016

mutfak penceremden

“Geliyor kızılcık sopası”, “Kan kustu kızılcık şerbeti içtim, dedi” Nedir bu kızılcık, hem sopası var hem de şerbeti.Eskilerin deyimiyle korkusuz haylazlar için “hiç kızılcık sopası yememiş ” denirdi, meğer ki kızılcık ağacının dallarının sertliği ve sağlamlığından dolayı bu ağaçtan yapılan sopayı yiyen acısını unutamayacağı anlatılırmış. Hele üzüntüsünü, kahrını saklamak isteyenlerin kızılcık şerbetinin renginin ne kadar kırmızı olduğuna vurgu yapması dilimizdeki bazı hoşluklardandır.

Sadece eylül ve ekim aylarında tezgahlarda görülebilen buruk tadıyla ve güzel rengiyle dikkat çeken ve yendiğinde ağıda buruk bir tat bırakan bu meyvenin faydaları pek çoktur. Mutfak eczanesinin kıymetli bir üyesi olan kızılcıktan ister reçel ister şerbet yapın ama dolabınızda bulundurun derim.

Kızlıcık ağacının kabukları kaynatılıp içildiğinde ateş düşürücü etkisi vardır ve menopozda faydalıdır.

 Kanın pıhtılaşmasını sağlar.

Böbrek taşlarının düşmesine yardımcı olur.

Kızılcık ağacının kabukları ishali kesmeye yardımcı olur ama meyveleri ishal yapıcıdır.

Yaprakları ezilip yaraların üzerine sürülürse iyileşme sağlar.

Kızılcık suyu uykusuzluğa iyi gelir. Vücut direncini arttırır.

View original post 152 kelime daha

Bayramları özlediniz mi?

29 Haziran 2016

Ben mesela, özledim. Hani birkaç yıl önce olsa “eski bayramları” özledik diye yazardım da,  bugünkü derdim o değil. Kutlamayı özledim; kutlanacak bir şey bulamadığımdan olacak ki KUTLAMALARA özlemim arttı. Bloguma dönüp baktım da beş yıldır neredeyse bütün bayramlarda isteksizce mecburmuşum gibi yazmışım mesajlarımı. Tariflerimin bile tadı kalmamış. Tekrar üstüne tekrar. Sizce neden? Tembel miyim yazmaya, tembel miyim yeni tarifler üretmeye ve paylaşmaya? Keşke öyle olsaydı… Özür diler sizlerden bir yerden başlardım yine. Yoo, bu isteksizlik kutlanacak bir bayramı hissedememekten öte bir şey değil. Kim böyle acılı yıllar yaşamakta olan bir dünyada, ” ülkede” rahatça mutfağa girip de bayram yemekleri ve bayram tatlıları yapmak ister ki?

Biraz ağır oldu belki ama şu an elimden gelen sadece isyanımı bu şekilde dile getirmek.

Evet, bayramları özledim ben. Hani günler  önceden hazırlığı yapılan neşeyle kutlanan bayramları. Sahi unutmadan; sadece dini bayramları değil, ulusal bayramları da kutlamayı özledim.

Yaklaşan şeker bayramı için özel bir mesaj yazmazsam lütfen affola! Bugün bu hisler içindeyim.

Sevgiyle, sağlıkla hoş kalınız.

Ramazana Özel

07 Haziran 2016

 

Ramazan geldi hoş geldi. Bu yıl yine en uzun günlerde oruç tutulacak. Sıcak bir günün sonunda iftara ne hazırlayacağınızı düşünürken size  yardımcı olabilecek daha önce verdiğim birkaç tarifi yinelemek isterim. Bu hafta yine iftara özel yepyeni bir tarif vermeye çalışacağım. Ramazanınız hayırlı olsun.

https://mutfakpenceremden.com/2011/08/10/3_soguk_çorba

https://mutfakpenceremden.com/2011/06/08/cay-bardaginda…-meyveli-kolay/

: https://mutfakpenceremden.com/2012/07/17/patlicanli-borekyufka-ile/

https://mutfakpenceremden.com/2012/03/09/sehriye-piyazi/

: https://mutfakpenceremden.com/2011/07/08/sebzeli-karniyarik/

Helatiye /Osmanlı’dan Bir Lezzet

%d blogcu bunu beğendi: