Yılbaşında Evde misiniz?
Siz de yeni yıla evde kuracağınız sofranın başında girecekseniz bu özel akşam için hazırladığımız menü örneklerine göz atmanızı öneririm. Bu arada sofranızda hindi bulunması gerekmez, hindi tarifimizi organik bir tavukla da yapabilirsiniz. Sofranızdan bereket eksik olmasın…
https://mutfakpenceremden.com/2011/12/30/yilbasi-menu-ornekleri/
https://mutfakpenceremden.com/2011/12/28/kestaneli-hind…si-ve-ic-pilav/
Bu linklerde de yılın çeşitli zamanlarında yapılan parti menülerinden örnekler bulup yararlanabilirsiniz.
https://mutfakpenceremden.com/2011/12/29/yilbasi-icin-k…li-kardan-adam/
Yeni Bir Yılı Karşılarken Aklınızda Bulunsun
Herkese merhaba,
Her yeni yıl yaklaşırken yazdığım bir yazıyı bu kez güncelleyerek paylaşmak istedim. Belki yazdıklarımın bir çoğunu biliyorsunuzdur da zihninizin bir kenarında saklanmışlardır, bakarsınız şimdi size kendilerini hatırlatıverirler.
Yeni bir yılın başlaması ile bir döngü tamamlanıyor. Son başlangıçla birleşince çemberin iki ucu da birbiriyle birleşiyor. Çok çok eski çağlarda bile insanlar bahar aylarında doğanın yeniden doğuş zamanını yeni yıl olarak kabul etmişler ve bunu çoşkulu törenlerle kutlamışlar. O zamanlardan beri çember yani yüzük şekli bir döngünün tamama ermesi, sonsuzluk anlamında önem taşır. Bir deyişe göre, o eski zamanlarda bile bazı toplumlarda yılbaşı sofralarına çember şeklinde süsler, ekmekler, yemekler konurmuş. Sonsuzluğa yani her bitişin bir başlangıç olduğuna inanıldığındandır ki yılbaşında bir çok geleneğe göre kışın yapraklarını dökmeyen çam ağacı gelin gibi süslenir bütün kış yeşil kalmayı başaran kokina bitkisi evlere taşınır. Toplumların geçmişte de bugün de uyguladıkları daha sayısız yeni yılı karşılama gelenekleri var. Hepsinin de niyeti bir; yeni yılın…
View original post 686 kelime daha
Mayonezli Levrek / Yılbaşı sofranıza
Yıllar önce, dayımın restoranında çalıştığım günlerde yılbaşı hazırlıkları en az bir hafta önceden başlardı.Yılbaşı menüsü açık büfe olarak hazırlanırdı.Yemek ve meze sayısı çok fazla olduğu ve herşeyin hem taze hem de çok özenle hazırlanması gerektiği için, büfe açılışı saatinden başlayıp geri sayacak şekilde bir haftalık program yapılır ve ona sadık kalarak çalışılırdı. Büfenin açılması için bütün konukların salonda hazır olması beklenirdi ve dayım şef olarak büfenin mumlarını yakar, misafirlere bir kadeh kaldırdıktan sonra büfeyi açardı. Soğuk büfenin en gözde tepsisi her zaman “Mayonezli Levrek” olurdu. Bu tepsiyi süslemek için kendisi mutfağa girer bir elinde cımbız bir elinde bıçak belki de bir saatten fazla bu işle uğraşırdı.Bıçak dedim ama durun hele, unutmuşum,dayım süsleme işinde çoğu kez bıçak yerine jilet kullanırdı ki malzemeleri daha ince kesebilsin. Bu işi kimselere bırakmaz, sanırım bundan apayrı bir keyif alırdı.
Neler Kullanıyorum?
10-12 kişilik bir davet için
2 kg lık bir deniz levreği
2 su bardağı dolusu mayonez
Mayonez…
View original post 224 kelime daha
Gerçekten de şu mecburi diyetler sofrada bir nahoşluk yaratıyor. Elimden geldiği kadar ailenin glutensiz beslenmek zorunda olan üyeleri için özel pişirmeye çalışsam da yetersiz kaldığımı görüyorum ara sıra. Üstelik glutensiz denen her unu da kullanamayınca bazen işler sarpa sarıyor. Bu hafta sonu kuzenim geliyor İstanbul’dan; geçen yıl bu hafta kaybettiğimiz, kıymetlimiz Yılmaz Dayı’ mızın kızı. Rahmetlinin anısına onun en sevdiği yemekler ve tatlılardan oluşan bir sofra kurmak niyetimiz.Yıllardır yazar dururum ailemizde en sevilen tatlının”Mafiş” olduğunu. Eeee bu demektir ki bu sofrada “Mafiş” de olacak. Gel gör ki bugüne kadar bu tatlıyı glutensiz İstanbul Halk Ekmek unuyla yapmayı hiç denememiştim. Dün birden bire aklıma düştü. Şu unu en bağlayan kırılıp dağılmamasına yardımcı olan ne ; YUMURTA. Peki mafiş hamurunda ne kullanıyoruz; YUMURTA. O zaman haydi kolları sıva!
Aman dikkat! “Mafiş” tarifimdeki ölçülere bakarsanız yanılabilirsiniz. Burada durum farklı. “Mafiş” tarifini ekteki linkte bulabilirsiniz.ANNEANNEMİ ANIYORUM
Yaklaşık 25 cm çapında bir mafiş yufkası açabilmek için;
1 yumurta
2 yumurta kabuğu dolusu zeytinyağı
2 yumurta kabuğu dolusu sirke
1 fiske tuz
Ele gelecek ve yapışmayacak kadar İHE glutensiz unu
Heyecanla tüm malzemeyi karıştırıp hamuru yufka inceliğinde açtım. Üzerini nemli bezle örtüp hemen tavada zeytinyağını kızdırdım. Tabbi bu işe başlamadan önce azıcık şerbet kaynatmıştım. Ufak parçalar kestim yufkamdan. Çekindim önce fiyonk şeklini vermeye sonra cesaret geldi ve cuup yufkalar birer birer tavaya. Yavaşça kıarttım ve usulca kırmadan şerbete çıkarttım mafişleri. Sonra eşimle tabağın başına geçtik; olmuş mu olmamış mı, buna değdi,ona değmedi derken fotoğraf çekecek üç tanecik kaldı tabakta. Başka söze ne gerek!
Afiyetle yesin diyetliler. Bu demektir ki bu hafta sonu herkes diğerini özendirmeden sofraya oturacak.
Sevgiyle ve sıhhatle kalınız.
Değişik Bir Narenciye Reçeli

Bir zamanlar Yafa portakalı olurdu, şöyle armudi biçimde dibi genişçe, üst kısmı ise daha dar, kalın mı kalın kabuklu mis gibi bir portakaldı kendileri. Kabukları etine yapışmadan ayrılırdı. Nazlıydı, arkadaşlarından daha geç tezgahlarda boy gösterirdi kendileri. Kabuklarını güzelce rendeleyip sonra ayıklardık. İnce dilimler halinde keser sonra da kıvırıp rulo yapar kolye gibi ipe dizerdik. Bu kolyeleri şerbete atar, mis gibi portakal reçeli yapardık. Gelgelelim artık satışa sunulan portakalların ne cins olduğunu bile tanıyamaz olduk, nerede kaldı Yafa portakalını bulmak. Bulsak bile onun da kabuğu hiç de eskisi gibi kalın olmuyor. Hiçbir meyvenin tadı ve özellikleri eskisi gibi değil ne yazık ki. Bu yüzden son yıllarda ben de farklı bir yöntemle narenciye reçeli yapmaya başladım. Bu tarifi de yine bir aile büyüğümüzden öğrenmiştim. Biraz farklı bir yöntemle güzel bir kış reçeli yapmak isterseniz siz de deneyebilirsiniz. Umarım ilişkide olduğum doğal sebze meyve üreticileri bu yıl bana bir kavanozcuk reçel yapacak kadar…
View original post 237 kelime daha
Fırında Pastırmalı Baton Köfte
Bazen işin kolayına kaçarken uyguladığınız bir yöntem, sonradan size şık ve pratik yemekler yapmaya yarayabiliyor. Baton köftem de bunlardan biridir ve bazen deyim yerindeyse “hayat kurtarır”. Hem çok pratik hem de şık bir misafir yemeğidir. Her zaman pastırma kullanmam. Bazan tamamen sade bazen arasına kaşar peyniri, haşlanmış yumurta veya sebzeler koyarak da yaptığım olur. Bu köfteyi kalıba sokma fikrim, yıllar önce, annemin daima pek güzel yaptığı ama benim o zamanlar bir türlü düzgün yapamadığım rulo köfteden doğmuştur.
Haftanın altı günü geç saatlere kadar çalıştığım günlerde de konuk ağırlamayı çok severdim. Bu yüzden her zaman dolabımda böyle kurtarıcılara yer vermişimdir. Böyle bir köfteniz varsa yanına hemen yapılabilecek bir iki ekleme, aniden gelebilecek konuklarınızı geri çevirmemenize yetecektir. Sevgiyle hazırlanmış renkli ve zevkli bir sofrada çok fazla çeşit olması da gerekmez. Şimdi bu satırları okuyan aile ve arkadaş çevremin yüzlerini görür gibiyim. Nedense masa kurarken “ay onu yapayım bunu da koyayım…
View original post 299 kelime daha
Glutensiz sebzeli kiş; üstelik hamuru da yok.
Biliyorsunuz, bir tarif aldığım zaman ne yapar eder onda muhakkak bir değişiklik yapar, bazen iki tarifi birleştirir bir üçüncüyü çıkartırım. İşte bugünkü tarif de bunlardan biri. Epeydir eşimin glutensiz beslenmesine uygun tarifler denemekteyim, hoşuma giden bir şey olunca da paylaşmaktan keyif alıyorum. Bu kişin görüntü fikrini pinterestte gezinirken buldum ama içi tamamen damak tadıma göre doğaçlama hazırlanmıştır. Yani siz de kendi damak tadınıza göre bir şeyler ekleyip, çıkartabilirsiniz. Tarifin özelliği kiş için hamur yapmak yerine cips şeklinde patatesleri bu iş için kullanmış olmamdır. Ayrıca içinde çok az mısır unu kullandığım için gluten de içermiyor.
Neler kullandım?
3 adet orta boy patates
1 kg ıspanak
1 adet ufak havuç
3 sap pırasa
1 kâse kıyılmış taze nane, maydanoz, dereotu
1 su bardağı sert peynir rendesi ( İzmir tulumu olabilir)
2 yumurta
1/2 lt süt
1 y. kaşığı tereyağı
1 çay bardağına yakın mısır unu
1 kahve fincanı çiğ krema ( krema…
View original post 184 kelime daha
Mandalina Reçeli yapsak mı?
Urla’da yaşıyoruz; yaz kış biliyorsunuz artık. Buralarda yer gök yazın incir, üzüm, sonbaharda zeytin kış gelince de mandalina, limon, portakal, turunç… Artık sayıları çok azalsa da mandalina bahçeleri çevrede şu ara en çok gördüklerimiz ve tabiidir ki mandalina kış boyu en çok tükettiğimiz… Bu yıl da dostlar sağ olsun sandık sandık mandalinayı toplayıp getiriverdiler; üstelik ne ilaç ne hormon de üzerini kaplayan mum var. Missss…
Baktım ki yiyerek tüketemeyeceğiz haydi reçel yapalım bari dedim. Aslında artık pek reçel tüketmediğimiz için değişik bir şey değilse yapmıyorum. Anılarıma baktım; mandalina reçelini bulamadım. Ben kışları bulabilirsem Yafa portakalından anneannem usulü portakal reçeli yapmışım.https://mutfakpenceremden.com/2013/01/11/anneannemin-portakal-receli/Anneannemin Portakal Reçeli
Kolları sıvadım giriştim işe. Gelen mandalinalardan ufak ve daha ince kabuklu olanlardan 2 kilosunu ayırdım. İyice ovalayarak yıkadıktan sonra önceden geniş bir tencerede kaynattığım suya atarak on dakika haşladım. Sonra haşlama suyunu döküp yeniden kaynar su ekledim ve ikinci kez haşlayıp o suyu da döktüm. Mandalinaları bir süzgece aldım. Bu arada 1,5 kg toz şekeri 3 su bardağı suyla kaynatarak reçelin şerbetini hazırladım.
Soğuyan mandalinaları keskin bir bıçakla ortadan ikiye böldüm. İsteyen daha minik parçalara ayırabilir. Bu arada ufak bir çay kaşığı yardımıyla çekirdeklerini çıkartmayı unutmadım. Mandalinaların kokusu kaynamakta olan şerbete atar atmaz bütün evi sardı. Koku bana sıklıkla reçellere kattığımız sakızı anımsattı ve yaptığım reçeli iki ayrı tencereye böldüm. Birine karanfil diğerine ise azıcık şekerle dövdüğüm 2 diş sakızı ekledim. İşin sonuna geldiğimde yani reçelin şerbeti koyulaşmaya başladığında 2 limonun suyunu tencerelere taksim ettim. Reçelin yeteri kadar koyulaşıp koyulaşmadığını anlamak için bir kahve fincanı kadarını hemen buzdolabına aldım. On dakika sonra çıkartıp baktığımda şerbeti iyice ağırlaşmıştı. Artık reçelimi soğutmadan sıcak sıcak kavanozlara dökebilirdim.
Bu arada evdeki kokulara fırından gelen anason ve sakız kokusu da eklenince başım dönmeye başladı ve kendime acele bir kahve pişiriverdim. Fırından çıkarttığım tazecik sakızlı ekmeklerdenhttps://mutfakpenceremden.com/2011/10/10/sakizli-ekmek/ birini kesip mandalina reçeliyle tadına bakmak için köşeme geçtim. Bu keyfi sizlerle paylaşmadan olmazdı.
Not: Sakızlı ekmeğimizi nihayet glutensiz Halk ekmek unuyla da denedim ve sanırım başarılı oldum. Haftaya yapılış fotoğraflarıyla burada olacak.
Pat,pat, pat… lap,lap,lap

Her ne kadar klavyemin başına geçtiğimde artık bu sesler yerini gök delinmişcesine yağan yağmurun şakırdamasına bırakmış da olsa bugünkü yazım pat, pat ve lap lap seslerine ait olacak.
Kasım ayının son günlerini sürüyoruz. Yazlıkçılar çoktaaan evlerine döndüler ve biz de azalan trafik sayesinde doğanın sesini daha net duyar olduk. O kadar ki bahçemizdeki incir ağaçlarının kurumuş yapraklarının yere düşerken çıkarttığı lap, lap seslerini bile duyabiliyoruz. Horoz Şeraffettin’in gece gündüz ötmesi ne kadar doğal bilemiyorum ama şu ara her yerden pat, pat, pat sesleri gelmekte. Yolların sağında solunda ve arkalarında her yerde bu ses. Zeytin çırpma sesi bu.
Zeytin; altın değerinde kutsal meyve. Yağmurlu günler kapıda haberi gelince milletin eteği tutuşuverdi. Kimi bahçede kadınlı erkekli onlarca işçi, kiminde ailesini yanına katıp zeytin toplamaya gelen köylüler, kiminde de bizim gibi acemi göçmenler.Lafı bile olmaz bizimkinin; hepi topu iki ağaç, dersiniz de öyle olmuyormuş işte. Bir haftadan diğerine olgunlaşanları bekliyor sırası geleni topluyorsun. Ya da yeşilde yok gözüm siyah isterim dersen kasım ayını bekliyorsun. Uzun lafın kısası, hummalı bir çalışma vardı buralarda geçtiğimiz hafta. Bu sene ürün bol, diyorlar köylü toplamaya yetişemiyormuş. Çoğu da sıktırmaya verecekmiş. Kolay gelsin hepsine. Biz mi… Biz ancak sofralık zeytin basmaya çalışıyoruz; kendimizce kulaktan dolma bilgilerle…
Sesler diyordum, evet son kalan zeytinler de çırpılıp toplanınca, incir ve tüm diğer ağaçlar çırılçıplak kalınca bu sesler de kesilecek. Komşulardan gelen traktör sesleri de azalacak. Ardından testere sesleri budama zamanının geldiğini haber verecek.
Sessizliği baharın ilk müjdecisi kuş cıvıltıları bozacak.
Ancak buraların simgesi rüzgar sesi hiç eksik olmayacak. Kimi gün lodostan çokça da poyrazdan.
Sonbahar Çorbası
Havaların kararsızlığı giysilerimize de yansıyor. Ya sabah saatlerinin serinliğine aldanıp kalın giyiniyor, öğle saatlerinde üzerimizdekilerden kurtulmaya çalışıyoruz, ya da gün ortası sıcak oluyor diye sabahtan ince giysilerle sokağa fırlıyoruz. Henüz kaloriferlerin yanmadığı evlerin dışarıdan daha serin olduğu bu günlerde bağışıklık sistemimizi güçlendirecek besinlere ihtiyacımız oluyor. İşte bu yüzden, bu hafta sizinle peş peşe sağlıklı çorbalar yapacağız.Bu çorbalarda özellikle çocuklarımıza yedirmek isteyip de yediremediğimiz yararlı sebzeleri kullanacağımız için bir taşla iki kuş vurmuş olacağız.Bugünkü tarifim, vücudumuzun duyduğu şeker ihtiyacını da karşılayabilen, vitamin deposu bir çorba tarifi olacak .
MALZEMELER:
4- 6 Kişilik
2 adet orta boy havuç
1 su bardağı kırmızı veya sarı mercimek
2 adet kırmızı etli biber
1 adet kuru soğan
1 adet portakal
1 parça taze zencefil / yaklaşık 3 fındık boyutunda
1 çorba kaşığı tereyağı /ben 1 çay bardağı kadar buzlukta dondurduğum *süt kaymağını kullanıyorum.
1 1/4 lt. su / suyun bir bardağını sütle veya et suyu…
View original post 96 kelime daha






