İçeriğe geç

Yeni bir Yılı Nasıl Karşılamalı ?

29 Aralık 2012

çelenk

Yeni yılı karşılamaya hazırlanırken üç beş öneri ve hatırlatma da benden gelsin. Ne dersiniz? Benden diyorsam, tabii ki bunlar benim zaman içinde bilenlerden duyduğum, tecrübe edip yararını gördüğüm şeyler. Belki bir çoğunu sizler de biliyor ama ihmal ediyorsunuzdur, ya da benzerlerini uyguluyorsunuzdur. Olsun bir kere de “mutfakpenceremden” gözüyle bakalım duruma olur mu?

Yeni bir yılın başlaması ile bir döngü tamamlanıyor, son başlangıçla ,çemberin iki ucu birbiriyle birleşiyor. Çok çok eski çağlarda bile insanlar bahar aylarında doğanın yeniden doğuş zamanını yeni yıl kabul etmişler ve bunu çoşkulu törenlerle kutlamışlar. O zamanlardan beri çember  yani yüzük şekli bir döngünün tamama ermesi, sonsuzluk anlamında önem taşır.Bir deyişe göre,  bazı toplumlarda yılbaşı sofralarına çember şeklinde süsler, ekmekler, yemekler konurmuş.Sonsuzluğa yani her bitişin bir başlangıç olduğuna inanıldığındandır ki yılbaşında bir çok geleneğe göre kışın yapraklarını dökmeyen çam ağacı gelin gibi süslenir bütün kış yeşil kalmayı başaran kokina bitkisi evlere taşınır. Toplumların uyguladıkları yeni yıl geleneklerine dalacak olursak konudan çıkamayız.Bu yüzden amaca dönmek istiyorum. ,çünkü her toplum sonuçta yeni bir yıldan sağlıklı ve bereketli olmasını, yüzleri güldürmesini bekler.

Eski bir Çin geleneğine göre bereketi simgeleyen bazı gıda maddelerini  paylaşmanın uğuruna inanılırmış. Biz de aşure dağıttığımızda buna benzer bir şey yapmıyor muyuz? Şimdi size bunu nasıl uyguladıklarını anlatacağım. Öğrendiğimden beri uyguluyorum ve bu bana büyük huzur evime de bereket getiriyor.

Tam da şu günlerden itbaren Ocak ayının 3. haftasına kadar evimizde tutacağımız ve sonrasında da doğadaki canlılarla paylaşacağımız bir bereket kasesi hazırlıyoruz. Bu kasenin içine kestane, ceviz, fındık, badem,buğday,arpa koyuyoruz. Bu kaseyi görünür bir yerde tutuyor hatta bu zaman içinde  ikram da edebiliyoruz. (Azalanın yerine yenisini koymakta bence yarar var).Ocağın 3. haftasında yani yaklaşık 21 gün sonra tabakta kalanları bahçeye, diğer canlıların yararına serpeliyoruz. Ayrıca çocukluğumuzda yaptığımız kağıt kayıklardan iki tane yapıyoruz.Bu kayıkların içine bir miktar arpa, pirinç, buğday dolduruyoruz. İster evimizin, ister ofisimizin sokak kapısının iç kısmına yukarıya bir yere bu kayıkları bantla yapıştırıyoruz. Yine 21 gün sonra bu kayıkları deniz kenarı veya akarsu kenarına gidip suya bırakıyoruz. Kimseye zararı olmayan bereketi paylaşmanın basit bir örneği olan bu ritüeli denemenizi öneririm.Yararını görürsünüz.

Geçen hafta kızkardeşimden bir mail aldım. Ona da bir arkadaşı göndermiş. Mailde yeni bir yıla girerken yapılması önerilenler listesi vardı. Son derece akla yatkın gelen bu işleri sizlerle paylaşmak istedim. Ev ve ofislerimizin de ruh ve bedenlerimiz gibi zaman zaman arınmaya ihtiyaçları olduğunu düşünürsek bu sıralananların bir çoğunu yapmak isteyeceğimizden eminim.

Mailde şöyle deniliyor:

*Tüm alacak ve borçlarınızı yazın, mümkün olduğunca borçlarınızı kapatın, alacaklarınızı alın.
“Eski defterleri kapatın…”
Siz başkalarına hakkını teslim edin ki size hakkınız teslim edilsin.

*Şimdi kalkın yerinizden, elinizde ıslak bir bez olsun mutlaka,
dokunduruverin her yere,belki bu bez sirkeli suya batırılmış olabilir;evinizi önce yatak odanızdan başlayarak adım adım dolaşın;
çekmecelerde, dolaplarda son 6 ayda elinize almadığınız her şeyi eşikten dışarı çıkarın,ona sizden daha sık dokunacağını bildiğiniz birilerine verin.

1-Yatak odası
2-Mutfak

Yani duygularınız ve bolluk-bereketiniz.

*Mutfak dolaplarınızı açın, kenarı-köşesi çatlamış ne kadar bardak-tabak-çanak varsa atın.Özellikle çekmecelerde-dolaplarda kalmış, açılmış-yarım paketlerdeki arta kalmış gıdaları kullanma tarihlerine bakın ve atın,kullanılacak durumdakileri mümkünse temiz cam kavanozlara yerleştirin. Buzdolabındaki her şeyi çıkarıp yeniden dizin raflara, atmanız gerekenleri atarak. Buzlukta o en dipteki şey var ya, belki 3 yıldır belki de daha fazladırduruyor, atın onu da.

*Evinizin girişinde, ayakkabılıkta ya da orada-burada duran ve son bir yıldır ayağınızın hiç değmediği tüm ayakkabıları giyecek birilerine
verin.
Gözünüze çarpan boş kutuları, kavanozları, gazeteleri, kağıtları vs. atın.Tutunmayın, bırakın, üzülmeyin, mahvolmayacaksınız onların yokluğunda.

*Şimdi sırayla her odanın köşesine bakın, kapıların arkalarına, koltuk arkalarına. Oralara koyduğunuz ne varsa yerinden oynatın,durması gerekmiyorsa nereye gideceğini biliyorsunuz artık :)Banyo dolabınız, ilaç dolabınız, yarım şişeler, paketler…. 🙂

*Şimdi bu tura yeniden ve son kez başlıyoruz.
Yine yatak odasından, gardrop ve çekmecelere bir kez daha göz atacağız. Az önce görmezlikten geldiğiniz o elbise var ya, bir de şu çanta,bi-dünya para vermiştiniz de bilmem ne markaydı belki de… dursun demiştiniz ya…Alın onu elinize, giyinin ve dolaşın şöyle evin içinde,tazelensin-yenilensin sizinle; ya da onu sevinerek giyecek birisine verin.
Bu ikinci tura çıkışınız, bir öncekinde tutunduğunuz ne varsa onlardan da vazgeçebileceğinizi görmek için olacak.

*Çalışıyorsanız iş yerinizde sıra. Evet, “eşeğin büyüğü ahırda” gibi görünüyor size, ancak 15 dakikada çekmece içleri tık tık tık düzene giriveriyorlar.
İş-kariyer-para akışınız anlamına geliyor o çekmeceler.
Bütün küçük not kağıtları lazım olur diye başka bir çekmeceye tıkılmayacak, gidecek.
Kartvizitler bir köşede toplanacak, kalemler öbür köşede, ajandalar yanyana.

*Bir de akıl defteri koyun elinizin altına,uzun süredir ertelediğiniz yapılacak işler listeniz var ya,şuranın lambası değişecek, saate pil alınacak, yedek anahtarlar aranacak,komşudan aldığım matkap geri verilecek,aşure kaseleri iade edilecek (içleri doldurulacak diye bekliyorsanız minik
bir paket çikolata atıverin içine).
Bankaya talimat verilecek vs. vs.lerin listesi yapılacak.
En geç 10 gün içinde her gün 3 adet madde gerçekleştirilecek ve liste bitirilecek.
Yapılması gerekenler akla geldikçe akıl defterine eklenecek ve yaptıklarınız işaretlenecek.

*Bütün bunlar bittikten sonra girin duşa, uzun uzun uzun uzun yıkanın, arının, paklanın…Bol bol su için.

Her işiniz kolayca aksın, yolunuz-ışığınız aydınlık olsun, mutlulukla gitsin gidenler, sevinçle gelsin gelenler.

Evet bu maili okuduktan sonra insanın bu önerilere kulak veresi geliyor doğrusu. Neden olmasın,hepimizin dolapları vedalaşamadığımız eşyalarla dolu değil mi? Daha dün kenarı kırık tabakları saksı altı olur belki diye kenara kaldırmadık mı?

Hepimize, esiri olduğumuz eşyalar ve takıntılardan arınma fırsatı tanınmışken haydi iş başına.Özgürleşelim.

Sevgiyle ve sağlıkla kalın!

Yılbaşı Sofranıza Kırmızı Salata

28 Aralık 2012

1-DSC_1179-001

Bir tabak kırmızılık hazırlayıp onu yılbaşı sofranıza getirmeyi denediniz mi? Bence  bu yıl deneyin. Bu kırmızı salata hem sofranızla muhteşem bir uyum sağlayacak hem de içinizi serinletecek. Vitaminler mi, sormayın hepsi duymuş da gelmişler. Yok yok yani. İçindekilerin hepsi kırmızı olmasa da malzemeler birbirlerini boyadıkları için salatanın tümü kırmızı oluveriyor.  Bir gece önceden hazırlandığı için de işinizi kolaylaştırıyor.

MALZEMELER:

1 adet irice kırmızı pancar

1 adet ufak boy siyah turp

1 adet  orta boy kırmızı turp

2-3 adet orta boy havuç

1 adet limonun suyu

Zeytinyağı, nar ekşisi

Tuz

Bunlara ek olarak 2 ekşi alma veya 1 ayvayı da katarsanız bambaşka bir salatanız olur…

©mutfak penceremden

YAPILIŞI:

Bütün sebzelerimizi incecik rendeliyoruz.  Üzerine limon suyunun yarısını döküp harmanlıyoruz ve  sıkı kapaklı bir kase ile  buzdolabına yerleştiriyoruz.

Servisten hemen önce tuz, limonun diğer yarısı, nar ekşisi ve zeytinyağı ile hazırladığımız sosu salatamıza katıyoruz.

Bu salatayı evinde yediğim sevgili dostum Neşé der ki esasında kırmızı pancar rendesi içine çok körpe ıspanak ve pazı yaprakları incecik kıyılarak ekleniyormuş. Ancak bu şekilde yaparsanız neredeyse yemek gibi yiyebilirsiniz.

Afiyet Olsun.

1-DSC_1184-001

Yeni Yıl Kurabiyeleri /2012

25 Aralık 2012

1-DSC_1160

Haftalardır pişirmekte olduğum kurabiyeler yüzünden tarçın, karanfil ve kakulenin halis tereyağına karışan kokuları mutfağımın dip köşesine kadar ulaştı. Piştikten sonra süslenen kurabiyelerim teneke kutularda uslu uslu yatıp paketlenecekleri günü beklediler. En nihayet ayrılık vakti geldi. Aralık ayı boyunca muhabbet içinde olduğumuz çam ağaçları, yıldızlar ve kardan adamlar bugünden tezi yok sahiplerini bulacak, onlara benden yeni yılda bereket, sağlık ve mutluluk dilekleri taşıyacaklar.Tarifini sayfalarımda çokça bulabileceğiniz kurabiyelerime bu yıl beyaz renk hakim oldu. Bugün sadece fotoğraflarını paylaşmakla yetiniyor, gelecek yıla kadar onlara “ Hoşçakalın” diyorum.https://mutfakpenceremden.com/2011/11/21/kurabiye-yapiyoruz-11-DSC_1135

1-DSC_1147

1-DSC_1155

1-DSC_1117

1-096

1-DSC_1181

1-DSC_1182

1-DSC_1148

Kayısılı Kuzu Pirzola/ Bir Davet Yemeği

18 Aralık 2012

1-DSC_0926

Misafirlerim özel, sofram da, yemeklerim de özel olsun bu gece diyorsanız,  özenle kuracağınız, renkli peçeteler ve mumlarla süsleyeceğiniz sofranıza layık, esaslı bir yemek tarif etmek istiyorum size bugün. “Kayısılı Kuzu Pirzola”

Kulağa nasıl geliyor bilmem ama,  damakta bıraktığı tadın unutulmaz olduğunu söyleyebilirim. Osmanlı Mutfağı’nda da meyve ve etin bir arada kullanıldığı yemekler olduğunu biliyoruz. Günümüzde de  Anadolu’da meyveler sebze ve etin yanında sıkça kullanılmaktalar. Dünya Mutfakları’na  baktığımızda benzer yemekler farklı pişirme teknikleri ile en çok  da Fransız Mutfağında görülüyor. Benim bu yemekle tanışıp, mutfağıma almam ise çok çok yeni.

Yıllardır yaz tatilimizin iki haftasını Kalkan’da geçiririz. Akşamları sık sık limandaki Fener Cafe’ye gideriz. Son iki yıldır nefis dondurmasıyla bilinen bu Cafe yemek servisi da yapıyor. Ummadık taş baş yarar derler ya işte o misal, sundukları yemeklerin tadına doyum olmuyor. Bu yıl menüleri oldukça zenginleşmişti ve “ Kayısılı Kuzu Pirzolası”nı listede görünce doğrusu çok şaşırdım. Masada bu tatlı tuzlu yemeği paylaşacağım kimse yoktu ama dayanamadım ne olursa olsun denemek istedim. Denediğime de deydi. Hiç beklemediğim bir yerde bu kadar lezzetli ve de şık sunulan bir yemeğin tarifini ustadan istedim. Verdiği bilgi ile kendi tecrübemi birleştirince gerçekten parmak yedirten bir lezzet ortaya çıktı.

Konuklarımın da beğenisini alan bu yemek sofralarınızı bir ziyafet sofrasına çevirecektir.

MALZEMELER:

4 kişilik

12 adet kemikli kuzu pirzolası/ yaklaşık 800 gr. kadar

12 adet kuru kayısı /yemeğe renk katması açısından sarı olanlardan( Kuru kayısı alırken de diğer birçok üründe olduğu gibi dikkatli olmalı, çok iyi tanıdığımız, güvendiğimiz yerlerden almalıyız.)

1 yemek kaşığı bal

1 çay kaşığı tuz

1 tatlı kaşığı kimyon

1 çay kaşığı karabiber

2 yemek kaşığı kadar sirke veya kırmızı şarap

1 adet kuru soğan

4 diş kadar sarımsak

1 tutam biberiye

1 bardak portakal suyu

1bardak kemik suyu

1-087

YAPILIŞI:

-Pirzolaları bal, sirke veya şarap, kimyon, tuz, karabiber, biberiye, sarımsak ve halka halka kesilmiş soğanla bir gece boyunca marine ediyoruz.

– Kayısıları portakal suyuna yatırıyoruz. Arzu ederseniz içine bir iki kaşık şarap katabilirsiniz. Alkol meyveye değişik bir tat verecek ancak pişerken uçup gidecektir.

1-DSC_0904

– Ertesi gün etleri marine ettiğimiz sostan ayırıyoruz. Sosa bir bardak et suyu ekleyip bir taşım kaynatıp süzgeçten geçirip bir kenara alıyoruz.

-Pirzola dilimleri ısıttığımız yağsız tavada alt üst on dakika kızartıyoruz. Pişmesine yakın süzdüğümüz kayısıları da tavaya ekliyoruz. Etleri kayısılarla beraber beş dakika daha döndürdükten sonra kayısıları bir tabağa ayırıyor, daha önce kenarda beklettiğimiz sosu tavaya alıyoruz.

1-DSC_0905

-Tavanın kapağını kapatıp, on beş dakika daha kısık ateşte pişiriyoruz.

-Yemeğimizi bademli pilav eşliğinde fotoğrafta görüldüğü gibi sosu ayrı olarak sunuyoruz.

1-DSC_0934

Afiyet Olsun!

 

Mutfağımda Konuklar, Fırında Kurabiyeler Vardı

12 Aralık 2012

1-DSC_017610 Aralık 2o12…Dışarıda soğuk ve yağışlı bir hava var. Mutfağım ufak bir atölyeye dönüşmüş, tezgahların üzerinde un, şeker, badem,yumurta ve daha bir çok malzeme birleşmek için start bekliyor.Filtre kahvenin kokusu bütün eve yayılmış, insanı daha içmeden mutlu ediyor. Fonda James Last orkestrası… Yılbaşı çamına çevirdiğim kütüphanemde portakal kokulu mumlar yanıyor…Mutfağa bağlı  verandamda masalar birleşmiş, geniş bir çalışma alanı oluşmuş durumda.Birazdan konuklarım gelecek ve birlikte yılbaşı kurabiyeleri yapmak için kollar sıvanacak.

Saat 13.30. Zil çalıyor konuklarım dakikler.  Yeşim, Füsun,Semra ve Arzu peşpeşe geliyorlar.

Kısa bir sohbet sonrası verandaya yerleşiyoruz. Geniş masanın etrafında etkinliğimizin akışından söz ediyor, ardından mutfağa giriyoruz. Ben herkese göstermek üzere ilk hamuru ölçülere göre hazırlıyorum. Önce yağı, sonra unu,sonra şeker ve yumurtayı,bademi ve baharatları ekliyorum. İlk hamur hazır olunca konuklarım birer birer mutfaktaki yerlerini alıp kendi hamurlarını hazırlıyorlar.Bir kişi mutfakta çalışırken diğerleri hazırlanan hamurları şekillendirip tepsilere yerleştiriyor.

1-atölye_11

Yıllardır eli kalem tutmuş özel insan Yeşim Cimcoz elinin kalemiyle mutfağa dalıyor ve ne yalan söyleyeyim, hamura hakkını veriyor.

Kedilerle ilgilenmek ve harika öyküler yazmaktan başını kaldıramayan Füsun Çetinel’in elinden oklava, dilinden espriler eksik olmuyor.

1-atölye_12

Deneyimli ev hanımı Semra Turgut ise “En çok kurabiyeyei ben pişirmeliyim” dediği için fırınla çalışmamasası arasında durmadan mekik dokuyor. Bu arada işi nasıl hızlandıracağını buluyor ve hamurları yağlı kağıdın üzerinde kesip aralarından fazlalıkları alıyor ve yağlı kağıdı üzerindeki kurabiyelerle birlikte, olduğu gibi tepsiye yerleştiriyor.

1-atölye_13-001

Arzu Soykan Candoğan ise hem öğrenir hem fotoğraf çekerim diyerek geliyor ve gün boyu bütün olan biteni bir “Nikon D 90” a kaydediyor.Kurabiyeler pişer pişmez de süsleme işine girişiyor.

1-atölye_14

Bense çalışkan konuklarımın yaptığı işleri azıcık denetleyip, biraz fırına biraz çalışma masasına bakıyor, soruları cevaplamaya  çalışıyorum. Bu arada eldivenle tuttuğum sıcak tepsiyi Füsun’un eline tutuşturmaya kalkıyorum ve eğlence başlıyor.

-Senin kurabiyelerin daha kalın olmuş, benimkiler ne güzel incecik.

-Sakın ince hamurlarla kalınları bir araya koymayın! Yoksa bir kısmı pişer diğerleri pişmez.

-Yapma Füsun benimkileri elleme!

– Eyvah fırından kokular geliyor! Dialogları ile saatler geçiyor ve sonunda pişen kurabiyeler süslenmek için masaya geliyor.

Birden, bizim de teneffüs hakkımız olduğunu hatırlıyor ve ocakta demlenen mis gibi kış çayını masaya getiriyorum. Köy peynirleri, ev ekmeği ve kepekli simit bir anda silinip süpürülüyor.Birazdan kurabiyelerin de tadına bakılacak.

Teneffüs kısa sürüyor ve süsleme işi başlıyor. Bütün kurabiyeler süslenmeyecek bugün. Zamanımız yettiği kadar ve fazla incelik istemeyen birkaç süsleme yapılıyor ama sonuç ortada. Bunlar acemi işi ise, ustalaşınca neler yapacaklar acaba?

Bugün çok eğlenceli bir gün. Mutfağımın ve benim keyfime  dİyecek yok. Füsun’un muziplikleri, Semra ile benim komik sakarlıklarımız, atılan kahkaha ve çığlıklar. Yeşim’in sandalye tepesinden fotoğraf çekmeye çalışması ve şu an hatırlayamadığım daha neler neler…

Saat neredeyse beşe yaklaşıyor. Konuklarım kendi pişirdikleri kurabiyeleri, kendi saklama kaplarına yerleştiriyorlar ve veda vakti geliyor.

Bir dahaki etkinlikte buluşmak üzere hoşçakalın!

Konuyla ilgili geniş fotoğraf albümü ve slayt gösterisi yakında facebook sayfamızda olacak.

Portakal ile Çikolatanın Dayanılmaz Hafifliği

11 Aralık 2012

1-DSC_0786

Bazı şeyler vardır ki, onları anlatmak için fazla söze gerek yoktur. Sadece seyretmek ve yemek istersiniz. Bir de benim gibi yediğini illa ki de yapmak istersiniz.İşte bugünkü çükolataya batmış portekal dilimleri de onlardan biri. Bu çikolataların orijinalini, sevgili arkadaşım Semra bir Belçika seyahatinden gelirken bana getirmiş ve hem keyifle yer hem de denersin belki demişti. İki yıldır zaman zaman misafirlerime ikram etmek üzere yapıyorum. Bir de uzun süre saklamayı becerebilsem… Şimdilik saadece buzdolabında saklayabiliyorum. Ama dolabımda bu çikolatalara yer açmaya deyiyor doğrusu.Malzemesi çok basit ancak yapılışı azıcık süre isteyen ama fazla el almayan bir tarifle ağzınızı tatlandırmayı diliyorum bugün.Yeni yıla girerken dolabınızda bulunduracağınız bu portakal dilimleriyle konuklarınıza hoş sürprizler yapabilirsiniz.alıyoruz.

1-DSC_6431

MALZEMELER:

3-4 adet portakal ve 150- 175 gr. bitter blok çikolata

YAPILIŞI:

Portakalları iyice yıkadıktan sonra kurulayıp çok keskin bir bıçakla kesebildiğimiz kadar ince yuvarlak dilimler kesiyoruz. Ardından tel ızgara üzerinde bir kaç saat oda sıcaklığında suyunu çekmesini bekliyoruz.

1-DSC_0721

Daha sonra portakal dilimlerini iki tabaka yağlı kağıt arasında 150 derecelik fırında 15 dakika kadar hafifçe kurutuyoruz.

1-DSC_6390

Fırından aldıktan sonra da yine  bir saat kadar üzerlerini açarak bekledikten sonra *benmaride erittiğimiz bitter çikolatamıza fotoğrafta olduğu gibi ister elimizle istersek bir maşa ile batırıp çıkartıyor ve kurumaları için yine yağlı kağıt üzerine alıyoruz. Çikolatalar  buzdolabında donduktan sonra bir kutuya alıp yine buzdolabında saklıyoruz.

1-portakal çikolata

©mutfak  penceremden

* Benmari usulü: Isınmakta olan su dolu bir kabın içine konan bir diğer kapta ısıtmak suretiyle  yapılan işlem.

Bereket Ona Sahip Çıkmayı Bilenin Mirasıdır,Çocuklarına…

09 Aralık 2012

Buğday, pirinç, nohut, kuru fasulye, kuru bakla, üzüm, fındık, badem, kayısı, kestane, fındık, ceviz, badem, çörekotu, susam gibi aşureyi oluşturan yiyecekler aslında Toprak Ana ‘nın sunduğu nimetlerin başlıcaları değil midir? Aslında  tüm dünyada  aşureye benzer yiyecekler bir bereket ve bolluk uğruna bir araya getirilmiyorlar mı? Durum böyle olunca, bugün Feriköy Pazarında, Slow Food Türkiye’nin düzenlediği Toprak Ana Günü kutlamaları kapsamında aşure yapılıp dağıtılmasına yer verilmesinin ne kadar da anlamlı olduğunu görebiliyoruz.

1aşure

Slow Food Türkiye/Fikir Sahibi Damaklar Derneği haftalar öncesinden yapılacak bu etkinliği paylaşmış ve arzu eden herkesi pazara aşure karıştırmaya ve davet etti. Hatta gelen konukların, varsa kendi geleneklerine göre “aşure” tariflerini veya büyüklerinden dinledikleri “mutfak  hikayelerini” de beraberlerinde getirmelerini önerdi. Derneğin Türkiye ayağının kurucusu olan Defne Koryürek ve ekibindeki özverili hanımlar  bir gün önceden tam 25o kişiye dağıtılacak aşureyi Anadolu’nun dört bir yanından gelen çeşitli ürünlerle elbirliğiyle hazırladılar. 8 Aralık Cumartesi günü  pazarda bir yandan yeni yapacakları aşure kazanının başına geçtiler, bir yandan da gelenlerin öykülerini dinlediler. Gelen konuklar kah aşure kaşığına el atıp bizim de emeğimiz geçsin deyip bakır kazanda kaynayan aşureyi karıştırdılar, kah kendi tariflerini anlattılar. Kısa sürede dağıtılmak üzere tezgaha konmuş olan minik aşure kavanozları sahiplerini buldu ve paylaşım, kardeşlik ve barış uğruna gerçekleşmiş oldu.

1-DSC_0760

Etkinliğin esas amacı, aşure üzerinden topluma kültür mirasımıza, mutfağımıza ve de en başta toprağımıza sahip çıkmaktı. Gün boyu tezgaha uğrayan bir çok kişiye mikrofon tutuldu, kameralara karşı, aşurenin kültürümüzdeki önemi ve kadının özellikle  mutfak kültürü mirasımızı nasıl koruması gerektiğiyle ilgili sorular soruldu, sohbetler yapıldı. IMC Televiyonunda yer alan ve Defne Koryürek’in sunduğu”Ne Yiyorsak Oyuz” canlı pazarda alınan bu kayıtlara da yer verildi. Defne Hanım konuklarıyla; Nasıl yaparız da bugünün hızlı çalışma temposunda biraz da annelerimizin, büyükannelerimizin mutfak geleneklerini hatırlayıp, bunları gelecek nesillere taşıyabiliriz, nasıl hazır gıdalardan uzak durabiliriz,  çocuklarımıza ev mutfağından yemek yeme alışkanlığını nasıl geri getirebilirizi tartıştı. Küçük çocuklarımızla birlikte mutfakta geçirilecek on, onbeş dakikanın öneminden bahsetti.

1-DSC_0732

Pazar yerinde  ekipte aktif rol alan sevgili Neva Kip arkadaşımızla mutfak ve taşıdığımız miras konusunda  sohbet ederken, bir ara kızlarımın bana hediye ettiği bir yemek kitabının ilk sayfasına yazmış oldukları anlamlı sözler aklıma geldi ve çok duygulandım, gözlerim doldu.Şöyle demişler:

Canımızdan öte anneciğim, bize bırakacağın en değerli mirasın sevgiyle hazırladığın o güzel yemeklerin olacağına ne şüphe! Ama bil ki  bu yemekler senin kadar keyif alınarak, özenilerek yapılamayacaklar, ancak hiç bir gün unutulmayacaklar.Dileriz ki, sofraların ve sofralarımız her zaman gülücüklerle ve senin kattığın özel lezzetlerle dolup taşsın.Bu  kitap müzelik yemeklerimiz için sana bir anı olsun!

Onların bu sözleri benim de yazdığım bu blogun ön sözündeki cümlelere çağrışım yaptı. Ben de bu yola çıkarken” Anneannemin mirası” dememiş miydim? Umarım bir gün o mirası gerçek kağıt sayfalarına taşıyabilirim. Sizler de büyüklerinizden  öğrendiklerinizi unutmamaya, yaşatmaya geyret ederseniz bu amaca çok önemli bir katkıda bulunmuş olursunuz.

Bu yıl etkinlikte pişirilen aşurenin tarifi geçen yıl Terra Madre kutlamaları çerçevesinde yapılan buğday ve ekmek konulu etkinlikte yer alan ve hepimizi evde ekmek yapmak konusunda motive eden Şemsa Denizsel’e aitti. Bildik tadından biraz daha farklı, özellikle şeker yerine bal kullanılarak yapılan bu aşure oldukça hafif ve çok lezzetliydi. Eli değen herkesin ellerine sağlık.

İşte bu aşurede kullanılan ve yurdun dört bir yanından gelmiş malzemeler:

1-tarif

Şimdi sizler bu etkinlikte paylaşılan hikayeleri merak edersiniz biliyorum. Onları da gelecek hafta bir araya toplayıp sizlerle paylaşacağım, inanın pek hoşunuza gidecek. Belki ardından sizler de benzer öykülerinizi bize yazarsınız.

Bereketli ve sevgi dolu günler hepimizin olsun!

Fotoğrafların bir kısmı Slow Food Türkiye facebook sayfasından alınmıştır.

toprak ana

Yeni Yıl Yaklaşırken

07 Aralık 2012

1-DSC_64542012 takviminin  de son yaprakları çevriliyor, bir biri ardına buruşturulup çöpe gidiyor, diğerlerinin yanına..Çok değil, üç hafta sonra bir yılı daha arkamızda bırakacağız. Nedir ki bir yıl? Sadece üçyüz atmış beş güncük. Eskiler ” Günler gelip geçiyor” dermiş, bizler ise ” Yıllar su gibi akıyor” diyoruz. Bayram hazırlıkları gibi yeni bir yılı karşılamak için de hazırlıklar yapılıyor birçok evde. Vitrinler süsleniyor, allı pullu ışıltılı. Ne çok şey bekliyoruz gelecek masum yeni yıldan değil mi*Ne çok şey bekliyor insanlar bir gece yarısı değişecek “O” rakamdan. Gelin biz bırakalım 2012 salatanatının son günlerini süre dursun,biz sizinle “mutfakpenceremden” içeriye bir bakalım.

Bu günlerde hummalı bir çalışma var yine bizde.”Mutfakpenceremden”, türlü kurabiye kokusu sızmakta dışarıya. Geçen yıllardan bildiğiniz, tanıdığınız o, tarçın, karanfil, kakule, portakal rayihaları, köy tereyağının mis gibi kokusuna karışıyor, duyanı içeriye davet ediyor.Alman mutfağından tanıdığım “Spekulatius” hamuruna değişik yemişler, badem, fıstık ve çikolata tanecikleri ekleniyor. Bir hafta, bilemediniz on güne kalmaz, bütün kurabiyelerim pişmiş, hediye paketçiklerine yerleşmiş olurlar. Bu yıl ilk kez, mutfağımda benimle beraber kurabiye yapmak isteyen dostlarımız da olacak. Onlar da kendi kurabiyelerini yapacak ve evlerine götürecekler. Bu güzel çalışmanın fotoğraflarını da size gelecek hafta paylaşacağım.Bu arada önümüdeki günlerde  çeşitli yemek ve pastalarda kullanmak üzere bol bol kestane kızarıyor, haşlanıyor ve buzluğa kalkıyor.

İsterseniz şimdi geçen yıl yaptığım kurabiyelerden örneklere bir  göz atalım.

1-DSC_6577

1-DSC_6586

1-0304

1-02971

1-0307

Kurabiyelerin tarif ve detaylı fotoğrafları için:Yeniyıl kurabiyeleri1, yılbaşı kurabiyeleri2yılbaşı kurabiyeleri3

Cherry / Kiraz Domatesli Somon

04 Aralık 2012

1-DSC_0522

Balık yemekleri benim mutfağımda da oldukça geniş yer kaplıyor. Ancak  her zaman hatırlattığım gibi balığın da sebze ve meyveler gibi mevsimleri var. Son yıllarda sanayi tavuğundan iyice sıtkım sıyrıldıktan  beri, daha fazla balık tüketmeye başladık. Bu durumda her hafta en azından bir kez somon pişiriyorum. Böyle olunca da balığın yanına katacak yeni tatlar arıyorum. Bugün yapacağımız “şeri domatesli balık” da doğrusunu isterseniz, birden bire canımın çektiği tüm malzemeyi katarak oluşturduğum  bir tarif. Sonuç gerçekten mükemmel. Kırmızı soğanın, sarımsağın ve domatesin eşsiz birlikteliğine eklenen taze biberiye…….. En iyisi sözü fazla uzatmadan tarife geçmek.

1-DSC_0515

Bu arada artık balıklarımı, EKS’de Emsan’la Mutfak Günleri’ne katıldığımda Emsan’ın hediyesi olan *balık tavasında pişirdiğimi not etmek isterim, çünkü bu tava sayesinde , balıkları tavanın kapağını açmadan alt üst edebiliyorum ve dışarıya hiç yağ sızmıyor.

MALZEMELER:

2 dilim somon

2 adet orta boy kırmızı / mor soğan

10-12 adet kiraz domates

4 diş sarımsak

2 adet defne yaprağı

1 sap adaçayı / adaçayı mutfağa yayılan balık kokusunu azaltıyor, ve değişik bir lezzet katıyor.

2 yemek kaşığı zeytinyağı

Bir tutam taze biberiye

Tuz ve iri dövülmüş tane karabiber

1-DSC_0502

1-DSC_0506

YAPILIŞI:

Balıkları tavaya yerleştirip, tavanın kapağını kapatıyoruz. Somon, yağlı bir balık olduğu için pişerken ilave  yağ koymaya gerek yok. Balığımızı yaklaşık 7 dakika bir yanı 7 dakika diğer yanı olmak üzere kızartıyoruz. Balığımız pişerken diğer yanda biraz zeytinyağında piyazlık kestiğimiz kırmızı soğanı ve sarımsakları soteliyoruz. Soğanlar yumuşadıktan sonra ikiye böldüğümüz domatesleri ve taze biberiyeyi ekliyor, sadece iki dakika kadar birlikte çeviriyoruz. Böylece sosumuz da hazır oluyor. Balığımızın üzerine tuz ve taze karabiber ekip servis tabağına alıyoruz ve üzerine sosunu döküyoruz.

Afiyet olsun!

1-DSC_0520

 

Neden Somon
Beynimizin yüzde 60’ı yağdan oluşuyor ve bilim adamlan bu yağın en azından yüzde 30’unun
omega-3 yağ asitlerinden olduğu görüşünde. Vücudumuzdaki hücreleri geliştirmekle görevli omega-3 yağ asitlerini yalnızca yediklerimiz aracılığıyla alabiliyoruz. Yani vücudumuz üretemiyor. Bu nedenle vücudumuzun gıdalarla yeterli miktarda omega-3 almasını sağlamak önem taşıyor.

Düzenli olarak balık yiyen kişilerde kalp krizi ve felç vakaları daha seyrek görülür. Haftada birden fazla, özellikle de yağlı balıklardan yiyen çocuklarda astıma tutulma oranı, fazla balık yemeyen çocuklara göre daha azdır. Omega-3, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini güçlendirir ve cildi güzelleştirir.
Yaşlılık etklilerini geciktirir. Şeker hastaları, kalp sağlığı ve felç riskinden daha çok etkilendikleri için balık yemek onlar için yararlıdır. Amerika’da yapılan araştırmalarda; Omega-3 psikiyatrik diyetlerde kullanılmış ve strese karşı dirençli hale gelen bünyenin ileride oluşabilecek depresyon, intihar eğilimi ve manik depressif dahil birçok psikolojik rahatsızlığı önlediği belirlenmiş. Somon balığı; B-6 vitamini bakımından zengin. Vücudun protein ve yağı öğütmesini sağlayan B-6 vitaminleri, ayrıca bağışıklık ve sinir sistemlerinin düzenli çalışmalarına yardım eder. Somon balığı beyinde depresyonla savaşan kimyasal madde olarak
bilinen, mutluluk hormonu serotoninin oluşmasına yardım eder.

(*) Bilgiler, Norwegian Seafood Export Council (NSEC) arşivinden derlenmiştir.

*balik-keyfini-emsan-fishy-tava-ile-yasayin-4058512_5719_o                                                                                                   Emsan Balık Tavası

“Christstolle” nam-ı diğer, Dresden Usulü Noel Keki

30 Kasım 2012

Her inanışın, her milletin, ve her coğrafyanın kendine has geleneksel yiyecek, içecek ve hamur işleri vardır. Bunlar hayata tat katan çeşitlilikler ve kültür zenginlikleridir. İşte bugün mutfağıma konuk olan “ Christstolle” namı diğer “Weihnachtsstolle” veya “Noel Keki” de bunlardan biri. Ülkemizde, Hristiyanların Paskalya Bayramlarında yaptıkları Paskalya Çöreği kadar kabul görmemişse de bu kek Hristiyan aleminin Noel Bayramı yaklaşırken, özellikle Almanya’nın Dresden kentinde pişirilip özel ambalajlara giren bu kek, dünyanın dört bir yanındaki elliyi aşkın ülkeye gönderilir. Geçmişi yedi yüz yıl geriye kadar giden Noel Keki esasen Noel Ekmeği olarak da bilinir. Hristiyan alemi oruç dönemlerinde hayvani gıdalar yemediği için uzun zaman tereyağı yerine sadece, un, su, meyve kuruları ve badem gibi yemişler kullanılarak yapılmış olup daha sonra Papanın izniyle tereyağı kullanılmaya başlanmış olduğu bir rivayettir. Hatta rivayete göre bu kekin hamurunun katlanması, Hz. İsa’nın kundaklanmasına benzetilmiştir.

Benim “Christstolle” ile tanışıklığım Almanya’ya gidip geldiğim öğrencilik yıllarıma dayanıyor. O zamanlar içinde bir sürü meyve şekerlemesi olan bu kek benim damak tadıma hiç de uymamıştı. Ancak zaman içinde gördüğüm, yediğim her şeyi pişirmeye merak sarınca Stolleyi de tarif defterime alıp denedim. Birçok farklı tarifinden ağız tadıma en uygun olanını seçip uygulamaya koydum.  Meyve şekerlemelerinin daha az, kuruyemişlerin daha bol kullanıldığı bu ölçünün meraklılarının da hoşuna gideceğini umarım.

Daha fazlasını oku…