Skip to content

Hem yağsız hem unsuz,hem şekersiz üstelik gulutensiz muffin

12 Haziran 2015

 

1-DSC_5435

Geç kaldığımı biliyorum ama nedenleriyle başınızı ağrıtmayacağım. Doğrudan konuya girmek istiyorum; şu son yıllarda sık sık karşımıza çıkan guluten hassasiyeti olayı benim eşim için de söz konusu şimdi. Nasıl teşhis oldu, ne belirti verdi bunlara da girmeyeceğim çünkü bu sayfada yeri yok, ancak benim de mutfağımda tepeden aşağıya değişikliklere sebep olduğu önemli bir gerçek. Bu yüzdendir daha fazla bu hassasiyeti olanlara göre tarifler denemeye çalışıyorum. Bu günkü kek/ muffin tarifiyse yazı evi (http://www.yesimcimcoz.com/)arkadaşlarımdan Sibel’e ait. Kendisi kek kalıbında yaparak getirdiği bu keki ufak muffin kalıplarında denememizi önermişti. Ben de öyle yaptım. Yemesi daha kolay oldu gerçekten. Guluten sorununuz olsun olmasın, diyet mi yapıyorsunuz, unsuz, şekersiz sağlıklı tarifler mi arıyorsunuz, işte bu tarif tam size uygun…

Gelin bakalım nasıl yapmış, ben nelerle oynadım, nasıl yaptım?

1-DSC_5431

Neler gerekiyor:

10 muffin için

3 yumurta

Kâse ölçüsü fotoğrafta gördükleriniz gibidir.

1 kâse suda bekletilmiş ufak doğranmış  kuru kayısı( gün kurusu)

1 kâse suda bekletilmiş ufak doğranmış kuru incir veya kuru mürdüm eriği

1 kâse suda bekletilmiş ufak doğranmış hurma veya elma kurusu

1 kâse suda bekletilmiş yaban mersini veya çekirdeksiz kuru üzüm

2 kâse tepeleme dolu çekilmiş fındık ve ceviz içi / tercihen kavrulmamış fındık kullanmak glutensiz beslenenler için daha uygundur. İki kâse kuru yemişi, fındık, badem, ceviz  olarak da birleştirebilirsiniz.

Arzuya göre, bir çay kaşığı dolusu tarçın, 2 tatlı kaşığı keçiboynuzu tozu ve/veya glutensiz kakao eklenebilir.

Ben incir yerine elma kurusunu tercih ettim. *Keçi boynuzunu da kakao yerine kullandım.

Nasıl Yaptım?

Önce kuru meyvelerimi ılık suda bekleterek işe başladım. İyice yumuşadıklarına emin olunca süzdürüp ufak ufak doğradım.

Kuru yemişleri robottan çektim.Un haline getirmedim ama siz isterseniz un haline de getirebilirsiniz.

Sonra muffin kalıplarımı  tepsiye hazır ettim.

Üç yumurtayı kek yapar gibi çırptım, diğer malzemeyi içine kattım, iyice karıştırdım ve muffin kalıplarıma kaşıkla doldurdum.

180 derece fırında yaklaşık 30 dakika pişirdim. Beş dakika fırında beklettikten sonra dışarıya aldım. Soğuduktan sonra kahveyle birlikte tadına baktım. Evet, olmuştu. Arkadaşımın getirdiği kekin tadını yakalamıştım. Şimdi sizinle de paylaşabilirim, dedim ve geçtim klavyemin başına…

Denemek isteyenler, haydi mutfağa!

Sevgiyle , afiyetle kalın.

Keçi boynuzu hakkında:

*http://www.dioskorides.net/content/20-keciboynuzu-tozu-nasil-kullanilir-faydalari-nelerdir

Çandır, canmış meğer…

12 Mayıs 2015

Merhaba herkese,

Beni takip edenler bilir, kızlarımın küçüğü bundan üç yıl önce işi gücü bırakıp farklı bir yaşama doğru yuvadan uçmuştu. O gün bugündür o köy senin bu kasaba benim; çalışa, danışa, kentten köye göç serüvenini sürdürmekte. Nerelere gitti, bugüne kadar neler yaptı, bu serüven aslında tam olarak kaç yılında başlamıştı? Bütün bunların cevapları detaylarıyla onun kendi sayfalarında okunmayı bekliyor. “https://heryerbenimevimdir.wordpress.com” Burcu bir yıldır arkadaşlarıyla birlikte biraz olsun göçebelikten yerleşikliğe doğru yeni bir adım  attı. Şu sıra toprakla haşır neşir olmayı, kendi ürettiği keçe işleriyle şimdilik ufak da olsa ihtiyaçlarını karşılayacak gelir elde etmeyi, dikiş dikmeyi  öğrenirken  bir yandan da onun gibi düşünen, onun gibi kendi ürettikleriyle geçinmeye çalışan, onun gibi yaşamayı hedefleyenlerle bir araya gelmeye, topluluk olmaya çalışıyor. Bakın şimdi yine Burcu’nun kendi kelimelerine kendi anlatısına ihtiyaç duydum. Onun ve onun gibi düşüneneler için topluluğun ne anlama geldiğini en doğru şekilde yine Burcu’nun kendisi anlatabilir. Bu yüzden ben sınırlarımı bileceğim ve size kızımın bir yıldır yaşadığı Köyceğiz’e bağlı Çandır köyüne yaptığımız yolculuğu anlatmakla yetineceğim.

“Çandır candır ”  sözünü ilk Burcu ve arkadaşlarından duymuş, o günden beri de Çandır’ı iyice merak eder olmuştuk. Burcu, Emre ve Begüm’ün bizi köye davetiyle merakımız heyecana dönüştü. Burcu’nun özlemini duyduğu anne mutfağını çantalara yükleyip 30 Nisan sabahı henüz güneş doğmadan Dalaman’a uçtuk. Emre, Dalyan’da  bir başka kentten köye göçmüş aileden arabalarını ödünç almış, Burcu’yla birlikte bizi karşılamaya gelmişti. Bavulları arabaya yükleyip Çandır’a gidebilmek için önce Ortaca’ya sonra da Dalyan’a ulaştık. Yolculuğumuz otuz beş, kırk dakikadan fazla sürmedi. Dalyan’a vardığımızda karşı kıyıya geçebilmemiz için fotoğrafta gördüğünüz şu küçücük kayığa üstelik bavullarla bineceğimizi kürekleri de bir kadının çekeceğini öğrenince ne kadar şaşırdığımızı anlatamam.

1-Çandır candır

Ha bir de başka yolcu bile aldık kayığa. Tadına doyamadan geçiverdik karşıya. http://www.dalyaninfo.com/dalyan-harita.html Karşısı Çandır. Burcular’ın evi köyün yukarısında. Araba yoluyla 4 km kadar. Onlar yürüyüş için kestirme yolları ezber etmişler çoktan. Motosiklet kullanıyorlarmış ulaşım için ama bizim orada olduğumuz süre için takas edivermişler onu bir arabayla.(Takas ve armağan ekonomisinde olağan ve pek keyifli böyle şeyler) Ağır ağır etrafı görerek Kaunos Harabeleri’ne kadar geldik. Kaunos Harabeleri bu köye turizmi getirmiş. Az sonra Burcu’nun arkadaşlarıyla beraber yaşadığı evin önündeydik. Bahçe kapısından içeri girince günlerdir internette fotoğraflarını paylaştıkları sebze bahçeleriyle karşılaştık. Bu konu bayağı uzun onun için sonraya bırakmak istiyorum. Eşyalarımızı içeriye taşıdık. Bize hazırladıkları şirin mi şirin odaya yerleştiğimizde  Burcu ve Emre ateşi yakmış çayı demlemişlerdi bile. Geldiğimizi duyan komşuları hemen tereyağı, çökelek ve yumurta getirdi.Kahvaltı soframızda yok yoktu. Bahçeden toplanan ısırganla yapılan omletten tutun da tahin pekmeze, cevizden rokaya kadar nefis bir kahvaltı sofrası bizi bekliyordu. Çeşit çeşit ev ekmeği de cabası.

1-Çandır candır1

“Çandır candır ” deyenlere hak vermiştik çoktan. Şehirde bıraktıklarımızı, derdi, tasayı, hastalıkları, parayı pulu o güzelim kahvaltı sofrasında unutuvermiştik. Kahvaltı güzel,hava güzel, bülbüller, güvercinler ve horozların korosu susmak bilmiyor. İnsan daha ne ister diyeceksiniz. Her şey doğal güzel ama bu doğal güzeli bulmak ve devam ettirmek o kadar da kolay değil. Daha ilk günden zorluklarını yavaş yavaş görmeye başladık. Hoş bizimkiler bunları şehirde yaşadığımız zorlukların yanında yok sayıyor ama bilmeyene yine de zor. Öğrenmek gerek en azından. İş bahçeyi ekip biçip sulamak, ocak yakmakla bitse yine iyi. Köylüyle yaşamayı, onun dilinden konuşmayı(içerik olarak) da öğrenmek gerekiyor. İlişkiler çoook ama çok önemli köylük yerde. İnsanlık çok önemli. Şehirde çoktan kaybettiğiniz insanlığınızı burada bir günde yakalayabiliyorsunuz.

İlk gün çok erken geldiğimiz için zaman sanki akmıyormuş gibi geldi bize. Meğer yanılmışız, zaman orada gerçekten bir başka türlü işliyor.Kimse  “şimdi şunu yap, sonra bunu yap, geç kalma, aman, eyvah, yapılmalı, edilmeli, mecbursun” gibi sözler kullanmıyor. Onlar sorumluluklarını biliyorlar ve zamanla kısıtlamadan yerine getiriyorlar. Eğer  bahçe daha önemliyse;  ki evet öyle o zaman sabah sporu ertelenebiliyor, ya da o gün pazara gitmek gerekiyorsa evdeki diğer işler bekleyebilir; bu mayalanacak ekmek dahi olsa. Her iş bir diğerini bekleyebilir. Aceleye gerek yok. Felsefe; her şeye zaman var. Bu evde de bir takvim var ama günleri göstermiyor bu takvim, bu takvim doğanın takvimi. Ne zaman neler olur, hangi ayda ne ekilir ne biçilir? Dediğim gibi, doğada yaşıyorsanız bunları bilmeniz gerekiyor.

Tabii orada bulunduğumuz süre içinde sadece bir kez yemek pişirdik, çünkü İstanbul’dan hazırlayıp götürdüğüm mücver,börek,pırasa köftesi ve zeytinyağlı sarma ve tabii kurabiyeler birbirimize daha fazla zaman ayırabilmemize yardımcı oldular. Sarma deyince muhakkak paylaşmam gereken bir fotoğraf var; Burcu’nun dolmaları mideye götürüşü. Üç gün boyunca dolma kutusunu altından girdi üstünden çıktı. Bun arağmen döndüğümüzde hâlâ bitmemişti dolmalar. Biraz abartmış mıyım yaparken, ne?

1-20150430_195853                                                  Emre’nin şaşkın bakışları eşliğinde dolma yiyen Burcu…

Burcu’nun keçe işlerini çok merak ediyordum. Köyün marangozuna yaptırdığı keçe çalışma masasının başına geçtik; Burcu gösterdi ve birlikte çalışmaya başladık. Renklerle oynamak, sonra her şeyi oluruna bırakıp sürprizlerle karşılaşmak, ortaya çıkan her şeyden memnun olmak. Bunlar harika duygular. Keçe işinin detayı da Burcu’nun yazılarında var. Üstelik yaptıklarını satışa sunduğu bir de adresi var. https://www.facebook.com/pages/BoloBolo-Burcunun-%C4%B0%C5%9Fleri/394914757326211?fref=ts

Burcu gerek batik, gerek keçe işleriyle uğraşırken büyük keyif alıyor, tek sıkıntısı bu işleri yaparken sohbet edecek ya da ona yardımcı olacak birilerini her zaman bulamamak. Malum herkesin kendine göre bir işi var. O gün birlikte sabunların üzerine keçe kapladık ve sonra bunları güneşte kurumaya bıraktık.

1-Çandır candır6

Kahvaltı, uzun uzun sohbet, öğle yemeği, keçe çalışmaları, çamaşır, bulaşık, çay saati ve hâlâ akşam olmadı. Neden biliyor musunuz? Çünkü ikide bir de telefon çalmıyor; zaten kimsede akıllı telefon yok. Vınnla internete girildiği için sürekli ekran başında durulmuyor. TV yok. Misafir gelecek, aman ortalık toplansın diye bir sıkıntı zaten yok. Sonra  iş bölümü yaparken cinsiyet gözetilmiyor, herkes her işi yapabiliyor. Derken güneş aşağı kayıyor ve bahçenin sulanma zamanı geliyor. Bu arada komşunun ineği hastalanıyor, yardıma koşuluyor ve daha benzeri bir çok beklenmeyen şey olabiliyor. Ne de olsa orası bir köy.

Şimdi size biraz bahçede yapılan işlerden söz etmek istiyorum. Daha önceden minik seralarda yeşertilen tohumlar akşam üzeri büyüyecekleri toprağa ekiliyorlar. Ama bu öyle kolay bir iş değil. Her bitkinin hangi bitkinin yanına kaç cm arayla ekileceği dersine  önceden çalışılmış, notlar alınmış. Sonra bütün domatesler yan yana bütün biberler yan yana ekilecek diye bir şey yok. Her bitkinin istediği ışık miktarına göre yerleri belirleniyor ama olası böceklenmeye karşı da aralarına başka bitkiler konuyor. Neler yoktu ki o ufacık bahçede: Kuru soğan, taze soğan, lahana, bakla, bezelye, marul, tere, roka, nane maydanoz,dereotu,çilek ve henüz çiçeklenmemiş domates, patlıcan fasulye, mısır, barbunya, kuru fasulye, biber. Unuttuğum varsa kusura bakmasın vallahi.

1-Çandır candır31-Çandır candır7

1-20150501_072605

Bahçedekiler bunlarla sınırlı değil tabi. Doğanın kendiliğinden sunduğu papatya, gelincik ve ebegümeci hem göze hem mideye hitap ediyor. Kahvaltı soframızda yer alan şu renklere ne dersiniz.1-20150502_091541

Ertesi gün Ortaca’ya pazara gidilecekti. Hem ihtiyaçları olan ve henüz bahçeden alamadıkları sebze ve meyve alınacaktı hem de Burcu’nun işleri için gereken bazı malzemeler. Bir de çok nadir kullandıkları tüp gaz. Tahmin edeceğiniz gibi bütün bunlar o kayıklardan biriyle taşındı karşıdan karşıya. Evden kıyıya bir arabayla gidildi. Kayıkla karşıya  geçildi. Boş tüp kıyıda bırakıldı. Başka bir arabayla pazara gidildi. Ve tekrar kıyıya dönüldüğünde boş tüp dolusuyla değişmiş bizi bekliyordu. Sonra yine kayık yine araba ve eve varış. O gün bir de misafirimiz oldu. Henüz kırk beş günlük bebekleriyle bir “kentten köye göçer” aileyi soframıza konuk ettik. Bebeği çok güzel bir hayat beklediğine hiç şüpheniz olmasın. Konuklarımızı uğurladıktan sonra dikiş makinesi meydana çıktı. Burcu makinede fermuar dikmeyi öğrendi. Batik yaptığı kumaşlardan minik çantalar dikiyor. Hem de astarlı ve fermuarlı. Burcu bu işlerle uğraşırken Emre de bir sonraki hafta sonu İzmir’de vereceği “şenlikli ekonomi” semineri için harıl harıl hazırlık yapıyordu. Ve tabi bahçe işleri. Akşam yemeği, ocakta pişen çay ve yanında çitlenen ay çekirdeği. Muhteşem mehtap, baykuş sesleri ve uyku.

Üçüncü gün çocuklar bize çevreyi gezdirdiler. Evden bile görüne Alagöl’e onlar yürüyerek  gidebiliyorlarmış ama bizi arabayla götürdüler.Kıyıda oturup caretta carettaların su yüzüne çıkmasını bekledik. Sonunda kendilerini gördük ama fotoğraflayamadık maalesef. Kaunos harabelerini, ve gerçek bir Çandırlı olan Mehmet Bey’in yıllarca Anadolu’dan topladığı objelerle kurduğu mini müzeyi gördük. Doğrusu Mehmet Bey’in sohbeti doyumsuzdu. Emre’nin yol boyu gördüğü bütün köylülere tanısın tanımasın selâm vermesi, onların da karşılık vermesi dikkat çekiciydi.

Ve dört günlük ziyaretimizin sonuna geldik. Dönüşte İzmir’e gitmeyi planlamıştık ve bunun için Ortaca’dan otobüse binecektik. Ama enerjiler hareket etti ve armağan ekonomisi tesadüf eseri devreye girdi. (yoksa tesadüf diye bir şey yok mu?) Fethiye üzerinden İzmir’e arabalarıyla giden bir arkadaşları o sabah Çandır’a kısa bir ziyaret yapmak isteyince otobüs biletimiz iade oldu ve biz arabayla gayet rahat bir yolculuk sonunda İzmir’e vardık. Hem de yepyeni dostlar edinmiş olduk.

Evet, Çandır canmış meğer…  Yazılanları okumak, fotoğraflara bakmak yeterli değilmiş. Kısacık da olsa orada bulunduğumuz için çok mutlu olduk. Üstelik  tanıştığımız her Çandır köylüsünün kızımızı kendi kızları saydıklarını duymak pek hoşumuza gitti.

Bu yazıyı okuyunca birçoğunuzun aklına şu soru gelecektir. Eeeee, bu  çocuklar para kazanıyorlar mı? Veya, ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar? Kaç parayla geçiniyorlar? İşte bunların cevapları da Emre’nin yazılarında okunmayı bekliyor. http://icimdensohbetler.blogspot.com.tr/

“Çandır candır” efendim. Yaşamasını bilenlere… Mutlu olmasını bilenlere… Mutluluk ne midir? Aşağıdaki fotoğraf bunu cevaplamaya yeterli mi sizce?

1-candırNot: Bu fotoğrafı ben çekmedim ama bizden birkaç gün önce bir arkadaşları çekmiş.Paylaşmadan duramadım.

Aşçı Fok’tan Akasyalı limon reçeli ya da limonlu akasya reçeli!

27 Nisan 2015
Size hakkında yazmak istediğim özel insanlardan söz etmiştim hatırlarsanız. İşte onlardan biri de sevgili Nurdan Çakır Sezgin, ya da kısaca Aşçı Fok. Bugün hakkında yazmaya yetişemeyeceğim ama verdiği şu tarifi taze taze paylaşmam gerektiğini düşündüm. Eksik olmasın hemen izin verdi. Reçellik akasyaya ulaşma şansınız varsa, buyrun tarif. Nefis bir şey, kokusu burnuma geldi.
Şimdilik kendi sayfasındaki biyografisini de eklemekle yetiniyorum. Söz ilk yazım hakkında geniş bilgi vermekle ilgili olacak. Sevgiler Nurdan Çakır Sezgin.
Türkiye’nin ilk enstalasyon evi Siyaz ve Siyaz Felsefesi’nin kurucusu. Pozitivist yaşam alışkanlıkları araştırmacısı. Yaşça hoşça Aşçı Fok’ça Foça Mutfağı kitabının yazarı. Marmara, Ege ve Akdeniz kıyı bölgelerinin gündelik alışkanlıkları üzerine kitaplaştırma çalışmalarına devam ediyor. Mutfağın, yaşama sanatındaki yeri ve yöresel etkileri üzerindeki notlarını, konu başlıklarını ve de yazınsal anlamda güncelliğini www.ascifok.com ile sürdürüyor.
Akasyalı limon reçeli ya da limonlu akasya reçeli!

Ne zaman Nisana erip yeşil erkek incirleriyle boğuşma zamanı gelse akasyalar da aklıma düşer… Reçellik çiçek takımından olan akasyaları dallarında görünce dayanamıyorum. Aslında ömrü hayatımda sadece iki kez yaptığım bir reçeldir kendileri. Önceki denemelerim 2000’li yılların başlarıydı sanıyorum, işte o günlerden bu yana yenilenen bir tarif…

Evet, tarifsiz olmaz!

Bir küçük tepsi dolusu kaliteli akasya çiçeği
4 bardak su
5 – 6 bardak tozşeker (reçelin şerbeti için herkesin kendi ölçüsü vardır mutlaka, kullanılan şekerin cinsi bile bu ölçüleri değiştirebiliyor)
4 – 5 adet kalın kabuklu limon
Bir adet limonun suyu

Limonlar rendenin en ince tarafıyla tıraşlanır. (Limon kabuğu rendesi çıkarır gibi, bu rendelenmiş mis gibi limon kokan kısmı atmıyoruz, biraz şeker ile kavanoza koyup diğer tatlı pastalar için buzdolabında saklayabiliyoruz)
Traşlanan limonlar soğuk suda yıkanır, portakal dilimi gibi dış kabukları kesilip 20 dakika kadar haşlanır. (İçleri ayrıca başka yerde değerlendirmek üzere ayrılır.)
Kabuklar haşlanırken iyice yumuşadığından kendi ekseninde kıvrılıp kürdanlanır veya ipe dizilir.

Diğer tarafta kaynayan şerbetin içine bu kürdanlanmış limon kabukları atılır, on dakika kadar kaynayınca ardından şerbete akasya çiçekleri atılır. (Akasya çiçekleri önceden su dolu bir kapta biraz bekletilir ki börtü böceği çıksın. Sonra çiçeklerin iyice kuruması sağlanır.)

20 – 25 Dakika kadar hep birlikte kaynayan reçel limon suyuyla kestirilir. Mis gibi limon kokan limon tatlısı gibi bir hoşluk oluyor. Bu tür meyve ve çiçeğin birlikte kullanıldığı reçellerde güneşte bekletmek işe yarıyor. Reçeli bir tepsiye döküp üzerini de tülbent ile örtüp güneşe bırakmalı birkaç gün. Geceleri içeri almayı unutmayın ama! Sadece gündüzleri güneşte…

Afiyet-i hoşluk olsun…

Not: Eğer limon çok baskın onun yerine elma suyu ile sırf akasya çiçeği kaynatalım derseniz, ona da pekâlâ. Denediğimde çok da özel olduğunu düşünmediğimden yazmamıştım. Yapılabilir tabi.


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN

 

 


 

Fıstık Ezmeli Kurabiye

20 Nisan 2015

1-DSC_5407

Bir süre önce sizlere, kendinize özgün tarifleriniz varsa bana gönderebileceğinizi, onları burada paylaşabileceğimi yazmıştım. Bazı takipçilerim eksik olmasınlar hemen kendi denedikleri ve sonucundan memnun kaldıkları tariflerini gönderdiler. Bunlardan bir tanesi blogum sayfalarına; özellikle sağlıklı beslenme konusuna uyum sağladığı için birinci sırayı  aldı. Sevgili Deniz Kasap önce kendi yaptığı fıstık ezmesinin sonra da bu ezmeyi kullanarak yaptığı kurabiyenin tarifini gönderdi. Hemen uyguladım ve çok beğendim. Denemenizi öneririm. Hem besleyici hem de pratik. Ben kurabiyeyi uygularken bir kez de glutensiz un ve tereyağı yerine azıcık zeytinyağı ve şeker yerine bal kullanarak denedim. Bu tür beslenme uygulamak zorunda olanlar için harika bir kurabiye olduğunu söylemeliyim. Not: Fotoğraf kendi denediğim kurabiyelerimin fotoğrafı olup, ben tarifteki gibi yassı değil de top şeklini verdiğim için tarif sahibi Deniz Hanım’ın yaptıklarından farklı olarak üzeri çatlaklı topçuklar oldular.

Şimdi takipçim Deniz Kasap’ın kendi tarifini aynen paylaşıyorum:

Fıstık Ezmesi:

Tuzsuz, kabuklu kavrulmuş yer fıstıkları kısa süre fırınlanır (kabukların kolay soyulması için)
Fıstıklar rondoyla iyice ezilir; ezildikce içlerindeki yağ ortaya çıkar ve kıvamlanır.
Evde hazırladığınız fıstık ezmenize ağız tadınıza göre tuz veya doğal bal, hatta vanilya bile ekleyebilirsiniz.
Buzdolabında bir hafta saklanabilir.
1-DSC_5400
Fıstık ezmeli kurabiye:

Neler gerekiyor?

Yaklaşık 250 gr evde hazırlanmış fıstık ezmesi

1/2 su  bardağı erimiş tereyağı

1 + 1/4 bardak doğal pancar şekeri (seker yerine bal ile de yapılabilir, o zaman 1 ufak çay bardağı doğal bal)
1 paket vanilya
1 yumurta ekliyoruz ve hepsini çok iyi çırpıyoruz.

Daha sonra aşağıdakileri karıştırıyoruz.
1 + 3/4 bardak elenmiş un
3/4 cay kaşığı tuz
3/4 cay kaşığı kabartma tozu

Yapılışı: Fırını 180 dereceye ısıtıyoruz. Kurabiye hamurundan cevizden biraz
daha buyuk parçalar kopartıp, yuvarlayıp şekil veriyoruz.  Kurabiyeler top top olacaksa 15 dakika yok eğer üzerine basılarak yassı şekil verilecekse 8-10 dakika pişiriyoruz.

Afiyet olsun!

 

Sizde Evde Elma Sirkesi Yapabilirsiniz

08 Nisan 2015

1-DSC_5792

Daha önce sizlere evde yaptığım incir sirkesini tarif etmiş, istenirse her meyveden kendi sirkemizi, ve ekşilerimizi yapabileceğimizi yazmıştım.

turunç ekşisi   vişne ekşisi    incir sirkesi

Bugün en sık kullandığım elma sirkesinin yapılışını paylaşacağım size. Ben öyle çok miktarlarda hazırlamıuorum sirkemi. Kış boyu ilaçsız elmaların peşine düşüp, sık sık ufak bir kavanoza basıyorum sirkemi.

Kaynatılmış bir cam kavanoza sekize böldüğüm elmaları kabuğuyla birlikte yerleştiriyorum. Elmalar kavanozumun en fazla 3/4 ünü kaplamalı. Sonra üzerine bir önceki elma sirkemden/ evde yoksa güvendiğim bir organik sirke ve kavanozun ağzından biraz aşağıya kadar da içme suyu dolduruyorum.

Kavanozumun üzerini biraz hava alacak şekilde kapak yerine temiz pamuklu tülbentle kapatıp karanlık, ılık bir yerde 6-8 hafta  kadar bekletiyorum.

1-DSC_5387

Ara sıra karıştırmak suretiyle sirkemi havalandırıyorum. Sirke kokusunu duyduktan sonra temiz bir tülbent yardımıyla sirkemi süzüp tekrar kavanoza dolduruyor  ve içine bir miktar doğal pekmez ekliyorum ve ağzını kapatıyorum.Bu aşamadan sonra sirkemin üzerinde beyaz, deniz anası görünümünde bir tabaka oluacaktır ki bu sirke anasıdır. Üzerinde küf oluşmadan şeffaf haldeyken yeni bir sirke mayalamak için kullanılabilir. Küf olmadığı sürece sirkenin hava almasını engeleyecektir.Bu aşamadan sonra evde yaptığımız sirkeyi buzdolabı veya serin ortamda saklamalıyız. Unutmayınız ev sirkeleri hiç bir zaman raf ömrü uzun sirkeler kadar şeffaf olmayacak dibinde hep biraz tortu olacaktır.

Dikkat: Yaklaşık 2 kg elma için 1 çay bardağı organik sirke veya 2 çorba kaşığı sirke anası ve 3 çorba kaşığı kadar doğal pekmez yeterlidir.
1-DSC_6755-001

 

Sirkenin birçok faydası olduğu biliniyor; ancak eğer şifa için kullanılacaksa kesinlikle doktor tavsiyesi alınmalıdır. Bu faydalardan bazılarını aşağıda görebilirsiniz:

-Bağışıklık sistemini güçlendirerek nezle, grip, boğaz ağrıları gibi enfeksiyonlara yakalanmayı engeller.

-Sirke sindirimi kolaylaştırır. Hazımsızlığa iyi gelir. İştahı açar. Bu sebeple birçok yemek ve salatalarda tat ve çeşni için kullanılır.

– Sirke kandaki kolesterolu düşürerek kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu rol oynar.

-Elma sirkesinde yüksek miktarda kalsiyum bulunur. Kemik erimesine karşı yararlıdır.

-Sirkeyle soğuk su friksiyonları en zararsız ateş düşürücüdür.

-Vücudu toksinlerden arındırır

-Arı sokmalarında ve saçlarda oluşan kepeğe karşı da kullanılır.

Sirke çok güç bir temizlik malzemesi olarak da kullanılmaktadır.

5. Bayramiç Tohum Takas Şenliği

07 Nisan 2015

10676199_10152692328755738_8130997630539566011_n

Tam Zamanıdır

07 Nisan 2015

 

https://mutfakpenceremden.com/2014/03/07/yesil-soslu-ta…onmaz-salatasi/

 

1-DSC_41971-DSC_2394

https://mutfakpenceremden.com/2013/03/08/kuzu-etli-taze-sarimsak-yemegi/

 

%d blogcu bunu beğendi: