Skip to content

Bahçemizde son durum; umut hep vardı, yine var olacak…

11 Ağustos 2016

1-20160703_101140

Tam tamına altı ay oldu doğduğumuz, büyüdüğümüz, yıllarımızı sefasından çokça cefasıyla geçirdiğimiz “güzel İstanbul’umuzu” bırakıp Urla Kuşçular’a geleli. Sefasından çok cefasını çektik dememe bakmayın, aslında çocukluk yıllarımda önce Nişantaşı’nda ki o zamanlar evlerin bahçeleri vardı sonra Etiler’de  karanfil tarlaları ve dut bahçeleriyle çevrili çayırlara bakan bir evde yaşadık. Henüz apartmanların önünde doğru düzgün bir yol bile yoktu o zamanlar. Mutlu çocuklardık; yeşiller içinde büyüdük, kapıların önünde seksek oynadık, top koşturduk, çayırlarda uçurtma uçurduk. Dizimizi aşan karların içine yürüdük. Biz yaş aldıkça şehir de aldı, kalabalıklaştı ve hiçbir şey git gide artan nüfusuna yetmemeye başladı. Ne dört bir yanındaki denizi, ne kara ne deniz trafiği, ne havası, ne de suyu… Umudumuz azalmadan bekledik yıllarca, ha şimdi metro yapılacak trafik azalacak, ha şimdi daha fazla deniz yolu kullanılacak, trafik azalacak.Olmadı. Köprüler iki olursa her şey kolay olacak; olmadı, şimdi üçüncüsü geliyor…

Neyse konumun o kadar dışına çıktım ki, İstanbul’u özlediğimizi sanacaksınız. Yok, üzülerek belirtmeliyim ki bir kere büyüsünden çıkınca özlem de duyulmuyor kendilerine. Dostlar, arkadaşlar, belki sakin bir günde Boğaz gezintisi ya da baharda bir ada turu hariç.

Geldik geleli, önce bahçemizi yeşillendirmeye sonra da ufak tefek bir şeyler yetiştirmeye çalıştığımızı biliyorsunuz; zaman zaman paylaşıyorum. Bu konuda yazacaklarım o kadar çok ki; yaz yaz bitmez. Ancak ben şu an geldiğimiz durumdan söz etmek istiyorum. Sabah akşam üşenmeden dört bir koldan sulaya sulaya yonca ektiğimiz bahçemiz sonunda yemyeşil oldu. Bu hafta üçüncü kez biçilecek. Biçilen yoncalar Sevgi Ana Çiftliği’ne (https://www.facebook.com/sevgianaciftligi?fref=ts) gidecek, hayvanlarına yem olacak. Karşılığında ihtiyacımız olunca gübre olarak geri dönecek.

1-20160811_075041

Bu yıl için bahçenin sadece 15 metrekarelik  bir kısmında ilaçsız sebze yetiştirmek ve her çeşit meyve ağacı yetiştirmek istemiştik. Denemelerimiz iyi sonuç verirse seneye daha büyük bir alana yayılabiliriz diyorduk. Halâ da diyoruz da belki bir sonraki seneye bu umutlar.Çünkü içimizdeki doyma gözlük yüzünden onu da ekelim bunu da deneyelim, aman ne olacak ki bakalım oluyor muymuş diyerek ( domatesi 50 cm arayla dikin demişlerdi de aman diyeyim siz siz olun 100 cm arayla dikin)  domates, biber, kabak ve patlıcan şuncacık yerde yetiştirmeye kalkınca bu işin hiç de kolay olmadığını gördük. (aslında 8  yerine sadece 4 domates fidemiz olsaydı da hepsi  sağlıklı meyve verseydi yine bize yetermiş)  Bitkilerin hastalıklarıyla ev yapımı ilaçlarla baş etmeyi de neyle neyi nasıl ekmek gerektiğini de öğreniyoruz efendim, öğreniyoruz ama daha şimdiden çeşitli domateslerin çekirdeklerini kurutup fidelik saklamaya başladık bile. Hepsini ekecek yerimiz olmasa da…

1-IMG-20160711-WA0001

Tohumluk bıraktığımız kabağımızın boyunu görmeliydiniz. Onu bulduğumuzda  gördüğünüzden çok az küçüktü ve yaprakların altına saklanmıştı.

Her ne olduysa oldu ama soframıza biber de geldi domates de… Fasulyeleri laf olsun belki tutar diye ekmişti dönürüm; tuttular…

1-20160806_194839

Fasulyeyle limon servilerin aşkı böyle oluyor işte.

Maşallah ne atsa toprağa geri dönüşü olur, eli güçlüdür. Ama biz bakmayı bilememişiz; anac üç ay sonra çiçeklenip fasulye vermeye başladılar ama limon servilerin dibine atılan tohumların büyürken birden bire selvilere dolanıp oradan da bahçenin dışına çıkacaklarını biz hesaplayamamışız. Servi dallarıyla fasulyenin aşk yapmalarına seyirci kalmışız. Kabak durmadan döküyor diye şımarmış onu da şımartmışız, suya boğmuşuz, hoş yine döküyorlar ama nazlı nazlı bol çiçek az kabak. Domateslere gelince  gerçekten azıcık su istiyorlarmış ama onlar susuz kalınca bizim boğazımızdan su geçer mi… İki günde bir domatese su verilir mi… Şimdi sularını kestik de umudumuz attı. Biberler hayatlarından memnun sayılır. Patlıcanlar da ümit verici. Şu ana kadar bolca salatalık yedik Allah için şimdi yenilerini bekliyoruz.1-20160811_075106

Dometesin, biberin, kabağın, acurun ilk ürünlerinden tohumlarını aldık, kuruttuk neyse ki. Ama bir kavun öylümüz  var ki hiç sormayın. Komşumuz Alaçatı kavunu budur aman ekin diyerek 8 tanecik!!!!!! kavun çekirdeği ile geldi.Ya tutar ya tutmaz, siz deneyin dedi de başka bir şey demedi. Keşke bunlar çok su istemez aman dikkat deseymiş. Kavun  sofraya gelene kadar  o kadar az su istermiş ki… biz de kabakgillerden bu deyip bastık suyu… Tam da yanında buradaki sıcakta bir türlü güzelleşemeyen, durmadan su isteyen ortancalarımız var ya! Bir sürü çiçek, bir sürü kavun demektir sandık. Acemiliğimize veriniz. Seneye su yok size! Tam ümidimizi ve kavunların suyunu da kesmişken o da ne!1-20160810_093846

Bu sabah sarı çiçeklerini delip meyveye dönüşen bir ( belki başkaları da olacak) kavun bebesi görmeyelim mi… Şimdi her sabah bebeciğimizin durumunu kontrol etmekle başlayacağız güne. Umut her zaman var… Evet, toprağa gömdüğümüz patatesleri çürütmüş olabiliriz ama incirlerimiz toplanmaya hazırlar. Bazıları çoktan sofrada.

1-20160809_201230

Tazecik yenen yenecek, dalında kalanlar kurutulacak ve incir sirkesine yatacaklar.Narlar da, ceviz de sırasını bekliyor. Ya bademe ne demeli… Dikildiğinde o bir metrecik boyuyla ne olur bu ağaçtan demiştik ama şu anda elimizde tam tamına on tek bademimiz var! Kıracağız ve tadına bakacağız da biz henüz seyretmekteyiz. Büyümesini takip ettiğimiz şeyler soframıza gelince bir yemeye kıyamama hali var ki sormayın.

1-1-20160806_194807

Bu yıl kışa hazırlık bizim bahçeden olmayacak belki ama sağ olsun konu komşu, sağ olsun kontrollü üretim yapan üretici dostlar. Kayısı reçelini, vişne, kayısı ve portakal likörünü, limon turşusunu nasıl yaptık sanıyorsunuz. Bütün bunların yanında nane likörünün bizim bahçenin nanesinden olduğunu söylemeyi unutmamalıyım. Ayrıca yeteri kadar limon otu, adaçayı ve kekiğimiz var. Bir de lavantalarımız tabii. İlk hasat yapıldı bile.

1-Rar$DIa02

Şimdilik durumumuz bu.  Bu arada unutmadan eklemeliyim ki,bulunduğumuz yer bir ova ama garip bir rüzgârı var. Yazın iyiydi de kış sebzeleri bakalım bu işe ne diyecek… Hangileri soframıza gelebilecek…

Bir sonraki yazıma kadar hoş kalınız.

Not: Ülkemde her ne olursa olsun yine bir bayram yaklaşmakta. Tariflerimi ihmal ettiğimi biliyorum ve size bayram için güzel bir et yemeği tarifi hazırlıyorum.

 

Kızılcık Reçeli & Şerbeti

01 Ağustos 2016

mutfak penceremden

“Geliyor kızılcık sopası”, “Kan kustu kızılcık şerbeti içtim, dedi” Nedir bu kızılcık, hem sopası var hem de şerbeti.Eskilerin deyimiyle korkusuz haylazlar için “hiç kızılcık sopası yememiş ” denirdi, meğer ki kızılcık ağacının dallarının sertliği ve sağlamlığından dolayı bu ağaçtan yapılan sopayı yiyen acısını unutamayacağı anlatılırmış. Hele üzüntüsünü, kahrını saklamak isteyenlerin kızılcık şerbetinin renginin ne kadar kırmızı olduğuna vurgu yapması dilimizdeki bazı hoşluklardandır.

Sadece eylül ve ekim aylarında tezgahlarda görülebilen buruk tadıyla ve güzel rengiyle dikkat çeken ve yendiğinde ağıda buruk bir tat bırakan bu meyvenin faydaları pek çoktur. Mutfak eczanesinin kıymetli bir üyesi olan kızılcıktan ister reçel ister şerbet yapın ama dolabınızda bulundurun derim.

Kızlıcık ağacının kabukları kaynatılıp içildiğinde ateş düşürücü etkisi vardır ve menopozda faydalıdır.

 Kanın pıhtılaşmasını sağlar.

Böbrek taşlarının düşmesine yardımcı olur.

Kızılcık ağacının kabukları ishali kesmeye yardımcı olur ama meyveleri ishal yapıcıdır.

Yaprakları ezilip yaraların üzerine sürülürse iyileşme sağlar.

Kızılcık suyu uykusuzluğa iyi gelir. Vücut direncini arttırır.

View original post 152 kelime daha

Bayramları özlediniz mi?

29 Haziran 2016

Ben mesela, özledim. Hani birkaç yıl önce olsa “eski bayramları” özledik diye yazardım da,  bugünkü derdim o değil. Kutlamayı özledim; kutlanacak bir şey bulamadığımdan olacak ki KUTLAMALARA özlemim arttı. Bloguma dönüp baktım da beş yıldır neredeyse bütün bayramlarda isteksizce mecburmuşum gibi yazmışım mesajlarımı. Tariflerimin bile tadı kalmamış. Tekrar üstüne tekrar. Sizce neden? Tembel miyim yazmaya, tembel miyim yeni tarifler üretmeye ve paylaşmaya? Keşke öyle olsaydı… Özür diler sizlerden bir yerden başlardım yine. Yoo, bu isteksizlik kutlanacak bir bayramı hissedememekten öte bir şey değil. Kim böyle acılı yıllar yaşamakta olan bir dünyada, ” ülkede” rahatça mutfağa girip de bayram yemekleri ve bayram tatlıları yapmak ister ki?

Biraz ağır oldu belki ama şu an elimden gelen sadece isyanımı bu şekilde dile getirmek.

Evet, bayramları özledim ben. Hani günler  önceden hazırlığı yapılan neşeyle kutlanan bayramları. Sahi unutmadan; sadece dini bayramları değil, ulusal bayramları da kutlamayı özledim.

Yaklaşan şeker bayramı için özel bir mesaj yazmazsam lütfen affola! Bugün bu hisler içindeyim.

Sevgiyle, sağlıkla hoş kalınız.

Ramazana Özel

07 Haziran 2016

 

Ramazan geldi hoş geldi. Bu yıl yine en uzun günlerde oruç tutulacak. Sıcak bir günün sonunda iftara ne hazırlayacağınızı düşünürken size  yardımcı olabilecek daha önce verdiğim birkaç tarifi yinelemek isterim. Bu hafta yine iftara özel yepyeni bir tarif vermeye çalışacağım. Ramazanınız hayırlı olsun.

https://mutfakpenceremden.com/2011/08/10/3_soguk_çorba

https://mutfakpenceremden.com/2011/06/08/cay-bardaginda…-meyveli-kolay/

: https://mutfakpenceremden.com/2012/07/17/patlicanli-borekyufka-ile/

https://mutfakpenceremden.com/2012/03/09/sehriye-piyazi/

: https://mutfakpenceremden.com/2011/07/08/sebzeli-karniyarik/

Helatiye /Osmanlı’dan Bir Lezzet

Beş-Altı Mayıs, Hıdırellez Bayramı

05 Mayıs 2016

mutfak penceremden

31

Hızır & İlyas  ( Zaman içinde Hıdırellez olarak dilden dile değişmiştir)

İster onların bir zamanlar birbirlerinden ayrı düşmüş kardeşler olduğuna, ister çok iyi arkadaş olup sürekli tartıştıkları için ayrı yaşamaya karar vermiş kişiler olduklarına inananlardan olun hiç fark etmez, ancak ortak inanış  Hızır ve İlyas Peygamberler’in  Mayısın beşini altısına bağlayan, kışın yerini yaza bırakacağı, doğanın yeniden canlanacağı saatlerde aramıza katılıp çeşitli iyilikler yapacaklarıdır. Bu gerçeküstü görünen olaya nasıl inanılmış ve bu konuda ne gibi yorumlar yapılmış bunlar hakkında yazmak yerine, size yüzyıllardan beri Türk Dünyası’nda Hıdrellez kutlamaları arasında yer alan bazı ritüellerden söz etmek istiyorum. Belki siz de bir veya birkaçını uygulamak istersiniz.Tam bu noktada Hıdırellez Bayramı’nın  mevsimsel bayramlardan biri olduğunu ve ferdi olarak kutlandığını hatırlatalım.

– Hıdırellez günü, doğa ve insan sevgisi çok önemlidir; çünkü Hızır ve İlyas, insanları, doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan dinsel varlıklardır.

– İnanışa göre Hıdırellez günü, hiçbir yeşil dalından…

View original post 524 kelime daha

Kuzu Etli Enginar

05 Mayıs 2016

 

 

 

1-DSC_5552

Geçen hafta Urla’da Uluslararası enginar festivalinin birincisi yapıldı. Aslında daha önce enginar bayramı olarak var olan bu şenlik bu yıl uluslararası olmuş. İyi ki de olmuş.Aman efendim ne siz sorun ne ben anlatayım. Gelmek görmek yaşamak lâzım. Gerçekten son derece düzenli bir organizasyona şahit olduk..Üç gün boyunca enginarın sayısız yemeğe ve tatlıya dönüştüğünü gördük.Sokaklara kurulan portatif mutfaklarda ünlü ustaların canlı yemek pişirmesini de her sokakta ayrı bir müzik gurubunun canlı müzik yapmasını da, müziğe kendini kaptıran yerli yabancı turistleri de görme şansımız oldu. Yemek çeşitlerini saymam mümkün değil gerçekten. Ancak bu kadar enginarı bir arada görünce  eve gelip bir enginar yemeği pişirip size paylaşmak istedim hemen. Yeni bir şey mi? Hayır ama henüz paylaşmadığım bir tarif. Belki enginarlı kısır, enginarlı keşkek, enginarlı içli köfte, enginarlı pasta. enginarlı börek,enginar yaprağında midye dolma ve dondurmalı enginar tatlısı kadar enteresan değil ama eli ayağı düzgün bir ana yemek bu.

 

Neler gerekiyor?

6 adet ayıklanmış limonlu suda bekletilmiş enginar çanağı. Arzuya göre iyice temizlenmiş saplarını da kullanabilirsiniz.

12 adet arpacık soğan

350 gr kadar koldan kuzu kuşbaşı.

1 kuru soğan

3 diş sarımsak

3 adet yeşil biber

Tuz, karabiber

Nasıl yapıyorum?

Enginarları iyice ayıklayıp temizleyip sonra da limonla ovup yine bol limonlu suda bekletiyorum. Bu arada kuzu koldan ufak kestirdiğim etlerimi soğan, sarımsak, yeşil biber, tuz ve karabiber katkısıyla pişiriyorum. Ben az suyla düdüklü tencerede pişiriyorum. Böylece etin lezzeti içinde kalıyor. Sonra enginarları bir cam tencereye birbiri üzerine gelmeyecek şekilde diziyorum. Herbirinin içini et ve arpacık soğanla doduruyorum. Etin suyunu üzerine döküp tencerenin kapağını kapatıyorum. Kısık ateşte enginarlar iyice pişene kadar pişiriyorum. Dereotuyla süsleyerek masaya getiriyorum.

Not: Bu yemeği ben ufak boy enginarla yaptığım içim kişi başı iki adet düşündüm.

Afiyet olsun!

Yeni yaşam, yeni mutfak; “Mutfağımda neler oluyor?” Havadan sudan bir yazı…

22 Mart 2016

1-Rar$DIa0

 

Yine bir 21 Mart günündeyim. Günler öncesinden yazdığım yazıyı bu yıl bir türlü yazamadım. Vaktim mi  yoktu? Yooo, vardı. Hem de şehirde olduğundan çok daha fazla. Ama  isteğim yoktu. Huzursuzdum. Hâlâ da öyleyim ya… Bahar bayramını kutlaması bile kısıtlanan bir coğrafyada yaşamanın huzursuzluğu, her sabah hangi olaya uyanacağını bilememenin, korkuyla korkutulmanın, acılara alıştırılır olmanın huzursuzluğu olsa gerek bu huzursuzluk, ya da benzer duygular. Engel oldular yazmama.

Sonra ne olduysa oldu, dün akşam boğazımda düğümlenen kelimeler isyan ettiler, gözüme yaş olup döküldüler ve sonra birden kalktım, bilgisayarımın başına geçtim, en iyisi  havadan sudan bir şeyler yazayım dedim.

Evet başlığa döneyim; yeni yaşam, yeni mutfak…

Tam dört haftadır yeni evimize yerleşmeye, yeni hayatımıza ayak uydurmaya çalışıyoruz. Her zaman yazmışımdır; benim için bir evin kalbi mutfaktır. Pek tabii ki evimizde ilk yerleşen, ilk hayat bulan da mutfağım oldu. Geçen yazımda da paylaşmıştım, Urla’nın ilk tanıdığım, öğrendiğim yeri pazarları oldu. Mevsim bahar olunca renklerin arttığı, yeşilin iyice bollaştığı, capcanlı pazarlar. Koşan tavuğun yumurtasını mı, sevgiyle sağılan ineğin sütünü mü, mevsiminde sağlıklı üretilmiş sebzeyi mi ararsınız… Hepsi var bu pazarlarda. Gezmesi de alışverişi de pek keyifli doğrusu.

Gelelim benim mutfağa; Portakalın ve limonun bolluğu ve lezzeti her pazara gittiğimde alışveriş arabamı bunlarla doldurmama sebep oluyor. Son kalmış, ayva da alsam, aman da Amasya elması varmış, Deveci armuduna da bak ne sulu ne lezzetli… Almak iyi güzel, bir de tüketmek gerekiyor tabii. Biliyorsunuz, portakal likörüyle başladım işe. Ardından size daha önce tarifini paylaşmış olduğum tutti frutti adlı karışık meyve reçelimi yaptım. Maalesef ayvalarımın cinsinden herhalde reçelimin  rengi geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi kızarmadı, sapsarı kaldı. https://mutfakpenceremden.com/2014/02/18/tutti-frutti/Ama lezzetine diyecek yok. Ardından ayva peltesi yapmaya giriştim, Biz ayva peltesi diyoruz da İspanyollar ” membrillo” dediği için galiba dünya mutfağında bu şekilde bilinen bir tatlı bu. Kahvaltıda veya şarap ve peynirle sunulabilen bir tat.1-20160317_084736-001

Dedim ya ayvanın cinsi herhalde; onun da rengi bir türlü kızaramadı. Oysa ağır ağır pişince içine çekirdekli köklerini de katınca muhakkak kızarmasını bekliyordum ama olamadı işte. Kereviz, pırasa, ıspanak,enginar… Ooffff bunların her birine ayrı bir yazı yazmak lazım vallahi! Enginar için yazacağım tabii. Urla’da yaşa da enginar hakkında yazma. Mümkün mü? Neyse mutfağıma döneyim. Bu kadar sebze ve meyve mutfağa girerse bunların kabukları ve artıkları da olacak tabii. Eh biz zaten bu artıkları bahçemizdeki toprağa katmak için kompost yaparak değerlendireceğiz.  **Kompostun ne olduğunu, nasıl yapıldığını bir başka yazıya bırakarak komposta katmadıklarımı nasıl değerlendirdiğimden söz edeyim. Kocaman bir kavanoz içine elma, armut ve ayvanın her gün çıkan köklerini ve kabuklarını, kereviz yapraklarını ve portakal kabuklarını ve bir kaç parça da portakal içini yerleştirmeye başladım. Sonra üzerlerine bir miktar kaynamış su ekledim. Bir hafta boyunca elime geçeni kavanoza istifledikten sonra üzerine geçen yıldan kalma ev sirkemden bir bardak kadar koydum. Şimdi kavanozumun ağzı bir tülbentle örtülü ve içindekiler sirkeleşmeyi beklemekteler. Bu daha önceki elma sirkesi tarifimden biraz farklı oldu, çünkü hazır meyveden değil de meyve kabuklarını biriktire biriktire yaptım. https://mutfakpenceremden.com/2015/04/08/sizde-evde-elma-sirkesi- Sanırım havalar ılık giderse on güne kadar kavanozumdakileri süzüp yeni sirkemi şişelere alabileceğim. Tabii bu arada yeni kavanozlar  yeni atıklarımla dolmaya devam edecek. Sirke konusunda dikkat edilmesi geren bir şey var; aman siz siz olun sakın çürük çarık meyvelerden sirke yapmaya kalkışmayınız. https://mutfakpenceremden.com/2011/10/17/incir-sirkesi-evde-sirke-yapiyoruz/ Bu arada Karaburun limonundan yaptığım limon turşusunu da unutmayalım.https://mutfakpenceremden.com/2011/03/23/limon-tursusu/

Nerede kalmıştım? Evet, reçel, sirke, likör… Gelelim süt ve yoğurt durumlarına… Burada sabah sütü denen taze sağılmış ılık süt bulmak mümkün oluyor, ne güzel değil mi? Kutulara sıkıştırılmış süt tozu katkılı içecekler yerine saf ve “olabildiği kadar“* sağlıklı süt bulmak. Ancak daha sağlıklı  olan keçi ve koyun sütü için sıraya girmemiz gerekiyor. Önce yavrucuklar sonra biz. Kaynatıp bir kısmıyla yoğurt mayalıyorum, kalanını günlük ihtiyaca ayırıyorum.

1-20160322_104817-001

Not: Yoğurdumu mayaladığım bu toprak kap Sevgi Ana Çiftliği’ nin güzel sahibesi Şadan Güvenir’in “aramıza hoşgeldiniz” hediyesidir. İçi bembeyaz sırlı,  dibine yakın bir yerde minicik bir deliği var; yoğurdun fazla suyunu emebilsin diye. https://mutfakpenceremden.com/2015/03/19/ta-tu-ta-ve-sevgi-ana-ciftligi/

Yıllardır sehirde de çiğ süt peşinde koşup yoğurdumu evde yapan biri olduğum halde geçende tam 5 litre sütüm bir türlü maya tutmadı. Sanırım havanın aniden soğuması mı mayamın yeterince ılık olmaması mı benim biraz acele etmem mi ne sebep olduysa olmadı işte gece maya verdiğim süt sabaha cılk süt. Ne yapayım, tabii ilk aklıma gelen bir kısmını peynir yapmak oldu. Kaynattım, belli bir sıcaklığa gelince içine biraz limon biraz tuz… Sonra bekleme süreci ve süzme işlemi. Birkaç saat sonra mis gibi taze peynirim hazırdı.

Tatlı Lor /Ricotta Yapıyoruz

Peynirden süzülen su da cabası. Hava tam da çorba havasıydı. Eh çorba yapacak sağlıklı bir de suyumuz vardı. Hiç durmadım. Onu da değerlendirdim. Bir litre kadar süt ayırmıştım maya tutmayan sütten. Bu kez ona tekrar yoğurt mayası kattım ve 50 derecedeki fırında 2 saat kadar beklettim. Belki yoğurdu bu kez tuttururum diye. Ama nafile. Bir şey oldu ama ne biliyor musunuz? 1 litre sütten 150 gr kadar saf kaymak oldu. Hani araya araya bulamadığımız bıçakla kesebildiğiniz kıvamda tatlı üzerine konacak lezzette bir kaymak. Soframıza geldi, balla buluştu ve kahvaltımızı şenlendirdi. Haaa! Bir daha aynısını tutturabilecek miyim, deneyip göreceğiz. Yani uzun lafın kısası, burada hiç bir şeyi ziyan etmemeyi öğreniyoruz.

*Olabildiği kadar dememde sebep şu; sütün taze olması ve menşeinin belli olması sağlıklı olması için yeterli değil de o yüzden. Ama çevremiz bu işi bilen dostlarla dolu; zaman içinde hayvanını en sağlıklı besleyen üreticilere ulaşacağımızdan eminim.

Yaaa, işte böyle… Konuşmaya başlayınca susmak bilmiyorum.Yazmışım yine uzun, uzun. Oysa geçen hafta pişirdiğim enginar dolmasının tadı damağımızda ve  yenileri dolmak için beni bekler. https://mutfakpenceremden.com/2011/03/30/zeytinyagli-enginar-dolmasi-girit-usulu/DSC_0111

Daha sırada otlu börek  ve taze bezelye yemeği var. Ot dedim ya o da ayrı bir yazı konusu. Takip edin dostlar, sıra onlara da gelecek.

**kompost: https://tr.wikipedia.org/wiki/Kompost

Bugünlük bu kadar , kalın sağlıcakla…

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 7.421 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: