İçeriğe geç

Tutti Frutti

18 Şubat 2014

1-DSC_4137

İzmir’deydik geçen haftalarda.Tazecik enginarlar, şevket-i bostan, cibes, arapsaçı ve daha birçok Ege otu tezgahları süslemiş,İzmir’e erken bahar gelmiş gibiydi. Kış meyveleri yavaş yavaş kendilerini geriye çekmiş,yerlerini alacak turfandaları beklemekteydiler. Kış meyveleri deyince bugün size İzmir’deyken yediğim ve tarifini aldığım bir reçel tarifiyle geldim. Karanfil ve tarçınla taçlandırılmış bir meyve şöleni bu reçel. Tarif arkadaşım Nermin’in özgün tarifi.Ben sağını solunu azıcık değiştirmiş olabilirim ancak tadı aynı oldu. Bence denemeye değer.Hele evde tüketilmesi gereken karışık meyveniz varsa.

Neler Kullandım?

2 adet ayva

1 adet elma

1 adet armut

2 adet portakalın kabuğu

2 portakalın suyu

1 kg. şeker

3 parça sap tarçın

7-8 karanfil

1 veya biraz daha fazla limonun suyu

Nasıl Yaptım?

Portakal kabuklarını içinde çok azıcık portakal eti kalacak şekilde soydum ve küp küp kestim. Bir tencerede 2-3 defa acı suyunu verene kadar haşladım. Son defa süzdükten sonra tencereye 3 bardak su ekledim ve önce küp şeklinde kestiğim ayvaları, onlar biraz yumuşayınca armutları son olarak da elmaları koydum. Meyveler haşlanınca meyveleri süzdürdüm ve haşlama suyundan kalanı bir başka tencereye aldım Bu miktar yaklaşık 2 su bardağı kadardı. Bunun üzerine 2 portakalın suyunu ve 1 bardak kadar daha su ekledim.Şekeri de karıştırıp kaynamaya bıraktım. Bu arada minik bir tülbentin içine  karanfil ve tarçını koyup ağzını bağladım ve bunu da kaynayan şerbetin içine  attım. Şerbet koyulaşınca haşlanmış meyveleri ilave ettim ve yaklaşık 30 dakika reçelimi kıvam alana kadar pişirdim.Reçelin rengi biraz ayvanın rengine bağlı olarak değişebiliyor.Bu yüzden siz siz olun yaptığınız baharat bohçasına ayva çekirdeklerini koymayı unutmayın.

Konuklarınıza reçelinizi sunmadan önce kavanozunuzun kapağını açıp şöyle bir koklatın derim.

Afiyet Olsun!

1-DSC_4136

Sizi Ne Kadar Çok Sevdiğimi Biliyor musunuz?

14 Şubat 2014

1-kalp2

Odamdan içeri süzülen sabah güneşi,

Gecemi aydınlatan yıldızlar,

Mutfak penceremin önünde kuluçkaya yatmış güvercin çifti,

Elma ağıcımın arken patlayan tomurcukları,

Yakında gelecek bahar yağmurları,

Gökyüzünü saracak o rengarenk sihirli kuşak,

Saksıdaki menekşem,

Taze çekilmiş kahvem,

Yemelere doyamadığım çikolatam,

Birazdan kapımı çalacak komşum,dostlarım,

Annem babam, canım kocam, çocuklarım, kardeşim,

Yazdıklarım, henüz yazamadıklarım,

Yaşadıklarım, yaşayacaklarım,

Ve bugünüm,

SİZİ NE KADAR ÇOK SEVDİĞİMİ BİLİYOR MUSUNUZ?

Portakallı Muhallebi

07 Şubat 2014

1-DSC_4125

Ege’deydim bu hafta sonu ve kalbim sevgili Sezen Aksu’nun dediği gibi Ege’de kaldı.Bunca zamandır  İzmir ve çevresini ilk defa  kışın ortasında görme şansım oldu. Her nedense hep baharda gelincik zamanı ya da yazları konuk olmuşuz Ege’ye. Bu dafa bizi portakal ve limon ağaçları karşıladı.Sokak sokak, buram buram portakallar.Bir yanda evlerin bahçelerinde ilaca hormona teslim olmamış,doğal meyvelerini toplasınlar diye bekleyen ağaçlar, bir yanda da ısırıcı soğuğa rağmen güneşi görünce mısır patlağı gibi açan baharlar. Eve döner dönmez  portakal da bitecek şimdi, az kaldı bahara diye telaşa düştüm ve size portakallı tarifler vermek için kolları sıvadım.Baktım ki hiç muhallebi yapmaz olmuşum, hemen portakallı bir muhallebi yapmaya giriştim.

Neler Kullandım?

2 su bardağı süt

2 su bardağı portakal suyu

3 çorba kaşığı mısır nişastası( mısır kullanmak istemezseniz buğday da olur)

3 çorba kaşığı un

1 yumurta

150 gr toz şeker

50 gr tereyağı

Nasıl Yaptım?

Sütü tencereye koydum ve yumurtayı sütün içinde iyice çırptım. Nişasta,un ve şekeri ekledim iyice birbirine yedirdikten sonra taze sıktığım portakal suyunu da ekledim ve kısık ateşte muhallebimi pişirmeye başladım. Muhallebim koyulaşmaya başlayıncaya kadar ağır ağır pişirdim ve ocağı kapatırken tereyağını  muhallebime karıştırdım. Kaselere boşaltıp üzerlerine portakal kabuğu rendesi serpeledim. Gerek çocuk gerek büyüklerin bir kase daha var mı diyeceği bu sütlü tatlıyı hemen siz de yapabilirsiniz.

Afiyet Olsun!

1-DSC_4121

Bir Sürprizim Olacağını Söylemiştim Ya…

06 Şubat 2014

Günaydın hepinize,

Beraberliğimizin üçüncü yılını geride bıraktığı gün bizi kutlayan ilk takipçimize bir sürprizimin olacağını yazmıştım.Şimdi kendisini ismini açıklamaya sıra geldi. Fırat Göyenç Hanım bizi ilk kutlayan oldu ve onunla bir günümüzü birlikte mutfakta geçireceğiz ve fotoğraflarla belgeleyip yine bu sayfada paylaşacağız. Ancak bu buluşma  Mart ayında olabilecek çünkü cüce Şubat evimizi ve tabii mutfağımızı taşımakla geçeceğe benziyor. Diğer bütün mesaj sahiplerine bizi takip ettikleri ve bütün iyi dilekleri için teşekkür ederim.

Bu arada eklemeden edemeyeceğim,hayat bazen rayımızdan çıkartır ya bizi,yolumuzu ,işimizi her şeyi unutturur. İşte bana da  öyle oldu son günlerde. Hayat çarptı diyeyim özür dilemek adına,son günlerde sizlere yeni tarifler paylaşamadığım için.Söz size yarın sizin ve çocuklarınız için vitamin deposu mevsimin gözdesi portakal ile  nefis bir muhallebi pişireceğim. Cuma sabahı mis kokulu bir muhallebiyle güne merhaba haftaya güle güle diyeceğiz. Gelecek haftanın ilk tarifi ise yine mevsimin bir reçeli olacak. Ne reçeli mi, az sabır biraz  da merak lütfen. Sevgiyle kalın…

Size Bir Sürprizim Olacak !!!

29 Ocak 2014

1-ATÖLYE 16

Biiir, ikiii,ÜÇ…Üç deyince kulağa çok az geliyor ama, üç kere üç yüz atmış tam bin doksan beş ediyor.

Tam üç yıl önce güneşli bir kış sabahıydı. İçimde mutluluk. Heyecan ve coşkuyla kalktım.Mutfakpenceremi sonuna kadar açtım…Merak eden gelsin baksın istedim.Sofralarıma konuk olsun istedim.Evet, bin doksan beş sabahtır da bu pencereyi sizler için açıyorum. Daha perdemi çekerken sizi görüyorum. Bazen sabah kahveme konuk oluyorsunuz, bazen öğle yemeğime. Ama en çok da akşam telaşımda yanımda buluyorum sizi. Israrlarınıza dayanamıyor bazen tam da o gün pişirdiğim bir şeyi hemen fotoğraflayıp sizinle paylaşıveriyorum. Bazen de önceden hazırladığım tarifleri mevsimine uydukça yayınlıyorum. Eyvaaah, mevsimine uygun dedim ya bir kez şimdi uzatırım da uzatırım.Mevsimine uydukça dedim. Evet, güncel  paylaşımlarımın mevsimsel olması benim için çok önemli. Madem ki doğada yetişen bütün bitkiler, sebzeler ve meyveler mevsimlere göre değişiyor o zaman doğaya kulak vermek gerek. Tadı ve kokusuyla bir zamanlar gönüller fetheden çilekten söz etmek isterim mesela. Uzun yıllardır kokusunu unuttuğumuz, mevsiminde dahi belki bir veya iki kez lezzetlisine rastlayabildiğimiz çilekten. Nasıl yapıyorlar nasıl yetiştiriyorlarsa kara kışta tezgahlarda koca koca çilekler, kokusundan geçilmiyor. Lezzeti mi, lezzeti de yazın yediğimden daha iyi vallahi. Bir hafta  boyunca buzdolabında durup da bana mısın  demeyen, etrafı kokutup  duran çilekten. Suyuna parfüm mü katıyorlar boya mı inanın aklıma her şey geliyor. İşte bu çilekle yapılan bir pasta tarifim olamaz bu kış günü size. Limonlu, portakallı, kestaneli, elmalı, ayvalı, armutlu pastalar ne güne duruyor değil mi efendim.

1600039_10152590172143712_1850901926_n

Yine konumun dışına çıktım,uzattım, kafa şişirmeye başladım. Ben bu işi hep yaparım, tam bir tarif verecekken, bir sürü nasihat eder tarifi unuturum, değil mi? Çekinmeyin canım söyleyin. Ama huyum kurusun yemek yapar, hamur açar, sebze ayıklarken bile  sohbet etmekten hoşlanırım. Söyleyin Allah aşkına kim mutfakta tek başına saatler geçirmek ister ki? Neyse ki siz varsınız da yalnız değilim. Üstelik bu üç yıl içinde siz sevgili dostlarım, sadece penceremden bakmakla kalmadınız, bazılarınız mutfağımın gerçek konukları da oldunuz. Birlikte una suyla can kattık, mayamızı yarattık. Onu canlı tutabilmek için  sevgiyle besledik,büyüttük,paylaştık. Ekmeğimize can vermesi için yeniden una kattık, ateşe attık.Birlikte pastalar, kurabiyeler yaptık , hem eğlenir hem çalışırken, deklanşöre bastık. Ne iyi yaptık.

1-ATÖLYE 13.031

Şimdi size bir sürprizim olacak.Üçüncü yılını geride buraktığımız bu beraberliği onurlandırmak için   31Ocak Cuma günü mutfakpenceremden@gmail adresimize ilk kutlama mesajını gönderen takipçimizi, birlikte  kararlaştıracağımız bir gün mutfağımda ağırlamak, birlikte pişirip birlikte tatmak için davet ediyorum.  Hatta belki alışverişimizi bile birlikte yaparız, ne dersiniz?

Küçücük bir hatırlatma, henüz İstanbul’da yaşıyorum. Veee merakla konuğumu bekliyorum.

Birlikte pişireceğimiz, sohbetlerle süsleyeceğimiz ,öğrenip,paylaşacağımız nice renkli ve aydınlık günler için sevgiyle hoş kalın.

                                                 “Mutfakpenceremden bakmak serbesttir.”

1-1-1-041

Soğuk Algınlığı mı? İşte Size İçinizi Isıtacak Bir Tarif

16 Ocak 2014

1-DSC_8227Daha önce de paylaştığım bir kış çayı tarifimi tam da milletçe soğuk algınlığı ve griple boğuştuğumuz şu günlerde bir hatırlatma olarak yeniden yazmak istedim.Benim gibi limon ve greyfurtla hazırlanan bir çok benzer çayı içerdikleri asitten dolayı tüketemeyerin de  rahatlıkla içebileceği bu çayı hazırlamak için en yakın aktara uğramanızı öneririm.

MALZEMELER:

1parça çubuk tarçın

1 tutam *hibiskus

1 tutam kuşburnu

1 tutam meyankökü

1 /2 elmanın kabuğu (kurutulmuş elma parçacıkları da olabilir)

5-6 adet tane karanfil

3-4 adet tane karabiber

1 çay kaşığı kadar toz zencefil (benim tercihim taze zencefil rendesi)

Bir miktar portakal kabuğu

*1tutam : aşağı yukarı 1tatlı kaşığına denk gelir ve yukarıdaki malzemelerin tümü aktarlarda bulunur.

Arzuya göre çayımızı içerken fincanımıza katmak üzere bal veya pekmez.

HAZIRLANMASI:

Kaynamakta olan yaklaşık 4 su bardağı suya (800ml.) verilen malzemeleri ilave edip altını söndürüyoruz. Üzeri kapalı olarak 10-15 dakika kadar bekletiyoruz. Çayımız bu süre içinde içilebilecek ısıya ve deme ulaşacaktır. Süzgeçli çay demliği de kullanılabileceğimiz gibi normal demlikte hazırlayıp daha sonra süzgeçten de geçirebiliriz. Eğer bal veya pekmez kullanacaksak fincanımızın dibine koyuyor çayımızı bunun üzerine döküp karıştırarak içiyoruz. (Bu gibi sıcak içeceklerde bal veya limonun kaynatılmaması gerekiyor.)Çayınızı tekrar ısıtmak isterseniz bu işlemi süzdükten sonra yapmanız iyi olur, çünkü kullanılan ot veya baharatlar zararlı olmamaları için tekrar tekrar kaynatılmamalıdır.

Yine Yeni Yeniden…Affınıza Sığınarak… Kuru fasulye ve süt ürünlerinde zıplayan fiyatlar.

15 Ocak 2014

Biliyor musunuz bazen kendimi şu eli kolu bağlı, her düşündüğünü yazamayan gazetecilere benzetiyorum. Tam bir taslak hazırlıyorumve duyduğumu gördüğümü paylaşayım diyorum.Vazgeçiyorum.Çünkü yıllardır yakın çevremden bazı dostlarım blogumun okunur olması için fazla ders verir olmamasını,olumsuz şeylerden söz etmememi tembihleyip dururlar. Belki onlar haklı ama  ben sadece sıradan yemek tarifleri vermek dışında tecrübelerimi ve yaşadıklarımı da paylaşmak için bu blogu açmıştım.Dayanamayıp ara sıra dostlarımın tembihlerinden dışarı çıkıp çevremizde olan biten hakkında belki duymamış belki gözünüzden kaçmıştır diye paylaşımlarda bulunuyorum. Haksız mıyım yani? Bütün dünya gerçekleri örtbas etmekte ve maalesef bizim de  tarım ve hayvancılık bakanımız halkın sağlığını hiçe saymakla meşgulse… Biz sessiz mi kalalım. Yine birilerini kızdırmasam bari. Şimdi düşünün hele,sizler de benim dostlarım değil misiniz?Yemediğim şeyi yemenizi, içmediğimi içmenizi nasıl  önerebilirim ki. Hani biliyorsunuz ya,tavuk tüketmediğim için pek fazla tavuklu tarifler vermiyorum ya. Onun gibi.Muhakkak bazı illermizde hala koşan, gezen, toprakta eşinen tavuklar vardır.Sözüm onları bulabilenlere değil tabii.

Geleyim sadede. Son iki haftadır yine doldum taştım. Okuduklarımı  paylaşmak için uygun zamanı bekledim.Bugün sırası geldi. Şimdi size yine Pınar Kaftancıoğlu’nun haftalık paylaşımlarından aldığım bazı bölümleri vereceğim. Lütfen yine reklam yaptığımı düşünmeyiniz.Kim sağlığımız için doğru birşeyden söz ediyorsa, ve ben de gönülden inanıyorsam onu yazabilmeliyim.Aynen Yavuz Dizdar hocanın, Ahmet Rasim Büyükusta’nın Defne Koryürek’in uyarılarını okuyup yararlanıyorsam, Pınar Hanım’ın yazdıklarının da çoğuna katılıyorum.Haydi bir göz atalım. Bu defa konu bakliyat ve süt ürünleri ve bunların fiyatlarının fırlaması ile de ilgili.

Noktasına virgülüne dokunmadan…..

Biz bir şeyler yiyoruz. Sonra bunları sindirip enerjiye çeviriyoruz. Son yıllarda zincirin bu sindirim halkasında ciddi sorunlar çıkmaya başladı herkeste. Probiyotikler, faydalı bakteriler, kefir önerileri… Bunları duymayan kalmadı zaten. Faydalı bakteri kısmı en önemli nokta, çünkü ortada ”faydalı bakteri” falan kalmadığı için oldu tüm bunlar.

 

Sindirim sistemine girmesi gereken bazı bakteriler var. Binlerce yıl bunları sütten, süt ürünlerinden, yoğurttan falan aldık biz. Sonra endüstriyel gıda diye bir şey icat oldu; sütte, yoğurtta, peynirde bu bakterilerden eser kalmadı. Herkes sindirim sorunları ile kıvrım kıvrım kıvranmaya başlayınca da aynı endüstri minik minik kaseleri ”Günde Bir Kase – Dertler Uçup Gitse” reklamları ile önümüze sürdü. Bunlardan yiyerek o bakterileri sentetik olarak yerleştirmeye çalışacaktık. Ortada bir sorun varsa onun çözümü de vardı. ”O sorun neden var?” diye sorgulamadık. Pratik çözümünü görünce sevindik. Hatamız burada başladı. 

 

Beş kilo endüstriyel ve faydasız peyniri tüketip minik kaselerde şifa aramaktansa; yıllanmış güzel bir gravyerden bir lokma yeseniz bu faydalı bakteriler doğal yolla sindirim sisteminize yerleşiyor oysa. Metabolizma sağlıklı, sindirim etkili ve yağ akışı hızlı oluyor. Ya da kısaca şu: Kilolar göbişe oturmuyor. 🙂 

 

30 sene önce bir koca kesek yağlı koyun peynirini yedikten sonra üzerine de bir tencere kaymaklı yoğurdu kaşıkladığı halde kilo almayan atamızın formülü buydu. Sindirim sistemleri tıkır tıkır çalıştığı için aldıkları besinler göbeğe değil enerjiye dönüşüyordu. Bünyedeki o enerji patlamasındandı biraz da, herkesin şimdikinden çok daha hareketliydi. 

 

 

Sıkça gelen bir soru: ”Sizden maya aldım, yoğurt yaptım ama çok sulu oldu; neden?”. Ya da bunun tam tersi; yani ”Sizden maya aldım, sütü buradan aldım…” ile başlayanı.

 

Süt aldınız diyelim. Bu sütü marketten aldığınız bir maya ile mayalarsanız bu ikisi uyum sağlamaz. Maya olarak kullandığınız market yoğurtları sentetik mayalar ile üretilir. (Bunun bir ileri hali olan genetik mayalar da var ama sanırım bu nihayet yasaklandı.) Bir de doğal olan, hayvansal katkılı mayalar var. Bizim yoğurt bu hayvansal katkılı mayalar ile yapılıyor. Aynen ekmekte kullandığımız maya gibi o da Sinekçiler Köyü’nden geldi. Köyün kurulduğu 1500’lü yıllardan beri komşudan komşuya dönegelen eşsiz bir maya. 

 

Benden aldığınız sütü sentetik mayadan mamul yoğurtla karıştırırsanız aralarında kültürel uyuşmazlık, en sonunda da şiddetli geçimsizlik çıkar ve bu kısa beraberlik boşanma ile sonuçlanır. Maya, sütü gerektiği gibi yoğurda çeviremez. Ayranımsı bir şey olur elinizde. Bu düzelir mi? Zahmetli ama mümkün. Bizim sütleri, beğenmediğiniz ayranımsı yoğurt ile tekrar mayalarsanız biraz daha katılaşır. Bir sonrakinde biraz daha alışır ve böyle böyle bir yerde düzelir. Yoğurdunuz hale yola girer. 

 

Bunun diğer versiyonu olan bizden aldığınız maya – market sütü ikilisinde de benzer biri durum var. Bu ikisini de pek sağlıklı mayalayamazsınız. Çünkü mayanın, sütü yoğurda çevirmek için bir şeye ihtiyacı var: Sütteki faydalı bakterilere.

 

Milka reklamlarındaki gibi dağlarda dolaşıp otlayan ineklerden Ankara’nın batısında pek az kaldı. Günümüz hayvancılığında ”besi çiftliği” diye bir oluşum var. Doğduğu andan kesime gideceği güne kadar kapalı ortamda, kafesler içinde tutulan ineklere besi çiftliği ineği deniliyor. Bu ineklerin dışarıya çıkmalarına, merada otlanmalarına izin verilmiyor. Zaten pek çok besi çiftliğinin etrafında bir mera falan da bulunmuyor. Sürekli hazır yem ve mısır slajı ile beslenen; doğru düzgün güneş bile görmeyen bu zavallı hayvancağızlar her daim hasta durumda oluyorlar. Hayvanlara yapılan, tüketicinin de ortak edildiği korkunç zulüm bir yana; habire tedavi altında olan bu ineklerin ”verimi çok ama kalitesi yok” sütlerinde bolca antibiyotik kalıntısı bulunuyor. Bu yüzden de sütlerinde faydalı bakterilerden eser olmuyor. Bizim maya da bu sütlere girdiğinde kendisine yardımcı olacak bakteri bulamadığı için elinizde yine cıvık bir ayran kalıyor. 

 

Kısacası metroseksüel süt ancak estetik mucizesi bir maya ile mutlu bir birliktelik sürdürebiliyor. Aslan gibi bir köy delikanlısı olan bizim süt, kendisine doğal bir köylü güzeli arıyor. Bu eşleşme olmayınca evlilik de yürümüyor. (Nasıl anlattım ama. 🙂

 

İyi bir peynir en az iki sene eskitilmiş bir peynirdir. Peyniri en az iki sene eskitmek, bekletmek ise çok ciddi bir stok maliyetine katlanmayı gerektirir. Soğuk hava depolarının kiraları, süte yatırdığınız para… Bunun da bir çözümü bulundu ama elbette. İthal, sentetik damla mayalar ile süt hızla peynire dönüştürülebiliyor. Yani yatırımınızı fazla beklemeden paraya çevirebiliyorsunuz. Bizim gibi kursak mayası kullanan üreticilerin sayısı iki elin parmaklarından biraz fazla kaldı. Koyun sütü ile peynir yapanların sayısı bundan çok daha az. Koyun sütünün litresi – o da bulabilirseniz – 3 TL civarında. Kimse bu kadar parayı soğuk hava deposunda ”bloke” ettirmek istemediği için piyasada koyun peyniri neredeyse hiç yok.

Anadolu çok güzel. Sandığımızdan çok daha güzel. Bir tatil programını yurtdışına ayarlıyorsanız birini de Anadolu için kullanın ne olur… Bu eşsiz güzellikteki yerleri yaşatan biz olalım. Doğruyu takdir edip yanlışı dışlayarak yaşatalım. Hiçbir zaman umudumu kesmedim ben bu ülkeden. Anadolu’ya hep aşıktım, çocuklarımı da ”memleketsever” yetiştirmek için çabaladım. 

Biz umudu kesersek, biz hakkını vermezsek Mardin; beton ve fast food’un içinde kaybolacak. Bir gün gelecek; size Şahmaran yapacak, bakır dövecek, bez boyayacak tek bir insan bile bulamayacaksınız. Fırtına Vadisi’nde çağıl çağıl su sesiyle uyuyabileceğiniz tek bir işletme, sakince çayınızı yudumlayabileceğiniz tek bir lokanta kalmayacak. Gençlerin, çocukların sesi oralardan göçecek; metropollerde kaybolacak… 

 Kuru fasulye kıtlığı ana haber bültenlerine kadar taştı geçen hafta. Hepiniz gördünüz. Patates yok. Yetmiyor. Bütün bakliyatların fiyatları tırmandı. Et fiyatları ile başa baş olanları var artık. Bu artıştan üretici kazansa sevineceğim de üretici değil, üreticinin elinden üç kuruşa kapan toptancılar bir kat daha zengin oluyor sadece. Senelerce kuru fasulyeye 3 Lira – 4 Lira fiyat çok görüldü. Bu paralar dikimi, işçiliği, şunu bunu karşılamadığı için yerli fasulye dikilmez oldu. Şimdi ne olacak? Çin’den gelecek. 

 Güzelim bulgurun yerine Kinoa ararsak; Siyez, Kavulca, Karakılçık buğdaylarımız yerine greçka peşine düşersek bu iş zincirleme devam edecek. Bize ait Kars Gravyeri gibi muhteşem bir şey dururken Emmental’in kilosuna 250 TL ödemeden önce hepimizin düşünmesi lazım. Dünyanın en güzel meyvelerini yetiştiren Türkiye’de talep Granny Smith’e, Ananas’a, Papaya’ya yönelirse; sanki bizde yokmuş gibi Belçika’dan gelen portakal reçelleri (şaka gibi ama var böyle bir şey) mutfak raflarımıza girerse Anadolu’daki o meyve ağaçları da bir bir sökülecek. İşte o gün, hepimizin bittiği gündür. 

Dünya global, evet ama ben yine de bir dükkanın kasasına gittiğinde parasının nereye gittiğini sorgulayan at gözlüklülerden olmayı tercih ediyorum. Çağdaşlaşma göstergesinin her köşede bir teknoloji marketi olmadığını düşünüyorum. Dünyanın en güzel; hem de açık ara en güzel toprağının üzerinde yaşamaktan delice bir mutluluk ve gurur duyuyorum. Koruyalım, değer bilelim… Hepimiz… 

 

 

 

Ekşi Maya ile Zeytinli Cevizli Baston Ekmeğim

14 Ocak 2014

1-20140113_075749Günaydın herkese. Günaydın demek sabah demek sabah demek kahvaltı demek kahvaltı da bence ekmek demek.Biliyorsunuz yıllardır kendi ekmeğini kendi pişiren,içine lezzetini kendi katanlardan biriyim. Hele hele kendi ev mayamı ürettikten sonra ekmeğin fiyatını bile unutanlardanım. Sadık bir derin dondurucu kullanıcısı olduğum için de ancak haftada bir kez ekmek pişirmem yeterli oluyor.Bu hafta katıldığım bir etkinliğe ekmek hediye götürmeye niyetlenmştim.İçimden baget ekmek yapmak geldi . Önceden hazır toz maya kullanarak yaptığım bageti bu defa ekşi maya ile yapmak istedim. Hazır elimde  ekşi maya ekmeğim için hazırlanmış ÖN MAYA varken,neden olmasın dedim ve işe giriştim. Yalnız ufacık bir değişiklik yaptım veeeeee…..

Neler Kullanıyorum?

150 gr kadar ekşi ön maya

2-3 gr. kadar hazır toz maya – 1 paket  hazır maya 10 gramdır. Ben parmağımın ucuyla bir fiske denilen kadar bir maya ekliyorum.Bu da sadece işimi biraz hızlandırmak ve bagetime azıcık çıtırlık katmak için.(Yuva marka tercihim)

1 Türk kahvesi fincanı/ 60 gr. kadar zeytinyağı

2 su bardağından biraz fazla 400 ml oda sıcaklığında su

500 gr tam buğday unu

3-4 çorba kaşığı kadar yulaf kepeği

1 tatlı kaşığı deniz veya ince çekilmiş kaya tuzu

1 çay kaşığı bal

Ayrıca hamura şekil verirken kullanmak üzere ilave un.

1 çay fincanı dövülmüş ceviz

Bir miktar ayıklanmış siyah veya yeşil zeytin.Ben bu defa 2 çorba kaşığı dolusu zeytin ezmesi kullandım.

1 tatlı kaşığı biberiye

1 çay kaşığı pul biber

Nasıl Yapıyorum?

Ön mayanın yapılışını ve bekleme süresini verdiğim bağlantı sayfamda görebilirsiniz.Kısaca  ufak 1 çay bardağı kadar ekşi mayama kendi kadar un ve  yarısı kadar da su  ekleyip hazırladığım karışımı oda sıcaklığında yaklaşık 5-6 saat bekletiyorum. Ön maya anında kullanmayacaksam buzdolabında veya balkon gibi bir yerde bir gece de bekleyebilir. Bu mayanın eğer oda sıcaklığında değilse önce oda sıcaklığına gelmesini bekliyorum bunun için bazen içinde sıcak olmayan, ılık su dolu kaba oturtmam yeterli oluyor. Mayayı içine yukarıda da belirtiğim gibi içine bir fiske toz maya ve bir çay kaşığı bal , tuz ve yulaf kepeği koyduğum una katıyorum.Suyunu ve yağını da ekleyip hamuru iyice yoğuruyorum.Balın buradaki rolü hem mayalanmayı hızlandrmak hem de  ekmeğimin tadını güzelleştirmek için. Hamuruma biberiye, pul biber ve dövülmüş cevizi de ekliyor tekrar yoğuruyorum. Bu arada yanımda un bulunduruyorum ve hamurumun elime yapışmadan şekil almasına çalışıyorum.Bir tepsi boyundan az büyük bir yağlı kağıt kesip üzerine un serpiyorum.Hamurumu 2 ye ve istersem 3 e bölüp  2 veya 3 rulo şekline getiriyorum.Bu ruloların ortasına fotoğraftaki gibi bolca zeytin ezmesi koyup katlıyor,tekrar ince bir rulo haline getiriyorum.

1-20140112_095607

Yağlı kağıda sarılı ekmek rulolarımın üzerine mutfak havlusu örtüp yaklaşık 3-4 saat hafifçe kabarıp üzerleri çatlayana kadar bekletiyorum.

1-20140112_095757

Fırını 200 dereceye ısıtıyor bagetlerimi ilk 15 dakika bu ısıda sonra 180 derecede 20-25 dakika daha pişiriyorum.Tel üzerinde soğuduktan sonra kesiyorum.Bu  ekmeği zeytinsiz yapıp ve incecik dilimler halinde kesip üzerine çeşitli malzemeler sürerek de kullanabilirsiniz.

Yardımcı bilgiler:

Ön maya ve ekşi maya yapılışını diğer sayfalarımdan okumanızı öneririm.

Ekşi mayalı ekmeklerin mayalanma süresi ne kadar uzun olursa ekmeğin kalitesi ve lezzeti o kadar güzel olur.

Verdiğim tüm ölçüler için  ölçüler bölümünde fotoğraflar bulabilirsiniz.

Tam buğday ununa bazen biraz çavdar unu da katabiliyorum.

Altın Renkli Cipsler

08 Ocak 2014

20131211_095855

Bu görüntüye dayanmak mümkün mü sizce? Bir de tadına baksanız.

Sağlığınızı şu raf ömrünü uzatmak için kullanılan sayısız garip maddelerle tehlikeye atmadığınızı, hele hele çocuklarınıza şu hazır cipsleri yedirmediğinizi tahmin ediyorum. Sağlıklı gıda tüketimi konusunda kendimizi sadece kendimize emanet edebileceğimizi bir kez daha anımsatmayı bir borç biliyorum. Maalesef toplum sağlığı konusunda devletler üzerlerine düşeni yapmıyorlar. Durum böyle olunca  herkes kendi başının çaresine bakmak zorunda kalıyor. Bu sayfamda daha fazla yer vermek istemediğim ama okuduğunuzda kesin sizin de etkileneceğiniz sağlığımız ve beslenmemiz hakkında ınternette dolaşan önemli bilgileri mutfakpenceremden’in facebook sayfasında bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi yine daldım  gittim. Oysa sağlıklı atıştırmalıklardan birinin daha tarifini vermek üzereydim.

Lafı uzatmadan hemen  tarif edeyim,çünkü işimiz çok kolay.

Bu cipsi isterseniz patatesle yapabileceğiniz gibi benim yaptığım gibi balkabağı ile de yapabilirsiniz. Açıkçası balkabağı ile yapılan cips daha şaşırtıcı ve patatese göre biraz daha sağlıklı oluyor. Özellikle içindeki şeker oranı daha düşük olan şu kavunumsu görünüşteki kabakları tercih ederseniz, patatese çok benzer bir cipsiniz oluyor. Balkabağına önyargılı yaklaşanların bile reddetmeyeceği bu atıştırmalığı denemenizi önereceğim.

Burada size herhangi bir miktar söylemek istemiyorum. Arzu ettiğiniz kadar balkabağını cips rendesinde rendeliyorum. Tuz, kırmızı biber, kişniş,biberiye ve zeytinyağıyla bir karışım hazırlıyorum.Fırın tepsisine yağlı kağıt seriyorum. 2- en fazla 3  çorba kaşığı kadar bu karışımdan yağlı kağıdın üzerine döküyorum.Cips halinde kesilen kabak veya patatesleri bu karışımla iyice karıştırıp 190 dereceye ısıtılmış fırında  kurutmaya alıyorum. Bu süre yaklaşık 35 -40 dakika sürebiliyor. Arada maşayla ters yüz etmem gerekiyor. Fırına iki tepsi birlikte sürebiliyorum. Cipslerim renk değiştirip kızarınca fırını söndürüp kapağını açıyorum amam tepsileri fırında bırakıyorum. Ancak iyice kuruduklarına emin olunca servis tabağına alıyorum.Cam kavanozda 2 hafta kadar saklayabiliyorum.

Bu arada kullandığım tuzun biraz irice çekilmiş kaya tuzu olduğunu eklemek isterim. Bu tuzun tuz değeri biraz daha az ve rahatsız etmiyor bir de ağıza kıtırlı geliyor.Tabii bu sadece bir fikir ve tercih.

Afiyet Olsun!

20131211_095901

“Mutfakpencerem” /Mutfağımı Taşımak ama Nereye, Nasıl?

06 Ocak 2014

IŞIL MUTFAKTAYKEN

Günaydın mutfakpenceremden sık sık bakan siz mutfak dostlarım.Bugün size yeni bir tarif vermek için değil de azıcık sohbet azıcık dertleşmek için buradayım.Sohbet konulu yazılarımı da epeydir ihmal etmiştim zaten. Fırsat bu fırsat dedim.Belki bugün zamanınız olmaz yazımı okuyamazsınız ama birgün nasılsa  bu satırlarda buluşabiliriz.

Hayaller ve hedefler bazen denk gelirler. Denk geleni kaçırmamak gerekeni yapmak lazım.Şimdi sizi sıkmadan mutfakpenceremle bunun alakasını anlatmak istiyorum. İzninizle tabii.

İstanbul’u terk etme hayallerimizden size daha önce söz etmiş miydim bilmiyorum.Evet son beş altı yıldır bu hayalimizi büyütüp duruyoruz.2013 yılı getirdiği bütün sıkıntılara rağmen bize bu kaçış için de yollar açtı. Ona teşekkürlerimi gönderiyorum.Sonunda hayalimizdeki gibi bir yer bulduk. Ancak önümüzde daha aşmamız gereken bir süreç var ve bu süreç bir değişim süreci olacak. Toprak almakla iş bitmiyor şimdi hayal ettiğimiz gibi bir ev ve belki tarla için çalışmak gerekiyor.Çok şükür bu konuda bize yardımlarını esirgemeyen pek sevgili dostlarımız var.Şu ara mutfağımı ilgilendiren önemli iki şey var. Otuz altı yıldır yaşadığımız evimizin yenilenme projesi tam da bu zamana denk geldiği için İstanbul’dan ayrılana, kasabadaki evimiz yapılana kadar  burada yeni bir eve taşınmamız gerekiyor. Hem bu geçiş dönemi hem de sonrasında yaşayacağımız kasaba yaşantımızda mutfağım benim için evimin en önemli yeri olacağı içindir ki  garip bir telaş içindeyim.Kasaba evimizde her şeye sıfırdan başlayacağımızdan işim daha kolay sanki.Gelgelelim kısa bir süre oturacağım bir kiralık evin mutfağını seçmem pek mümkün değil. Ev  geziyorum bu ara.Daha gezmeden ilk kriterim tabii ki mutfak.Biliyorsunuz benim mutfağım aman aman büyük değil ama çok aydınlık. Penceremin önünde yeşilliklerime de yer var kumrulara da.Gün ışığı her daim benimle. Mutfağımın bitişiğindeki oda ise atölyem.Mutfaktan taşan işlerim hep orada yapılıyor.Gün orada başlayıp orada son buluyor. Temiz  ve bakımlı bir mutfak olsun istiyorum öncelikle.Ama ne yalan söyleyeyim şu ana kadar bulduğum bakımlı mutfağı olan evlerin hepsinde de mutfak karanlığa bakıyor, yani penceresi yok. Gün ışığı yok. Evin diğer taraflarını beğensek bile elimin tersiyle itiveriyorum onu eğer mutfak bana gülümsemediyse. İşte bu yüzden bu aralar pek dertliyim. Hem keseye hem alışkanlıklarıma uyan bir evin bir yerlerde saklanmış beni beklediğine inancım büyük. Şimdi işim onu arayıp bulmak.

Bu yoğun tempoda tarifler ne olacak derseniz. merak buyurmayınız. Onlar hazırlanıyorlar.Bir iki güne kalmaz yine buradalar.

Hoşgörünüz ve bana zamanayırdığınız için teşekkürler. Varın kalın sağlıcakla…

Hakkımda