İllla ki Mayasız Ekmek Diyenlere Mayasız Ekmek 1
Çevremdeki mayasız ekmek tarifi arayışları devam eder,arkadaşlarım mayasız ekmek yapmaya çabalarken durmak olmayacak,haydi kolları sıvayayım,ben de mayasız ekmekler pişirip deneyimlerimi yazayım dedim. Lavaş veya dürüm ekmeği olmayan basbayağı bidiğimiz yumuşak ekmek yapmak için muhakkak bir kabartıcı maddeye gerek oluyor. Maya allerjisi olan birçok dostumun dediğine göre kabartma tozu veya karbonat kullanılan yiyecekler onlara dokunmuyormuş.Durum böyle olunca buyrun”MAYASIZ EKMEK I ” ya da “Mayasız Ekmek Keki ” tarifime. Fotoğraf çekeceğim diye soğumadan kesmeye kalkarsanız ekmek böyle kırılıyor,aman siz siz olun soğumadan kesmeyin.))
Ne Kulandım?
½ su bardağı çırpılmış süt kreması / 200ml.lik paketin 1/3 ü gibi
1 yumurta
1 bardağa yakın ılık su
3 bardağa yakın tam buğday unu
1 çay kaşığı şeker veya bal
2 çay kaşığı tuz
20 cm uzunluğunda kek kalıbı
1 paket kabartma tozu
Nasıl Yaptım?
En basit kek yapılışından daha basit oldu bu ekmeğin hazırlanışı. Kuru malzemeleri ayrı yerde hazırladıktan sonra, ıslak malzemeleri çırpıcıda karıştırdım,sonra kuru malzemeleri ekledim ve bir kek kalıbına döktüm.Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 40 dakika kadar pişirdim. Aynen kek pişirir gibi. Pişme sürecinde fırınımı açmadım. Fırından çıkan ekmeğimi ya da ekmek keki desem daha iyi olacak, soğuyuncaya kadar kesmedim.
Afiyet Olsun!
*Yazı Evi arkadaşlarım arasında kura çekmiştik yılbaşı kutlamamızda. Benim armağanım şanslı arkadaşlarımı ekmek atölyeme davet etmekti. O gün bugün, yok taşınma telaşı, araya giren gripler, mazeretler derken dün kendileriyle biraraya gelebildik.Ortak konumuz okumak ve yazmak olunca ellerimiz hamurda aklımız kitaplardaydı.Kara Kitap’ı aklayamadık henüz ama üstümüzü başımızı bir güzel akladık doğrusu.”Öyküye Giriş” dersimizde tartışmaya fırsat bulamadıklarımızdan” Hayatım Roman” yazı dizimize kadar sohbet etmeye dalınca arkadaşlar ekmeklerini fırına sürdüklerini unutuverdiler.Çalar saatin sesiyle yerlerinden fırladılar,ekmeklerini yanmaktan kurtardılar.Çay soframızda yedikleri bazlamaları çok beğenince”Haydi bazlama da yapalım” demesinler mi?Sandım ki işe girişecekler. Yok canım. nerede?Bizim emektar Kitchenaid şipşak hamuru yoğurdu,ılık fırın mayalandırdı, sonra da ben ocağın başına geçtim pişirdim. Bizimkilere alıp götürmesi kaldı. Ohhhhh afiyet şeker olsun.Şu fotoğraflara bakınca yüzlerindeki mutluluğa siz de şahit olabilirsiniz.Arkadaşlarım kendi ekşi mayalarını doğurdular,onlara isim verip beslemeye başladılar bile.
Evde yaş maya ve sağlıklı ekmek yapımı kurslarımız ve diğer atölyelerimiz devam ediyor. Facebook sayfamızdan yeni tarihleri görebilir,ya da mutfakpenceremden@gmail den sorabilirsiniz
*http://yazievi.yesimcimcoz.com/ / (0545) 552 57 50
Turunç Ekşisi
Turuncu, en sevdiğim renklerin başında gelir. Portakal rengi değil efendim yanlış anlaşılmasın,turuncu.Gerçekten yan yana konduğunda portakalın kabuğu daha sarımsı,turunç ise daha kırmızımsı mı desem daha canlı mı desem öyle birşey.Renkler,şu doğa ne muhteşem renklerle bezeli değil mi? İşte ben yine lafı uzatmaya başka tellerden çalmaya başladım. Turunç ekşisi yapmaya nasıl karar verdiğimi de anlatıp söz hemen tarife geçeceğim. Nar ekşisi, ayva ekşisi,erik ekşisi oluyor da turunç ekşisi olmaz mı? Bu kış çiftlikten aldığım turunçları *reçel yaparak değil de bu şekilde tüketmeye karar verdim. Bu iş şaka gibi ama, evde bol miktarda portakal kabuğu reçelim olduğunu hatırlayınca hemen reçel yapmaktan vazgeçip bu işe soyundum. Hemen söyleyeyim dolabınızda bir kavanoz turunç ekşisi bulundurursanız limon arayıp da bulamadığınız an imdadınıza koşacaktır,rengi nar ekşisi gibi koyu olmadığı için de sizi üzmeyecek hey yemeğe girebilecektir.
*Eksik olmasınlar “portakal ağacım.com” bize bol bol portakal yollamıştı, onlar şimdi nefis kahvaltılıklar olarak kavanozlarımda. https://mutfakpenceremden.com/2013/01/11/anneannemin-portakal-receli/
Ben size ufak bir ölçü vereceğim, siz istediğiniz kadar artırabilirsiniz.
2,5 kg turunç
2 adet sıkma portakalı
Bu miktardan 250 ml. ekşi elde ettim. Yani yaklaşık sıvının 3/4 üne yakın bir kısmı kaynayınca uçuyor.
Bu arada hatırlatmak isterim: Turunç ve limon çekirdeklerini bir bardak suda 4-5 gün bekletirseniz ve bu suyu reçel yaparken kullanırsanız doğal bir jöle kıvamı almanıza yardımcı olacaktır. Eğer turunç kabuklarını reçel yapacaksanızayıklamadan önce kabukların acısını almak için ince rendeyle rendeleyip sonra ayıklamalısınız. Böylece hem reçel hem ekşi yapabilirsiniz.
Yapılışı:
Kabuklarını ayıkladığım turunçları katı meyve sıkacağından sıktıktan sonra posalarını da tel süzgeçten iyice ezerek kalan suyu da kullanmış oldum ve hepsini bir tencerede kaynatmaya başladım,ilk fokurdamadan sonra altını iyice kısıp yaklaşık birbuçuk saate yakın ara sıra karıştırarak kaynattım.Daha fazla kaynatmak sadece rengini koyulaştıracaktır ki bunu istemeyiz.Bu süre sonunda tenceremde sadece 250 ml. kadar bir şey kaldı.
Bunu da tel süzgeçten geçirip bir kavanoza aldım.Şimdi turunç ekşim buzdolabında, evde limon olmadığı anda kullanılmak üzere bekliyor.Ayrıca salatalarıma nar ekşisinden veya limondan farklı bir rayiha verdiğini de unutmayalım. Doğa bize neler vermiş,neler, yeter ki onu korumayı ve kullanmayı bilelim.
Eğer fazla miktarda yaparsanız, saklamak için şu yöntemi uygulayabilirsiniz: Domates konservesi yapar gibi kaynatılmış steril kavanozlara sıcakken doldurduğunuz ekşinin kapağını kapatıp başaşağı çevirerek soğuyana kadar üzeri örtülü bekletebilirsiniz . Sonra ters çevirip serin ve karanlık bir yerde bekletebilirsiniz.
Bayılırım İçli Köfteye – Pratik İçli Köfte Yapalım
Bayılırım içli köfteye, hem kızarmışına hem de haşlamasına. İçli köftenin malzemesi tam olduktan sonra dayanamam, yerim de yerim. Gel gör ki evde yapılanlar dışında artık İstanbul’da doğru düzgün içli köfte yapan varsa bana da haber verin de gidip ben de yiyeyim. Eskiden öyle miydi ya. Kahraman Maraş Köftecisi vardı . Öyle bir köfte yapardı ki parmaklarınızı yerdiniz. Cevizi bol, eti bol.Evet efendim şimdi benim diyenler basıyor köftenin dış çeperine ya unu ya da bolca patatesi,içinde cevizi kıymayı ara dur. Kızmasın kimse ne yapayım. Bizim ailenin geleneksel yemeklerinden değil içli köfte ama eşimiz dostumuz ahbabımızın yöresel yemeklerinden olduğundan hem yemeyi hem yapmayı severim. Bir ara konu komşu bir araya gelir hep birlikte taneler, kızartır,afiyetle yerdik.Tabii ki mekik şeklini verip içini oyarak yapardık. Sonraları kızartma yapma sağlıklı yap şunu diye diye yaptığım köfte hamurunu pyrexe yayıp arasına kıyma içini üzerine tekrar hamurunu koyup fırında pişiridğim çok olmuştur.Gerçekten lezzet değişmiyor, yapması daha kolay.Ancak bu ara birdenbire kızarmış içli köfte canım çekti. Tam kıymamı kavurdum,içi hazır ettim, önemli bir telefonla herşeyi bırakıp çıkmam gerektirdi.Tabii işler aksadı.Uzun uzun mekikler açıp doldurmaya vakit kalmadı.Ne yaptım dersiniz ,işte şimdi size ne yaptığımı tarif edeceğim.
Ne kullanıyorum?
10 tane içli köfte için
350 gr. kaburganın az yağlı tarafından kıyma / aslında orijinal içli köftenin dışına tamamen yağsız kıyma içine de orta yağlı bir kıyma kullanırım
1 su bardağına yakın ince köftelik bulgur
2 adet orta boy kuru soğan
1 çay bardağına yakın iri dövülmüş ceviz içi
1çorba kaşığı biber salçası
1 çay kaşığı kimyon
Tuz, karabiber
1 adet tam yumurta ve 1 yumurtanın akı
Eğer gerekirse birazcık un
Kızartmak için zeytinyağı
Nasıl Yapıyorum?
Soğanları tavla zarı boyunda kesip ağır ağır pembeleştirirken kıymayı da eze eze içine aktıp birlikte iyice kavuruyorum.Ardından diçe gelecek boyuttaki dövülmüş cevizleri katıyorum,beraber döndürmeye devam ediyorum.
Diğer yanda bulgurumu sıcak suyla yıkayıp iyice süzdürüyorum. Kıymayı kavurduğum tencereye bulguru,biber salçasını,baharatları ekleyip iyice karıştırıyor, üzerini örtüp biraz bekletiyorum. İyice ılınınca yumurtasını kırıp elimde köfte şeklini veriyorum.
Bu arada eğer hamurum dağılır gibi olursa azıcık un katarak toparlıyorum ve kızgın yağda kızartıyorum. Kağıt havluda bekletip servis tabağına alıyorum. Görüntü gerçeği gibi altın renkli olmuyor ama lezzeti…Hmmm.Nefis.
Afiyet Olsun!
Geciktik ama Başlıyoruz
“Mutfakpencerem”den bakanlar bilirler ama yeni bakmaya başlayanlar için şöyle bir hatırlatma yapmak istedim.Uzun soluklu bir ev taşınma olayı yaşadık.Kentsel dönüşüm demesek de benzer bir şey.İstanbul’da oturduğunuz bina elli yaşını geçmişse ne de olsa bazı sıkıntılar baş gösteriyor. Biz de yenilenme furyasına dahil olduk. Olduk da hiç kolay olmadı tam otuzaltı yıldır kök saldığımız evden taşınmak.Önce atmaya başladık yılların çöplerini.Sonra gelsin koliler gitsin koliler durumu.Uzun hikayeZaten kısa süreliğine taşınmak için ev bulmak bile başlıbaşına sayfalar yazdırır,iyisi mi bunlar geçmişte kalsın biz geleceğe bakalım.” Mutfakpencerem”e gelince,bu arada yeni tarifler vermekte de atölye çalışmalarımızda da aksamalar oldu tabii. Şimdi çok şükür yerleştik gibi. Hatta alıştık bile diyebilirim. Ancak gelecek hafta bu mutfakta ilk “ekşi maya ve ekmek yapma teknikleri” atölyemiz olacak. Alıştığım düzen değişince bakalım elim ayağıma nasıl dolaşacak. Ama ben biliyorum ki konuklarım durumu anlayışla karşılayacak. Belki de herşey daha kolay olur, kim bilir?
Uzun lafın kısası yeniden çalışmaya başlıyoruz.
27 mart perşembe günü ekşi maya ve ekmek yapılışı atölyemiz var. O gün için konuklarımız hazır. Onlar epeydir taşınmamızı bekliyorlardı.
10 Nisan perşembe evde krikkrak ve biscot
12 Nisan cumartesi günü cumartesi günü ekşi maya ve evde sağlıklı ekmek
17 Nisan perşembe günü Paskalya çöreği ve farklı bir yumurta boyama tekniği “Rahmetli komşum İpek’in anısına”
26 Nisan cumartesi günü yine ekşi maya ve evde sağlıklı ekmek atölyemiz olacak.
Çalışmalarımız 3 en fazla 4 kişiyle sınırlı olup yaklaşık 4-5 saat sürmektedir.Bu yüzden meraklıların mutfakpenceremden@gmail adresinden bilgi alıp isimlerini yazdırmalarını rica ederim.
Birlikte nasıl bir çalışma yaptığımızı bilmek isteyenler site sayfalarında fotoğraflarımızı bulacaklardır.
Sevgiyle kalınız.
Bademli Portakallı Havuç Salatası
İnsanın içini ferahlatan, turuncu, tupturuncu bir salata bu. Daha önce bir de kırmızı salata tarifi vermiştim. Onda da havuç rendesi vardı ve yanında salataya renk veren pancar kullanmıştım. Bu salatam diğerinden çok daha basit. Gerek kolay yapılışı gerekse içerdiği vitaminlerden dolayı sıkça tercih edebileceğiniz bu tarifi sözü uzatmadan vereyim.
Ne Kullanıyorum?
1/2 kg havuç
1 adet ufak portakal
3-4 dilim kivi
1 çorba kaşığı dolusu kavrulmuş kabukları ayıklanmış tuzsuz badem
3 çorba kaşığı sızma zeytinyağı
2 çorba kaşığı limon suyu
Tuz
Nasıl Hazırlıyorum?
Havuçları temizleyip orta kalınlıkta bir rendeden rendeliyorum. Portakalı üzerinde derisi kalmayacak biçimde soyduktan sonra ince dilimlere bölüyorum. Bademleri haşlar suda bekletip ayıklıyorum. Biraz zeytinyağında hafifçe kavuruyorum. Zeytinyağı, limon ve tuzla sosumu hazırlıyorum. Çukur bir kapta bütün malzemeyi karıştırıyorum. Sonra servis tabaklarına alıyorum. Kivi dilimleri ile süslüyorum.
Afiyet olsun!
Havucun Yararları saymakla bitmiyor. Son zamanlarda hızla artan Alzheimer hastalığına karşı akşamları içilecek bir bardak havuç suyunun yararlarından sıkça söz ediliyor.Aşağıda diğer yayarlarını görebilirsiniz.
- Köklerini sebze olarak yediğimiz havuç B,C,D , E vitaminleri yönünden zengindir bir sebzedir.
- Düzenli olarak Havuç yenildiğinde sigara içen kişileri de içermek üzere, bedenin kansere yakalanma riskini azaltır.
- Havucu sık tüketen kişilerde gırtlak, rahim ağzı, mesane, kalın bağırsak, prostat ve yemek borusu kanserlerine yakalanma riski azalır.
- Kalbi dostu olan havuç, kandaki LDL oranını düşürmeye yardımcıdır.
- Peklik ( kabızlık ) için iyi geldiği araştırmalar ve gözlemler sonucu ortaya çıkmıştır.
- Kaynatılarak içilen havuç kusma ve bulantıya iyi gelir.
- Kan yapıcı özelliği sayesinde çocuklara sabah ve öğlen 1 çay bardağı havuç suyu içirmekte yarar vardır.
- Yudum yudum içilecek olan bu havuç suyu ülsere ve reflüye de iyi gelir.
- Beyin, böbrek ve kalp damarlarının çalışmasına yardımcı olur.
- Havuç Karaciğeri temizler, hücreleri canlandırır, vücudunuzdan toksin atmaya yardımcı olur.
- Karaciğerin safra salgılamasına ve kolesterolü düzenlemesine yardımcı olur.
- Havuç bağırsakları çalıştırır.
- Havuç yara ve iltihapları iyileştirir.
- Havuç sarılığa, ergenlik sivilcelerine iyi gelir.
- Omurga ve omurilik rahatsızlıklarına iyi gelir.
Fırında Patatesli Köfte
Bu kolay ama gerçekten lezzetli yemeği özellikle kalabalık sofralar için önermek isterim.Özelliği ve diğer köftelerden farkı içinde ekmek yerine patates rendesi olması.Kolay olmasının esas nedeni de istediğimiz boyuttaki tepsilere yayarak kısa sürede fırında pişirebilmemiz.
Neler Kullanıyorum?
6 kişi için
500 gr. köftelik kıyma
3 adet orta boy patates
1 /2 tatlı kaşığı kimyon
½ tatlı kaşığı karabiber
Tuz
1 adet yumurta
1 iri diş sarımsak
2 çorba kaşığı kaşar rendesi
Nasıl Yapıyorum?
Kıymayı derin bir kaba alıyorum. İçine patatesleri çiğ olarak rendeliyorum. Bunun için rendemin orta kalınlıktaki kısmını kullanıyorum.
Sonra diğer bütün malzemeyi ilave edip yoğuruyorum. Alçak kenarlı bir tepsi veya pyrex kabı yağlayıp köfte hamurumu bir parmak kalınlığında yayıyorum. Eğer pişirdiğim kapla sofraya getireceksem o zaman kenarlardan biraz yukarı taşmasına izin veriyorum, çünkü köfte pişerken kendini çekecek.
Köftemi 180 dereceye ısınmış fırında yaklaşık 35-40 dakika pişiriyorum. İlk yirmi dakikadan sonra üzerine bir miktar kaşar rendesi serpiyorum.
Pişen köftemi çeşitli garnitürlerle beraber servis yapıyorum. Piştikten sonra ertesi güne de rahatlıkla saklanabilen bu yemeği çocuklarınızın da seveceğine eminim.
Afiyet Olsun!
Yeşil Soslu Taze Kuşkonmaz Salatası
Neler Kullanıyorum?
İki kişilik salata için bir ufak bağ taze kuşkonmaz /Ege’de yetişen morumsu yeşil kuşkonmazdan/ Nazilli İpek Hanım Çiftliği’nden geldi.
1 adet katı yumurta
1 avuç maydanoz ve dereotu
2 sap taze soğan
1 tatlı kaşığı kapari
2 adet kornişon
Tuz, karabiber
1 çorba kaşığı elma sirkesi
1 çorba kaşığı limon
Bir miktar limon kabuğu rendesi
Bolca sızma zeytinyağı
Nasıl Yapıyorum?
Kuşkonmazları iyice yıkadıktan sonra kök tarafındaki sert kısmı kesiyorum ve tıpkı pırasanın üst kabuğunu alır gibi en üst katmanını bıçakla nazikçe sıyırıyorum.İçinde yarım tane kuru soğan ve bir diş sarımsağın olduğu tuzlu suda kuşkonmazları yumuşayana kadar 5-6 dakika haşlıyorum.Piştiklerini anlamak için en uç sert kısımlarına bastırmak yeterlidir.Ezildiğini görürsek kuşkonmazlarımız çoktan haşlanmıştır. Haşlanan kuşkonmazları süzdürüp bir tabağa alıyorum. Diğer yanda sosu hazırlamaya başlıyorum.
Taze soğan,dereotu,maydanoz ve kornişonları bıçakla kesebileceğim en minik şekilde kesiyorum. Katı haşlanmış yumurtayı da incecik kıyıyor yeşilliklere katıyorum.Limon kabuğu rendesi, limon suyu, elma sirkesi tuz, biber zeytinyağı ile karıştırıyorum ve biraz da kapari ekledikten sonra kuşkonmazların üzerine sosumu döküp iyice kızarmış ekmekle servis yapıyorum .
Afiyet olsun!
Kuşkonmaz Hakkında
Eski Mısırların Tanrılara adadığı yiyecek :
Zambakgiller ailesinden olan kuşkonmazın, anayurdu kesin olarak bilinmiyor.
Kuşkonmazın ilk görüldüğü yerler Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Anadolu. Mısırlılar, Romalılar ve Yunalılar kuşkonmaza büyük değer veriyorlardı. Eski Mısır’da yaygın olarak yetiştirilen kuşkonmaz, tanrılara adanan yiyecekler arasında yer alıyordu. Roma imparatorları özel olarak oluşturdukları “kuşkonmaz filoları” ile uzak kıyı kentlerinden kuşkonmaz toplatırlardı. Fransa kralı 14. Louis kuşkonmaz yetiştirmek için özel seralar kurdurtmuş. Kuşkonmaz ülkemize Tanzimat sonrasında tanınmaya başlamış. Atatürk Avrupa’dan tohum getirterek Yalova’daki Devlet Çifliği’nde kuşkonmaz yetiştirtmiş ve yurtdışından gelen konuklarına ikram etmiştir. Kuşkonmazın yabani olarak ilk görüldüğü yerlerden biri de Anadolu. Günümüzde ise Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde kuşkonmaz üretimi yapılıyor. Kuşkonmaz, Marmaris civarında “tilkişen”, İzmir civarında ise “acıot” olarak adlandırılıyor.
Kuşkonmaz çeşitleri:
Kuşkonmazın 3 ayrı türü bulunur: Beyaz kuşkonmaz; büyük ve yumuşaktır. En çok Belçika, Almanya, Hollanda ve Kuzey Afrika’da yetişir. Mor (menekşe) kuşkonmaz; güçlü aromalı ve rengi mora çalan bir cinstir. Meyvemsi bir tada sahiptir ve en çok İtalya, İngiltere ve Fransa’da yetişir. Yeşil kuşkonmaz; yeşil renkte ve en çok bilinen kuşkonmaz türüdür. Daha çok Amerika ve Fransa’da yetişir. Bu türler de kendi
içlerinde, boy ve tomurcuk yapılarına göre, sıkı, sert, lekeli ve lekesiz olmak üzere alt çeşitlere ayrılır.
Satın alırken:
Çok kalın ve sert kuşkonmazları satın almayın. Kırılgan bir sertliği sahip olanları tercih edin. Ayrıca, parlak görünümlü ve nemli dokulu olanları seçin.
Kullanıp saklarken:
Hemen kullanmayacağınız kuşkonmazları nemli bir beze sarıp buzdolabının sebzeliğinde 2-3 gün saklayabilirsiniz. Yada uçlarını hafifçe kesip içinde 2-3 parmak su alan bir kaba koyarak 2 gün dolapta saklamak da mümkün. Kuşkonmazın en lezzetli olduğu aylar mayıs ile haziran arasıdır. Kuşkonmazları derin dondurucuda saklamak isterseniz gövdelerindeki kabukları bir sebze oyacağı ile temizlemelisiniz. Dondurulmuş kuşkonmazları 5-6 ay süreyle saklayabilirsiniz. İnce kuşkonmazları soymaya gerek yoktur. Ancak daha kalın olanları, bir sebze ya da kabak soyacağı ile uç taraflarından köke doğru soyulabilir. Temizlediğiniz kuşkonmazların kabuklarını ve uçlarını atmayıp çorbalara koyup değerlendirebilirsiniz.
Kuşkonmaz pişirirken:
Kalın kuşkonmazların uç kısımları daha serttir. Bu yüzden haşlama yapacaksanız uç kısımları suya değmeyecek şekilde dik olarak tencereye yerleştirin Böylece sapları suda uçları ise buharda pişecektir. İnce olanları ise bütün olarak suda 3-4 dakika haşlayabilirsiniz.
Tüketirken dikkat:
Gut hasatlığı olanlar kuşkonmazdan uzak durmalı. Böbrek rahatsızlığı olanlar ise kuşkonmazı az ve seyrek tüketmeliler.
Kuşkonmazın sağlığa faydaları:
Güçlü bir idrar söktürücüdür. Kalp yetmezliği nedeniyle oluşan ödemlerin atılmasına yardımcı olur. Kalbi güçlendirir. Kanı temizler. Gözlere iyi gelir. Kum döktürücü etkisi vardır. Sindirimi kolaylaştırır, zihni güçlendirir. Yatıştırıcı ve afrodizyak etkiye sahiptir. Yemeğin başında yenen kuşkonmaz iştah açar, sonunda yenen ise iyi bir hazmettiricidir.
Bu bilgiler alıntıdır.
Hem Yaş Hem Kuru Meyveli Kek
Kızım geçtiğimiz hafta mutfağa girip sürpriz bir kek yapıverdi.Çok kolay anneciğim, ne bulduysam onu koydum dedi. Kek nefis olmuştu. Biraz sonra tabakta parçası kalmamıştı. Akıldan yaptığı için bir tarifi yokru ama içine hangi malzemeleri koyduğunu anlatınca ben kendi ölçülerimle bu keki tekrar pişirmeye karar verdim. Öyle de oldu.Dün sabah bu keki pişirdim ve sizin için fotoğrafladım. Kekim benimle beraber yazı evine öykü dersine geldi,soframıza konuk oldu.Güzel iltifatlar aldı. Denemek isterseniz buyrun mutfağa…
Neler Kullandım?
4 yumurta
1 su bardağı toz şeker
2 su bardağı tam buğday unu
1 paket kabartma tozu veya 1 çay kaşığı karbonat
1 portakalın suyu
2 çorba kaşığı yoğurt
50 gr tereyağı
1 çay bardağı zeytinyağı
2 çay kaşığı tarçın
1 çay bardağı fındık, 1 avuç ceviz, 2 çorba kaşığı kuru yaban mersini, 1 çorba kaşığı kuru üzüm, 8-10 adet çekirdeksiz kuru mürdüm eriği, 1 ufak havucun rendesi, 1 tatlı kaşığı portakal kabuğu rendesi, 1 çay kaşığı taze zencefil rendesi, 1 ufak elma, 1 parmak uzunluğunda yerli muz.
Meyveleri bulamak için 2 çorba kaşığı un
Nasıl Yaptım?
Öncelikle bütün malzemeyi küçük kaplara ayrı ayrı hazır ettim. Fırını 180 dereceye ısıttım.
Sonra yumurta ile toz şekeri iyice köpürene kadar çırptım.
Yoğurdu, erimiş tereyağı ve zeytinyağını,portakal suyunu ekledim.
Havuç ve zencefil rendesini ve tarçını ekledim.
Tavla zarı şeklinde kesilmiş ve una bulanmış muz ve elmaları ekledim.
Hazırladığım kuru meyvelerin ceviz ve fındıkların yarısını una buladıktan sonra ekledim.
En sonunda da içine kabartma tozu katılmış unu da hamura karıştırdım.Unu ekledikten sonra yavaş ayarda kısa süre karıştırmam yeterli oldu.
Yağlanmış unlanmış kalıba döktükten sonra üzerine kalan ceiz,fındık ve diğer kuru meyvelerle süs yaptım. 45-50 dakika kadar ön ısınmış fırında pişirdim. Ortasına kürdan batırıp kuru olduğunu gördükten sonra piştiğine emin oldum.
Sonra, sonrası kekimizin soğumasını bekleyip, çayın yanında sofraya getirdim.
Afiyet olsun!
Konuşan Masa’da Tılsımlı Masallar Dinledik
Konuşan Masa, son birkaç aydır yepyeni bir konseptle konuklarına merhaba diyen sevgili arkadaşım Bilge Aksu Araboğlu’nun masası bu masa.Sadece on iki kişi oturabiliyor bu masaya. Sevgili Bilge Hanım sınırlı sayıdaki konuklarını önce hafif aperatiflerle karşılıyor, sonrasında gayet titiz bir mutfak ekibinin hazırladığı nefis yemeklerle ağırlıyor.Masada zengin bir peynir tabağı bizi bekliyor. Şarap kadehlerimiz hiç boş kalmıyor.Açık büfe yemeğin menüsü sade ama doyurucu.Özellikle bu masa etrafında toplanmanın amacını bozmayacak şekilde dengeli hazırlanmış. Çünkü amaç sadece yemek değil, bir masa başında düzeyli bir sohbet yürütmek ve ardından belli bir konu üzerinde konuşmak ve öğrenmek.Adı üzerinde “konuşan masa”
Geçtiğimiz salı akşamı Konuşan Masa’ya konuk oldum.Konumuz “Masallar” konuğumuz sevgili masal anlatıcısı Judith Liberman idi. Konu ne, konuk kim olursa olsun, masada yemek varsa konunun içeriği de yemek oluyor tabii. Sevgili Judith’in masallarına da çilekten, çorbaya,çorbadan balığa,balıktan elmaya daha birçok yiyecek konu oldu.Sofrada masalların anlatmak istedikleri üzerine ve günümüzde neden masallara yeniden ilgi duyulmaya başlandığı hakkında sohbet edildi.Yemek yendi, çatal bıçak bırakıldı ve Judith taburesinde yer aldı. Krik krak, krik krak ile hepimizi masallarını dinlemeye davet etti ve sansulası ile yaptığı büyüleyici müzikle bizi masalların tılsımlı dünyasına aldı.
Konuşan Masa’nın bir diğer özelliği de masada bulunan herkesin arzu ederse konuyla ilgili söz alabilmesi.Masal akşamında sevgili Bilge de bize dallarında yıldızlar taşımak isteyen elma ağacının masalını anlattı.Bir elmayı enlemesine kesip baktığınızda belki siz de o yıldızlardan birini görebilirsiniz.
Gökten üç elma düştü,
Biri bu sofrayı kurmayı düşünenin,
Biri sofrada yer alanların,
Biri de masalcı Judith’in başına…
Şimdi size “Konuşan Masa’nın kendisini nasıl tanıttığını bir kez de onların ağzından vermek isterim.
Konuşan Masahttps://www.facebook.com/konusanmasa/info
Her hafta ‘konuşan bir masanın’ etrafında toplanıyoruz. Bütün konuşmalarda
konusunda uzman bir konuk, başı çekecek, ama bu demek değil ki biz de
susup dinleyeceğiz. Maksadımız o haftanın konusunu güle söyleye,
yiye-içe öğrenmek, tartışmak.
Bu kimi zaman Osmanlı Mutfağı’nın gizli kalmış reçeteleri olacak kimi zaman Bizans Mutfağı’nın günümüze yansımaları.
Bazen içkiyle yemeği eşleştirmenin sırlarına vakıf olacağız, bazen
yöresel mutfaklardaki ortak lezzetlerin hikayelerini dinleyeceğiz.
Konularımızdan da, konuklarımızdan da bir ay önceden haberdar
olacaksınız.
O gecenizi boş tutun, Konuşan Masa’nın konuşanlarından, dinleyenlerinden biri de siz olun diye…
Atölye Masa
Konuşan Masa da yeme-içme dünyasından ilginç bilgi ve öykülere yer
verirken, mutfağın daha günlük yaşama dönük alanlarını da Atölye Masa
da ele alacağız.
Düzenlenecek atölyelerde , menü oluştururken
nelere dikkat etmek gerektiğinden reçel yapımına, farklı davetler için
sofra düzenlemekten turşu kurmaya kadar çok farklı konular ele alınacak.
Alanında uzman bir kişiyle düzenlenecek bu etkinlikte, yine aynı
masanın etrafında biraraya geleceğiz. Ama bu kez sohbete ellerimiz ve
ürettiklerimiz de eşlik edecek.
İster Konuşan Masa’nın konuğu
olun ister Atölye Masa’nın, yaşayacağınız her bir deneyim uçsuz bucaksız
gastronomi dünyasına bir pencere daha aralayacak, aynı keyfi
evlerinizdeki masanın etrafında da sürdürmenin yollarını açacak.



































