Skip to content

Yok yok mücveri; sağlıklı besleyici… Glutensiz, sebze dostu…

02 Kasım 2015

1-DSC_5507

Başlığa ne yazsam diye çok düşündüm doğrusu; mücver desem değil, fırın mücver desem o da değil, karışık mücver desem eh işte. Bilindik bir tarif mi değil mi açıkçası ben de bilmiyorum ama uydurduğumu itiraf etmeliyim.Mühim olan çok lezzetli, üstelik sağlıklı hem de tavada kızartılandan pek farklı olmayan bir mücver olması. Hayatımızdan kızartmaları çıkartalı epey oldu. Ara sıra patates kızartmasına “hayır” diyemiyoruz ama o zaman da dondurulup kızartılanı değil de anında soyulup kızartılanı istiyoruz. Bu mücveri hazırlarken içine koyduğum un miktarını iyice azalttım; buna karşılık yumurta sayısını artırdım. Mücverimi hazırlar hazırlamaz, sulanmasına izin vermeden pişirdim.

Neler kullandım?

2 sap pırasa çok ince kesilmiş ( önce boyuna sonra enine kesmeli)

1 orta boy kereviz

1 orta boypatates

2 kabak

2 avuç doğranmış brokoli

1 orta boy havuç

Arzuya göre 2 sap taze soğan eklenebilir

Arzuya göre dereotu ve maydanoz

3 yumurta

100 gr kadar beyaz  peynir ( İzmir tulumu da yakışıyor)

2  çorba kaşığı dolusu mısır unu ( isteyen bu miktarı artırabilir)

4 çorba kaşığı zeytinyağı ( yarısı içine, yarısı dışına sürmek için)

Tuz, karabiber istenirse pul biber

Nasıl yaptım?

Bütün sebzeleri robotun rendesinden geçirdim.Pırasayı elde kestim, çünkü robotu zorluyor ve lif lif oluyor. Pırasayı önce boyuna sonra enine ince ince kestim. Yeşillikleri ve baharat ekledim. Hepsini bir araya getirince önce yumurta ve peynir sonra mısır unu ekledim. Çok az da zeytinyağı. Yaklaşık 2 çorba kaşığı kadar. Hepsini harmanladıktan sonra tepsilerime yağlı kağıt serdim ve bu kağıtları fırça yardımıyla hafifçe yağladım. Büyükçe bir kaşıkla aldığım mücver hamurunu fotoğraftaki gibi tepsiye yerleştirdim.

1-DSC_5498

Hafifçe bastırdıktan sonra kalan yağı da üzerlerine sürdüm. 180 dereceye ön ısıttığım fırında yaklaşık 40 dakika pişirdim.

Not: Pişirme süresi fırına koyduğunuz tepsi sayısına bağlı olarak değişiyor. Ben 3 tepside pişirdiğim için ara sıra tepsilerimin yerini değiştirdim. Eğer miktarınız az ve tek tepsi kullanacaksanız o zaman 30 dakika da yeterli olabilir. Arzu ederseniz ilk 20 dakika sonra mücverleri spatula yardımıyla alt üst edebilirsiniz.

Afiyet olsun!

Reklamlar

Glutensiz sebzeli kiş; üstelik hamuru da yok.

20 Ekim 2015

1-DSC_5488

 

Biliyorsunuz, bir tarif aldığım zaman ne yapar eder onda muhakkak bir değişiklik yapar, bazen iki tarifi birleştirir bir üçüncüyü çıkartırım. İşte bugünkü tarif de bunlardan biri. Epeydir eşimin glutensiz beslenmesine uygun tarifler denemekteyim, hoşuma giden bir şey olunca da paylaşmaktan keyif alıyorum. Bu kişin görüntü fikrini pinterestte gezinirken buldum ama içi tamamen damak tadıma göre doğaçlama hazırlanmıştır. Yani siz de kendi damak tadınıza göre bir şeyler ekleyip, çıkartabilirsiniz. Tarifin özelliği kiş için hamur yapmak yerine cips  şeklinde patatesleri bu iş için kullanmış olmamdır. Ayrıca içinde çok az mısır unu kullandığım için gluten de içermiyor.

Neler kullandım?

3 adet orta boy patates

1 kg ıspanak

1 adet ufak havuç

3 sap pırasa

1 kâse kıyılmış taze nane, maydanoz, dereotu

1 su bardağı sert peynir rendesi ( İzmir tulumu olabilir)

2 yumurta

1/2 lt süt

1 y. kaşığı tereyağı

1 çay bardağına yakın mısır unu

1 kahve fincanı çiğ krema ( krema kullanmayacaksak yumurta sayısını artırmak gerekiyor)

1 yumurta akı

Tuz, karabiber

Nasıl yaptım?

1-20151019_142032

Hazırlama süresi 45 dakika, pişirme süresi 30 dakika

Öncelikle kenarı kelepçeli bir kalıbı iyice yağladım.

1-20151019_142904

Cips rendesiyle kestiğim patatesleri kelepçeli kalıbın  kenarına ve dibine fotoğraftaki gibi dizdim. Kenardakilerin yapışıp kalması için üzerlerine fırçayla çırpılmış yumurta akı sürdüm ve 200 derecede 30 dakika kadar fırında kızarmasını sağladım. Bu süre içinde kişin harcını hazırladım. Sebzeleri yıkayıp kuruttum ve incecik doğradım. Pırasayı hafifçe zeytinyağında pembeleştirdikten sonra ıspanağı ve havuç rendesini de ilave edip beş dakika kadar kavurdum, diğer yeşillikleri katıp ocağı söndürdüm. Öte yanda süt yumurta mısır unu ve bir kaşık tereyağıyla koyuca bir muhallebi pişirdim. Peynir rendesini ve gerektiği kadar tuz ve karabiber kattıktan sonra bu muhallebiyi kavurduğum sebzeyle harmanladım ve karışımı fırından çıkan kiş kalıbıma yerleştirdim. Ben en üzerine bir kahve fincanı çatalla çırptığı çiğ kremayı döktüm ama bu şart değil. Ayrı bir lezzet verdiği için tercih ettim. Sonra da 175 derece ön ısınan fırında yaklaşık 30 dakika üzeri kızarana kadar pişirdim.

1-DSC_5479

Biraz zahmetli gibi görünse de yanında ayran ve bol yeşillikli  bir salatayla oldukça doyurucu ve en önemlisi sağlıklı bir yemek oluyor.

Afiyet olsun!

 

Glutensiz beslenenler de su böreği yiyebilirmiş…

17 Eylül 2015
  • 1-20150915_140102Durur, durur, birden peş peşe yazarım. Aslında şu sıra hiç tarif vermek niyetinde olmadığımı hafta başında yazmıştım.Yine de fikrim değişmiş değil. Ancak, konu glutensiz beslenme olunca iş değişti. Bizim evde glutensiz su böreği yapılır da, bunu size “eşim gibi glutensiz beslenmek zorunda olanlara ” paylaşmadan durabilir miyim? Duramadım işte…
  • Tanıyanlar bilir; her türlü yemeği zorluk durumuna bakmadan yapmaya çalışırım üstelik yeni şeyleri de denemekten hiç çekinmem. Ama iş yufka açmaya gelince orada derin bir nefes alırım. Boyumdan büyük işlere kalkışmak gibi gelir bana yufka açmak. Bu da hiç açmam demek değil tabii; hamur işini seviyorsak ucundan da olsa açmayı bileceğiz, değil mi? Hep yazarım benim açtığım yufka en fazla büyükçe bir yemek tabağı kadar olur. Bu da yetermiş su böreği yapmaya, hem de su böreği ocağın üzerinde ufak bir tavada da pekâlâ pişermiş. Buraya kadar iyi güzel de bir de bunu glütensiz, nişasta bazlı bir unla yapılabileceğini deneyerek öğrenmek bir başka güzel oldu. Bir zamanlar bazlama pişirmeyi öğrendiğim sevgili komşumuz Sündüz’ ün verdiği cesaretle giriştim işe. Sana yardıma gelirim demişti ama sabırsızımdır ya, beklemeye dayanamadım; söylediklerini bir bir uygulayarak çoktandır glütensiz beslendiği için börek türü şeylere hasret kalan eşime sürpriz bir su böreği yapıverdim. Zira glütensiz ekmek, tatlı tuzlu kek, krep, poğaça yapıyordum ama börek denememiştim. Hazırlığıydı, pişmesiydi inanın hepsi bir saat on beş dakika kadar sürdü. Sonuç muhteşemdi.Neler kullandım?2 yumurta1çay bardağı keçi sütü ( Eşimde yok ama birçok kişide aynı zamanda inek sütü ve ürünlerine de allerji olabiliyor)1 tatlı kaşığı deniz tuzu1 buçuk su bardağı glütensiz nişasta karışımı ( Sinangil veya İstanbul’da GNK halk ekmeğin glütensiz karışımı) Glutensiz un alırken herkesin doktorundan tavsiye almasını önemle hatırlatırım. Dikkat! Hamur kulak memesi kıvamında ele yapışmayacak gibi olmalı bunun için un miktarı değişebilir.

    Ben iç olarak soğanla kavrulmuş pazıyla beyaz peynir kullandım.

    Nasıl yaptım?

    -Önce harcı hazırladım.

    -Hamuru tuttum. 7- 8 yumruya ayırdım. On dakika üzerleri örtülü beklettim.

    – Derin ve yayvan iki tencere çıkardım. Birine soğuk su koydum diğerine sıcak su. Sıcak su koyduğumun altını açtım ki kaynasın.

    – Tezgâha, lavabonun damlalığına büyükçe bir süzgeci ters olarak koydum ki hamurlarımı süzerken hem kolayca kavrayabileyim hem de sular damlalığa aksın.

  • 1-20150915_134536
  • İki büyük delikli kepçeyi hazır ettim.-Yaklaşık 30 cm çapındaki döküm tavamı bolca zeytinyağıyla yağladım. Ayrıca biraz tereyağı zeytinyağı karışımını bir kâsede karıştırıp hazır ettim.-Hamurlarımı iki parça yağlı kâğıt arasında hazır satılan lavaşlar kalınlığında yani 3mm gibi, açtım. Becerebilen daha ince açabilir ama bu hamur diğer hamurlara benzemiyor ve çabucak kırılma eğilimi gösteriyor.-Sonra her bir hamuru önce kaynamakta olan suya atıp 2 dakika kadar pişmesini bekledim. Delikli kepçeler yardımıyla sıcak sudan soğuk suya attığım her yufkayı hemen ardından ters duran süzgecimin üzerine alıp süzdürdüm. Hamurlar pişerken bir yandan bu işi yapmak pek zor olmadı doğrusu. Süzülen ilk hamuru ocakta ısınmış tavaya aldım üzerine harcımdan sürdüm, sonra diğeri hamuru üzerime koydum. Hazırladığım yağ karışımından fırçayla hamurların üzerlerine sürdüm. Her kata biraz yağ biraz harç koyarak son kata geldim. Bu arada böreğim alttan pişmeye başlamıştı bile. En üst katı da yağladıktan sonra ocağı kıstım ve tavamın kapağını örttüm. Ondan sonra da sık sık alt kata spatula ile müdahele ederek kızarıp kızarmadığını kontrol ettim. Alt kat kızarınca böreğimi ters yüz ettim. Alt üst böreği pişirmekten farklı bir şey değil bu.
  • 1-20150915_135255
  • Kızarmış yüze biraz tereyağı sürdüm ve diğer tarafında kızarmasını beklerken yine kapağı kapattım. Bakınız fotoğraflar…Glutensiz beslenmek demek böreğe hasret kalmak değilmiş.
  • 1-20150915_140102-001 .Afiyetle kalınız.

Bu pasta bebekler yesin diye…

15 Eylül 2015

Bebekler de pasta yesin, çocuklar da.

Bebekler de gülsün, çocuklar da. Oyuncakları olsun oynayacak, savaşa dair
olmayan, eğiten, eğlendiren. Çocukluğunu yaşayabilsin çocuklar.

Yeğenimin minik kızının birinci doğum günü için bir araya geldik bu hafta sonu. Günler önceden aldı beni bir telâş. Biliyorsunuz ailenin pastacısı olmuşum uzun zamandır. Bu işi de severek yaptığımı ne yalan söyleyeyim, inkâr etmiyorum. Telâşım başka; pasta yapmak kolay ama bir bebeğin kendisinin de ilk doğum günü pastasından tatmaya hakkı var değil mi? İşte bu yüzden, şimdiki bebekler ne yememeli, ne yiyebilir araştırmasına girdim. Yeğenim eksik olmasın bu konuda hemen gerekli bilgileri aktardı, hatta internetten araştırıp bana linkler verdi ve şimdi tarif edeceğim pastayı hazırladım. İnanın bu pasta şeker tadına alıştırılmamış, şekeri ancak meyveden alan çocuklar için birebir… Biz büyükler içinse, emin değilim:))

Neler kullandım?

15 cm çapında bir pasta keki için:

2 yumurta

1 Türk kahvesi fincanıyla keçi sütü

2 çorba kaşığı doğal pekmez

1 elmanın rendesi

4-5 adet haşlanmış ezilmiş hurma

1 su bardağından az tam buğday unu

1/2 çay kaşığı karbonat

Aralara koyduğum muhallebi için:

1/2 su bardağı keçi sütü

2-3 adet haşlanmış ezilmiş hurma ve onun haşlandığı su

1 adet muz

1 çorba kaşığı mısır nişastası

Üzerinin kreması için

Tamamen tuzsuz doğal lor peyniri ( evde yapabilirsiniz)

Kıvamı tutturabilmek için tuzsuz labne peyniri

Renklendirmek için meyve püresi

Loru iki ölçü, labneyi bir ölçü kullanmanızı öneririm. Ben kendi dondurduğum vişnenin suyunu ve 3 çorba kaşığı taze frambuazı kremaya renk vermesi için kullandım. Bu iş için aslında en uygunu muz, çünkü kremamsı kıvamı iyi veriyor ancak çabucak karardığı için dikkat etmeli.

Nasıl yaptım?

Keki bildiğimiz gibi hazırladım.Yumurtayı tek başına köpürttüm sonra pekmez, süt ve elma rendesini kattım. Hurmayı ayıklayıp kısık ateşte az suyla pişirdikten sonra kabuklarını da soyup ufalayarak kekin hamuruna ilave ettim. 180 derecede 35 dakika kadar pişirdim. Soğuyunca üç eşit kata böldüm. Muhallebisini pişirdim.Ilıkken kekin aralarına sürdüm. Son saat içinde peynir ve meyveyi blenderde iyice krema haline gelene kadar çırptım ve pastayı bez torba şırınga yardımıyla süsledim.

Bu pastanın görüntüsü bol kremalı  olsa da içinde zerre kadar zararlı bir şey yok. İçiniz rahat olarak bebeğinize yedirebilirsiniz.

Afiyetle…

Barış olmadan olmuyor

14 Eylül 2015

Barış olmadan hiç bir şey olmuyor. Ne yediğimizi ne içtiğimizi anlamadan geçiyor günler. Bu süreçte yeni tariflermiş, bayram kutlamasıymış, bayram yemekleriymiş, hiç biri yok gönlümde. Biliyorum her bayram öncesi yeni yemek tarifleri aranır blog sayfalarında. Unuttuğumuz yemekler ve tatlılar gündeme gelir, sofralar süslenir. Ortam ne kadar huzursuz olsa da evler sofrasız, bayramlar tatlısız olmaz. Ancak bu bayram anlamını çoğumuz için yitirdi sanırım.Bu yüzden gelecek hafta bir bayram kutlaması yapamayacağım gibi biraz daha öteye geçip, vatanın evlatları her gün bir bir kurban olurken, hangi kurban bayramı, diye isyan edesim var. Biliyorum isyan yakışıksız bir duygu ama ne edeyim ki geldi yerleşti yüreğime. Uzun sözün kısası dostlar; bayram konusunu tekrar barışı hissettiğimizde yazmak isterim.

Hayat yine de devam ediyor. Bebekler doğuyor, büyüyor. Büyürken de kutlanacak günleri oluyor. Yarınki tarifim bebeklerin de yiyebileceği bir doğum günü pastası olacak.

Umarım tüm bebekler barışa doğsun, çünkü barış olmadan olmuyor.

Işıl Ertunç

Tam Zamanı; Üzüm reçeli,Asma kabağı reçeli, kışlık domates

01 Eylül 2015

Yoldaydık geçtiğimiz hafta. Ayın son günlerinde Kalkan’daydık her yıl olduğu gibi. Denizin en güzelinde yılın yorgunluğunu atmaya çalışıyorduk. Tatil güzel de dönüş yolculuğu olmasa… Maalesef pazar akşamı İstanbul’a dönüş yine bir çileydi. Balıkesir’e kadar neyse de ondan sonrası dur kalk şehir içi trafiği. Yol boyu Gelenbe’nin kavunu, Manisa’nın üzümü, Aydın’ın inciri, diye diye geldiğimiz Bursa’da artık  şeftali alacak ne yerimiz, ne de zamanımız kalmıştı. Mudanya’ya bile ancak Trilye üzerinden gelip vapurumuza ancak yetiştik. Yol boyu tarlalar kamyon kamyon domates gönderiyordu salça fabrikalarına. Üzüm gördük, yol kenarlarına yayılmışlar; kurusunlar diye. (Doğrusu  egzos kirliliği içinde kuruyan o üzümleri nasıl tüketeceksek?) Biberler, bamyalar, patlıcan ipe dizilmişti bile. Büyükada’da da asma kabağı çıkmış, nazlı nazlı benim gibi meraklısını bekliyordur şimdi. Geçtiğimiz yıl verdiğim tariflerin linklerini paylaşıyorum şimdi, hatırlatma olsun diye.Ama bununla kalmayacak eylül ayı etkinliklerimiz, turşular kurulacak,  yaş tarhana hazırlanacak. Okullar açılıyor, çocuklar eve aç gelecek, onları da düşünecek, sağlıklı atıştırma tarifleri vereceğiz.

Hepinize sağlıklı sonbahar günleri dilerim.

1-DSC_5146

https://mutfakpenceremden.com/2011/09/09/bozcaada-ve-cavus-uzumu-receli/

1-DSC_4522

https://mutfakpenceremden.com/2014/09/01/asma-kabagi-receli/

1-DSC_5226

https://mutfakpenceremden.com/2011/09/14/kis-icin-domates-sakliyoruz/

“Denizgöründü” Ne güzel bir köy ismi değil mi?

03 Ağustos 2015

1-Downloads5

 

Zaman garip bir şey; bir bakıyorsun kaplumbağa misali, bir bakıyorsun sesten hızlı… Ayak uydurmak zor olabiliyor bazen. Nereden zamana takıldım bugün biliyor musunuz? Sevgili Elif, Neslihan ve Bülent Genç ailesinin Denizgöründü günlüklerini takip ederken birden onların kentten köye göçlerinin başlangıç tarihine baktım da, işte o anda sorgulamaya başladım zamanı. Çiftliğe ilk tohumu attıklarında gelen fotoğraflarla son yayınladıkları fotoğraflar arasındaki muhteşem farkı gördüğümde sanki aradan yıllar geçmiş gibiydi.( benim için yani) Sonra döndüm, ilk paylaşımlarının tarihlerine baktım; aaaaa, araziye kondurdukları  yuvalarının temelini atalı( yoksa  çakalı  mı demeliyim )henüz bir yıl bile olmamış. Yanılıyor muyum diye bir kez de kızıma sordum. (Daha önce bu konuda paylaştığım yazımı okuyanlar bilirler; Genç ailesi kızım Burcu’nun çok yakın arkadaşlarıdır. Özellikle de küçük Elif.) Burcu da önce bir düşündü, sonra doğruladı beni. 2014 Baharında satın almışlar Bülent’le Neslihan Çanakkale merkeze bağlı Denizgöründü köyündeki arazilerini. Yani şu an köyde, toprakla haşır neşir ve yarı yerleşik olarak  ilk yazlarını geçirmekteler. Neslihan’ın işi nedeniyle henüz bütün aile sürekli birlikte yaşayamıyorlar çiftlikte ama bildiğim kadarıyla kentten tamamen kopmalarına çok az kalmış. Genç ailesini Burcu Bayramiç’te yaşadığı süreçte tanımıştık. Yani tanımıştık derken, hani birlikte zaman geçirdik dersem yalan olur. Sadece on dakikalık bir karşılaşma ve sonrası Burcu’nun deklanşöründen ve anlatılarından kurulan bir dostluk demeliyim tanışıklığımıza. Bir de tabii Bolo Bolo’da sevgili Neslihan’la bir kez daha görüştüğümüzü eklemeliyim. Şimdilerde küçük Elif’i görmek ve köy yaşamına yakından şahit olmak için can atıyorum. Tabii Denizgöründü Çiftliği de  son derece ilgimizi çekiyor. Ne de olsa az kaldı bizim de köye göçmemize…

1-Desktop1

 

Çiftlikte bu zaman içinde neler olmuş bitmiş bakmadan önce size biraz Genç ailesini tanıtmalıyım; Neslihan ve Bülent bir yıl öncesine kadar beton duvarlar ve yürüyen konserve kutularına mahkûm bir şehirde yaşayan sanatçı bir çifttiler. Oysa on yıllık beraberliklerinde hayallerini hep doğada yaşamak üzerine kurmuşlardı. Onlara kalsa beş yaşındaki kızları Elif de doğada dünyaya gelmeliymiş ama olmamış. Neyse ki Elif okula başlamadan önce köye tamamen yerleşmiş olacaklar. Zaten Elif için şehirde geçirdikleri günler günden sayılmıyor. Onun da gözü anne babası gibi hep duvarsız mekânlarda, yeşillerde, toprağa kök salmış bitkilerde, koyunlarda, keçilerde özgürce koşan tavuklarda…

1-Downloads6

Burada noktayı koyup kızım Burcu’nun 2014 sonbaharında Yeşil Gazete’ye yazdığı yazıyı tekrar paylaşmalıyım. Ne de olsa o da Genç ailesinin doğadaki ilk yuvalarının inşaatı sırasında kısa bir süre için de olsa yanı başlarındaydı.

http://yesilgazete.org/blog/2014/09/13/denizgorundu-mektuplari-anneee-bu-agaclar-tayyibin-agaclari-mi-burcu-ertunc/

Neslihan ve Bülent’in göç sürecini ve köy yaşamlarını bu yazıdan sonra kendi kaleme aldıkları Denizgöründü Mektupları’ndan daha yakından takip edebiliyoruz.

http://yesilgazete.org/blog/2014/10/20/denizgorundu-mektuplari-bu-cicekler-badem-icin-bulentneslihanelif-genc/

Her iki yazıda da en çok ilgimi çeken satırlar Elif’in köy yaşamına ne kadar hızla ayak uydurmasıyla ilgili olanlar. Hele hele köpekleri Badem yeni hayatını sevsin ve kolayca alışsın diye kulübesinin önüne çiçekler koyması yok mu…

Evet, nasıl demişler;  “ Hayaller ancak kurulunca gerçekleşen şeylerdir

Genç ailesinin hayalleri de geçtiğimiz  sonbaharda gerçekleşmeye başlamış.

1-Downloads7

http://yesilgazete.org/blog/2015/03/07/denizgorundu-mektuplari-3-takvimler-kuzu-gobegini-gosteriyor-bulent-genc/

Gerek Bülent gerek Neslihan o kadar güzel kelimelere dökmüşler ki çiftlikte geçen zamanı, insanın üzerine bir şeyler yazması inanın kolay değil. Ancak Bülent’in şu yorumunu yazılarından cımbızlamadan duramadım:

Doğa işini bilir

Kar ve soğuktan öldüğünü sandığı ekinlerinin kar altından sapasağlam çıktığını görünce sevinen Genç ailesinin arkadan gelen donla ürünlerini alamadan kaybetmesi karşısındaki yorumuydu bu kısacık cümlecik. Az, öz, bilge… Doğayı kabullenme, uyumlanma.

Yeter ki atalarımızın sözüne kulak verelim, doğa armağanını veriyor,atalık mercimek tohumundan 2 avuç ekip 2kilo aldık.tohumlarımız çoğalıyor. Toprak, ne verirsek çoğaltıp geri veriyor, diyor Bülent.

1-Downloads8

 

 

 

 

1-Downloads11

Son konuşmamızda duyduğuma göre küçük Elif bu yıl evlerinden tam 20 km uzakta,Çanakkale’nin Güzelyalı köyünde on kişilik,toplu eğitim yapılan bir okulun tek sınıfında eğitimine başlayacakmış. Çok mutlu bir eğitim süreci olacağını tahmin edebiliyorum şimdiden.

1-Kolajlar19

 

Sahi bu köyün adının neden Denizgöründü olduğunu da yazacaktım değil mi; efendim bu köyde sadece gün batımı olduğunda uzaklardan deniz görünürmüş de ondan. Umarım Genç ailesi yıllarca köylerinden mutlu musmutlu günbatımları izlerler…

 

%d blogcu bunu beğendi: