Skip to content

“Çocuğum Okulda Bugün Ne Yedi?”

29 Eylül 2012

Siz duyarlı annelere,anneannelere ve de babaannelere sesleniyorum. Daha doğrusu yine sevgili Pınar Kaftancıoğlu yazıyor, ben de size aktarıyorum. Biliyorsunuz benim mutfağımdaki kuru, yaş tüm gıda ürünlerinin çoğu Pınar Kaftancıoğlu’nun Nazilli’deki çifliğinden, diğerleri  de yine güvendiğim yerel üreticilerin köylerinden geliyor. Sizlere sıklıkla “çocuklarınız veya torunlarınız için evde bir şeyler pişirin, onları içeriği ne olduğunu bilmediğiniz şeylerle beslemeyin, lütfen” diye hatırlatmalar yapıyor, verdiğim tariflerde bu konuya sürekli değinmeye çalışıyorum. Bu akşam  sevgili Pınar’dan okullar açılır açılmaz yine gündeme gelen” çocuğum okulda ne yiyor?” konusunda bir duyuru geldi. Bana da bu duyuruyu seve seve yayınlamak düştü.Bu duyuruda Pınar Kaftancıoğlu’nunbir müşterisinden gelen bir e- mail ve Pınar’ın yorumu var. Gerisi size kalmış.Buyrun yazıya göz atalım.

Dört gün önce, ”Kızım ilkokula başladı bu yıl…” diye başlayan bir mail geldi. 

”Benim için daha önemli, hayat meselesi olmakla birlikte; ev halkı için de sağlıklı – sağlıksız yemekhane konusu gündemimizden eksik olmuyor.” diye devam ediyordu. ”Çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullardaki yönetici – eğiticilerin büyük bölümünde sağlıklı beslenme bilinci yokken yemek şirketlerinden insaf beklemek hayal… Yeterli ve sağlıklı beslenmek yerine ‘karnı doysun’, ‘kutu meyve suyu içsin enerji alsın’, ‘ayy arkadaşları yemekhanede yemiyor diye alay etmesinler’ gibi saçma düşüncelere dalmış veliler ile tanışmak içimi sızlattı. Muhataplarım alt sosyo – ekonomik gruplardan insanlar falan olsa diyeceğim ki ‘bilgileri bu kadar’. Yok, öyle de değiller. Yüksek mevkilerde, kendi işlerinin sahibi, hepsi üniversite mezunu ‘akıllı’ insanlar… Kahvaltıda, öğlen yemeğinde çocuklarının neler yediğine takılmayıp ‘öğleden sonra çocuklarımıza organik ceviz, badem yedirelim; aman yanında da kutu meyve suyu içsinler enerjileri düşmesin’ diyen velilerle olan durumum; Don Kişot’un yel değirmenlerine verdiği savaşa benzetiliyor eşim tarafından. 

Henüz hepsiyle detaylı tanışma ve konuşma fırsatı bulamadım ama okul aile birliği seçim toplantısını bekliyorum. Konuşmak için bir fırsattır diye düşünüyorum. Şimdiden aykırı, arıza tip olarak mimlendim zaten. Ne güzel. 🙂 ” 

Ne anlatabiliriz, neler yapabiliriz diye yazıştık… Dedim ”Ben bu hafta listeleri gönderirken sizin bu mail’i kullanmak istiyorum. Tam olması gerektiği gibi anlatmışsınız.” Yanıt geldi; 

”Siz benden daha iyi anlatırsınız aslında. Tek bir kişi, kurum vs. hedef almıyorum.  ‘Ne kadar koruyabilirsiniz ki, çocuk bunlar, canları çekiyor.’ diyenlere ‘Koruyabildiğim her şeyden korumaya ve sağlıklı beslenme alışkanlığını ona iyice yerleştirmeye çalışıyorum.’ diye cevap veriyorum. Sadece anneler değil ki? Babalar, büyükanneler, büyükbabalar… Hep aynı. Karnı tok gezen şişman çocukları sağlıklı zannediyorlar. ‘Aman çocuk aç kalmasın’. Çocuklar aç kalmaz, mutlaka karınlarını doyururlar ama neyle doyurdukları önemli. ‘Ayy sizin çocuk zayıf, bir şey yemediği belli, manken mi olacak’ diye alaycı sözleri çok duydum ben. Benim çocuğum brokoli mevsimi bitti diye üzülen bir çocuk çok şükür. Bu sayede benimle alay ettiğini sananlara pek aldırış ettiğimi söyleyemem. Ne obezite’den, ne beraberinde getireceği ciddi sağlık sorunlarından haberdarlar. Ne olduğu belirsiz bir sürü katkı maddesiyle ortaya çıkarılmış ürünlerden, kanser ve daha kimbilir ne hastalıklardan haberleri yok. Ya da biliyorlar ama anlaşılmaz bir şekilde bilmezden gelip umursamıyorlar. 

Ben her şeyi doğal ve süper mi yapıyorum? Yoo, öyle bir iddiam yok ama gayret ediyorum. Evimize sokmadığımız, soframızda yer vermediğimiz kesin yasaklı yiyecek ve içecekler var. Ayy ben çok dertliyim galiba…

Başta da dediğim gibi, siz benden daha iyi dile getirir, daha geniş kitlelere ulaşabilirsiniz…” diye bitiyordu bu mail.

Daha geniş bir kitleye ulaşabilirim elbette. Fakat müşterilerimizin, dostlarımızın tamamı zaten bu konularda son derece hassas, dikkatli, kıymet bilen, aydın insanlar. Çocuklarının beslenmesine kafa yoran, bir yumurtasının, bir kase yoğurdunun hesabını yapan süper anneler… 🙂 Mesleklerinde en iyi yerdeler, güçlü, eğitimli, sofrasında olmaktan gurur duyduğum yüzlerce anne, anneanne, babaanne… Babaları, dedeleri de unutmuyorum elbette. 🙂 Yolumun kesiştiği bu müthiş insanlar, seyahatlere giderken Amerika’ya, İtalya’ya, İsviçre’ye, Japonya’ya dahi zeytin, tarhana, incir, makarna, bulgur taşıyacak kadar bilincindeler işin. ”Çocuklarınızı kutu meyve sularından uzak tutun.” gibi bir şey yazmam hayli gereksiz olacaktır. ”Aaa süper, yalnız değilmişim. :)” diyebilmeniz için paylaştım bu mail’leri sadece. 🙂

Yine de evet, iş ciddi… ”Uyanması” gereken bir hayli çok veli ile karşılaşıyoruz hepimiz. Bir ”mahalle baskısı” bile kuruluyor üzerimizde. ”Kafayı bozmuş gıda ile…” diye kaç kez konuşuldu arkamızdan, kim bilir..? 

Üzerlerinde titrediğimiz, özendiğimiz çocuklarımızın uyku dışında kalan hayatlarının üçte ikisi okulda geçiyor. Küçük çocuklar kahvaltı, kuşluk, öğlen, ikindi derken dört öğün okul yemekhanesinden besleniyor. Büyük çocuklarda durum daha vahim, her ders arası kantine saldıran arkadaşlarına katılıyorlar. Bir şeyler yapmalı..? Aile ekonomisini sarsacak kadar ciddi paralar ödediğimiz okullar, çocukların beslenmesi için adam gibi bir bütçe ayırmalı. Okulun başarı durumu ne denli önemli ise kantini, temizliği, çalışanların kalitesi, nezaketi, güleryüzü, yemekhanesi, menüleri de aynı önem sırasında değerlendirilmeli. Benim fikrim budur. Olması gereken de budur… Ama nasıl olur..? 

Sanırım tüm okullarda, velilerin üyesi olduğu mail zincirleri, grupları vardır. Belki Blog’lar bile kurulabilir..? Bu mail zincirlerinde, bu Blog’larda okul hakkında geniş çaplı anketler yapılabilir, tartışmalar açılabilir..? Tek tek her öğretmen için, kantin için, müstahdem için, sekreterler için notlar verilebilir. Bu notlar sosyal medyada yayınlanabilir, bir baskı kurulabilir..?

Eğitimi iyi olan bir okuldan sırf yemekhanesi kötü diye vazgeçmenizi kimse isteyemez elbette. Ama eğitimi o kadar iyi olan bir okulun, yemeklerini de aynı çizgiye getirmesini sizler yöneticilerden, vakıflardan talep edebilmelisiniz. Birlikte olursanız kimse sizi mimleyemez. Kimse sizi ”arıza” ilan edip çocuğunuza tavır alamaz. Anormal bir şey istemiyoruz ki..? ”Kimse benim çocuğuma boyalı gıdalar, dandik yemekler yediremez.” diyoruz. Yemekler maliyet hesabı ile değil, kalite hesabı ile belirlenmeli. ”Olmuyor, olamıyor” demesin hiçbir yönetici. Yapan yapıyor. Okulun yönetimi isterse olur. Hiç öyle ”olmaz, molmaz” dinlemeyin.Sizler kendi Facebook hesaplarınızdan bu konuyu aşmış sağlıklı besleyen okulları duyurursanız, Twitter’ınızdan, Blog’larınızdan mutfaklarını bildiğiniz, hayran kaldığınız okulları duyurursanız bir değişim yaşanacaktır. Diğer okullar da kendilerine çeki düzen vereceklerdir. Bütün veliler bir araya gelin, bir bağımsız denetleme grubu oluşturun kendi aranızda. Çat diye mutfaklara dalabilmeli o grup. Soğuk hava deposundaki elmaların mumlanmış olup olmadığına bakmalı. ”Yasak” diye bir şey çıkaramaz kimse önünüze. Çocuklar bizim çocuklarımız. O okullar da sadece ve sadece bizim çocuklarımız için var. Neden basit ama etkili beslenme seminerleri o okullarda verilmesin ki? Talep ederseniz, okulunuz tüm bunları yapacak. Takdir eder, paylaşırsanız diğer okullar da yapacaklar.

Bu konuda paylaşmak istedikleriniz olursa blogum hizmetinizde olacaktır. Her şey çocuklar için!

Reklamlar
3 Yorum leave one →
  1. ezel kivanc permalink
    30 Eylül 2012 21:38

    Ben de ıstanbul’da yaşıyorum.pınar hn biliyorum.onun dışında onereceginiz site,pazar,köylü satış yerlerini paylaşır mısıniz?

    • 01 Ekim 2012 20:36

      Merhaba, bu konu tamamen güvene dayanıyor o yüzden öneride bulunmak pek zor.Ancak benim alışverişim ağırlıklı olarak Pınar Hanımdan ve Bayramiç,Yeniköy Mustafa Alper Ülgenden geliyor. Tavuk yemeyi 2 yıla yakındır reddediyorum ancak şimdi yeni yeni piyasaya çıkan yürüyeyerek beslenen tavukları deniyorum.Sütümü de “Aysun the sütçü” diye tanınan süt üreticisinin dağıtım zincirinden alıyorum. Tabii bu konuda hizmet veren birçok firma var .Bir de Toprak Ana’nın sitesine bakınmanızda yarar var.İstanbul’daki Feriköy pazarından veya Kastamonu pazarından alışveriş etmek de pek tabii ki semt pazarlarından daha güvenli.Yakında bu konuda bir yazım çıkacak ama yine de bu iş güven işi…

  2. Aynur Çitçi permalink
    29 Eylül 2012 22:54

    Işıl’cigim, çok önemli bir konuyu paylaşmissin…ben de bir senedir Nikken’in yaşamsal ihtiyaçlarimizdan biri olan, beslenmede dogal ürünlerin öneminden bahsederken, konu dogal beslenme olunca hep Pinar Hanimi konusuyoruz 🙂 misafirlerimin bazilari Pinar hanimi biliyor, bilmeyenlerede ben tavsiye ediyorum 🙂 çok şükür birçok aile dikkat etmeye başladi…bizlere çok iş düşüyor, benim Nikken’de ki yeni projem Saglikli Çocuk Sağlikli Dünya, bunun için daha sonra senden de yardim rica edebilirim….
    görüşmek üzere…sevgilerimle 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: