Skip to content
Reklamlar

Yılbaşında Evde misiniz?

29 Aralık 2015

1-DSC_6535

 

Siz de yeni yıla evde kuracağınız sofranın başında girecekseniz bu özel akşam için hazırladığımız menü örneklerine göz atmanızı öneririm. Bu arada sofranızda hindi bulunması gerekmez, hindi tarifimizi organik bir tavukla da yapabilirsiniz. Sofranızdan bereket eksik olmasın…

https://mutfakpenceremden.com/2011/12/30/yilbasi-menu-ornekleri/

https://mutfakpenceremden.com/2011/12/28/kestaneli-hind…si-ve-ic-pilav/

Bu linklerde de yılın çeşitli zamanlarında yapılan parti menülerinden  örnekler bulup yararlanabilirsiniz.

https://mutfakpenceremden.com/2011/07/11/parti-zamani/

https://mutfakpenceremden.com/2011/07/13/parti-zamani-2/

https://mutfakpenceremden.com/2011/12/29/yilbasi-icin-k…li-kardan-adam/

Reklamlar

Sorularınıza cevap vermeliyim

23 Aralık 2015

Günaydın, sevgili “mutfakpenceremden” takipçileri, son aylarda iyice yavaşladığımı, daha az tarif verdiğimi,farklı yazılarla sayfamı devam ettirdiğimi görenlerden gelen sorulara cevap vermeliyim artık diye düşünüp oturdum bilgisayarımın başına. Oturdum da kendimden son bir yılda neden yavaşladığımı anlatamaya hâlâ elim varmıyor, çünkü memleketimizin ve dünyanın gidişatı meydanda…  Dünya halleri böyle olunca, yurdum insanının derdine dert katılmış, her gün çeşitli korkularla güçlükle yaşamaya çalışıyorsa ben hangi keyifle size yeni tarifler verebilirim ki… Üstelik iyice yaşlanan anne ve babamın zorlaşan bakımlarına çareler üretmeye çalışırken kendi eşimin rahatsızlıkları hayatımızda radikal değişiklikler yapmamızı gerektirdi. Artık glutensiz bir mutfağım var. Özel dikkat isteyen bir beslenme şekli bu ve inanın bizim yaşımıza gelen, özellikle de hamur işlerine meraklı insanlar için hiç de kolay değil. Yıllardır sağlıklı besleneceğiz diye makarnayı pilavı terk edip bulgurla beslenirken “pat” bir anda pirince geri dönmek, pirinçten elde edilen makarnayı mutfağınıza getirmek, yine glutensiz unla börek, çörek, kek tarifleri yaratmak gerçekten hem zaman hem de istek gerektiriyor. Yine de hoşuma giden glutensiz bir tarifim olduğunda size de paylaşıyorum. Biliyorsunuz; kopyalamak,birilerinin yazdıklarından yararlanmak, bayat tariflerle sayfa doldurmak bana göre değil. Böyle olunca da sayfamda farklı konulara yer vermeyi tercih ediyorum.

Evet, ne diyordum… hmmm, sağlık sorunlarını bir kenara bırakayım da yıllardır hayalini kurduğumuz şu kentten köye göç olayımıza döneyim. Daha önce de zaman zaman bu konuda bir şeyler yazmıştım. Evet, nihayet az kaldı; neredeyse haftalar sonra İstanbul’a, doğup büyüdüğümüz, evlenip kendi çocuklarımızı büyüttüğümüz şu koca kente  elveda diyeceğiz. (İstanbul’a yazacağım bir veda mektubum olacak ve elbette onu sizlerle de paylaşacağım.) Evet; bundan sonra hayatımıza devam edeceğimiz Urla- Kuşçular Köyü’ndeki evimizin bitmesine çok az kaldı. İşte bu dönemde İstanbul -İzmir arası mekik dokuduğumuzdan, çoğu kez alışıldık,basit yemekler yapmakla yetindim. Başım sıkışınca patatesli omlet veya kahvaltı sofrası… Farkındaysanız cümlelerim hep çoğul dile yazılıyor, çünkü eşim ve ben kız kardeşim ve eşi birlikte göç ediyoruz. Durum böyle olunca yaşlı anne ve babamızı da eş zamanlı olarak göçe dahil etmek zorundaydık. Onları sık sık görebileceğimiz her an ihtiyaçlarına koşabileceğimiz bir merkeze yerleştirmek en doğrusu olacaktı. Öyle de oldu. Şimdi onlar evimize on dakika mesafede bebekler gibi özenle bakıldıkları bir  yaşam merkezine alışmaya çalışıyorlar. Hiç kolay değil; bizim için bile zor olan bir göçü onların kaldırabilmesi gerçekten kolay değil. Çocukluğumuzun anılarını saklandıkları yerden çıkartıp baba evimizi boşaltmak galiba bu süreçte en zorlandığımız şey oluyor. Evlerimizdeki gereksiz eşyaları azaltmak özellikle kristallerden ve modası geçmiş birçok objeden tamamen kurtulmak niyetindeyken annemin büfesini boşaltırken kardeşimle bir de baktık ki hiç bir şeye kıyamıyoruz. Sonunda kendi eşyalarımızın bir kısmından feragat edip onların eşyalarını yaşatmaya karar verdik. Mobilyalar cilacıya, koltuklar döşemeciye gitti ve onlar da vitrindeki biblolar gibi bizimle yaşayacak.

Dünya halleri diyordum; hiç bir şey eskisi gibi değil, hiç bir şeyden eskisi gibi tat alamıyoruz. Nereye baksak dert, üzüntü, kan, bin bir sıkıntı. Mecburi koşuşturmamız içinde bunları göz ardı ettiğimiz düşünülmesin; ancak hayat böyle bir şey işte… Cenazeler de düğünler de bizler için.

Bugünlük yazacaklarım bu kadarla kalsın. Yakında yeni evimin mutfağından sesimi duyurmaya devam edeceğim. İşte o zaman gelsin yeni tarifler ve yeni hayatımızdan hikayeler.

Yeni yıl mesajımda görüşmek üzere hoş kalınız.

Mandala sadece bir çizme boyama işi değildir. Peki ya nedir?

26 Kasım 2015

12250009_10206909511911926_2542578521358903807_n

 

Mandala sadece bir çizme ve boyama işi değildir… Ya nedir?

Dilerseniz bu sorunun  cevabını tanıdığım çok özel insanlardan biri olan Silvia Çizmeciyan Arsebük kendi sözcükleriyle versin.

Mandala, sonsuz bir keşif yolculuğu, bir tür meditasyondur… Gündelik karmaşadan birazcık kopmak, içinize bakmak, bilinçaltınıza kulak vermek için… Sakinleşmek, yavaşlamak için… Dağılmış dikkatinizi toparlamak, beyninizin yaratıcı yarım küresini özgürce çalıştırmak için… İçinizeki enerjiyi akıtmak, sonra o döngüyü istediğiniz yöne çevirmek, şifa bulmak için… Hayallerinizle hedefleriniz arasında bağlantı kurmak için… Güzel ve ahenkli olanı yaratmak için… Dünyayla ve sonsuzlukla olan o derin ilişkiyi kavramak için… Ruhunuzun derinliklerini, kendinizi keşfetmek için

Bakın sevgili Silvia *Mandala ile tanışmasını nasıl anlatıyor:

1-IMG-20151125-WA0005

Mandala ile tanışmam, Yazı Evi’nde tanıştığım arkadaşım Rehan sayesindedir. Bir telefon mesajı ve ardından elinde bir kitapla karşıma geçti arkadaşım. Bu tam sana göre, al oku incele dediyse de sayfaları çevirir çevirmez kitabı geri verdim. Ama o almadı. Evet, renklerin hayatımda çok önemli bir yeri vardı, sanatın renklerle olan kısmı tam da bana göreydi ama benim gibi tez canlı birinin bu kargacık burgacık sabır isteyen işi yapmasına imkân olmadığını düşünüyordum. Üzerinden geçen yaklaşık üç ay içinde kitabı okumadan en az üç kez geri verdim, üç kez reddedildim. Sonunda Rehan kitabı kütüphaneme hediye ettiğini söyledi.  Artık kaçarım yoktu; kitap benim olmuştu. Bir süre sonra şu kitaba şöyle bir göz atmaya niyetlendim; göz atmam okumaya, okumam araştırmaya, araştırmam heyecanıma, heyecanım bu işi öğrenmeye sürükledi beni. Doğruydu; kitapta anlatılan Mandala felsefesi benimle çok örtüşüyordu ve ben bu işi derinlemesine öğrenmeliydim. Hemen eğitim almak için araştırmaya başladım ama maalesef  Türkiye’de bunu alabileceğim bir yer yoktu. Bırakın eğitimi Google a “Mandala”  yazdığım zaman karşıma Türkçe hiç bir şey gelmiyordu.  Kendi çabalarımla yapacaktım. Yurt dışı kaynaklara başvurdum; bu işi bilen bulabildiğim herkesle görüştüm, bilgilerini depoladım. Çizdim, boyadım sonra… Önce kendim için sonra dostlarıma özel. Hediye ettim sonra onlara yaptıklarımı. Sonra baktım ki, içimde bir ses her yerde Mandaladan söz ediyor… Sesimi duyanlar, hadi dediler, hadi bize de anlat… Ben, daha değil dedim, başla dediler, yok yok dedim, biraz daha zaman var dedim. Ben geri çekildikçe onlar üzerime geldiler. Düşündüm sonra; Rehan’ın kitabını reddedişim aklıma geldi. O an kararımı vermiştim. Daha çok okudum, yurt dışında verilen eğitimleri inceledim, uyguladım, bildiklerimle harmanladım, emek ve zaman harcadım. Sonunda atölye açmaya hazırdım. Bu süre içinde evren de bana yardım etmiş ve MANDALA artık bizde de tanınır olmuştu.

 1-1-11026121_10153049433447368_2251439356320252846_o

Sevgili Silvia, geçtiğimiz yıl  “Mandala Atölyesi” adı altında başlattığı derslerinde katılımcılarına önce mandala felsefesini anlatıyor, sonra çizdiriyor, boyatıyor ve en sonunda da bütün bu süre içinde ortaya çıkan duygularını kısacık da olsa yazmalarını istiyordu. İşte mandalanın büyüsü de burada ortaya çıkıyordu. Çizer ve boyarken kişinin kendi iç dünyasıyla baş başa kalması, duygularını ister istemez kullandığı şekil ve renklere yansıtmasını sağlıyordu. Ardından kişi o güne kadar hiçbir şey yazmamış bile olsa duyguları kelimelere, kelimeler de ister istemez kağıda dökülüyordu. Yarım günlük bu atölye çalışmasının ardından sevgili Silvia isteyen katılımcılarını renklerin dünyasıyla buluşturduğu ikinci atölyesine davet ediyordu.

11852926_1606470659605043_897040894_o

Başta da dedim ya kendisi özel bir insan; yaptığı şeyle yetinmemesi konunun daha da derinlerine inip araştırması ve yeni sezona daha farklı bir atölye hazırlaması tam da ondan beklenen bir şeydi. Öyle de oldu. Bu yıl atölyesinin adı “Mandala ile Yaşam Çemberleri” olarak değişti. Toplam 4+4 saatlik iki ayrı buluşmadan oluşan atölyenin ilk buluşmasında katılımcılar önce Mandala felsefesiyle tanışıyor, merkezinde kendilerinin olduğu, dışarıya doğru açılan ve büyüyen çemberlerde dünya ile kurdukları bağlantıları yansıtan bir mandala yapıyorlar. Simgeler ve renkleri tanımak ve tabii ki ortaya çıkan duyguları yazmak da bu ilk buluşmanın kapsamında. Ama işin en önemli kısmı ikinci buluşmada. Çünkü katılımcılar bu kez kendi yaşam enerjilerine yoğunlaşıyorlar. Çizdikleri Mandalalar aşk, arkadaşlık, aile, iş, sağlık, yaratıcılık, özgürlük, idealler, hayal kırıklıkları, yetersizlikler, korkular ve endişeler hakkında hikâyeler anlatıyor. Yaşam döngüsünü oluşturan iç içe geçmiş çemberlerde kişiler kendi ‘ben’lerini arıyorlar. Yaşam alanlarında enerjilerini nereye akıttıklarını, aslında nereye akıtmaları gerektiğini görüyorlar. Hayatlarından neleri çıkartmak veya neleri katmak, nelerin üzerini çizmek veya nerelerde derinleşmek istediklerini keşfediyorlar. Bu keşif üzerine sohbet imkânı buluyorlar. Bu konuda daha fazla bilgi için facebook Mandala Atölyesi  Silvia Arsebük sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

12186629_10153581410147368_3635046192393972232_o

Atölye sonunda herkesin yüzünde bir gülümseme içinde bir boşalmışlık ferahlığı… Sadece iki hafta, haftada bir gün dört saat sonunda…

Bakalım seneye hangi yeniliklerle geleceksin sevgili Silvia? Belki yeni bir atölye belki de üzerinde adının yazılı olduğu bir Mandala kitabıyla… Kim bilebilir ki… Bildiğimiz senin yaratıcı gücünün bunu ve daha nicesini başaracağı…

Seni tanıdığım, hayatıma değmiş olduğun için için şükran.

 

*Mandala Sankstritçe bir sözcüktür ve manda( enerji) la( kap) yani kelimeyi yorumlarsak  enerjiyi saklayan kap olarak tanımlanabilir. Doğu inancına göre,  bir mandala yaparken hissettiklerimiz bu mandala tarafından saklanıyor. Mandalalar her zaman daire şeklindedirler ve bir merkezden başlayarak birbirinden farklı sembollerin bir araya gelmesiyle bütünü oluşturan,  desenlerden oluşur. Mandalaya mağara duvarlarda görülen çizimlerde rastlayabildiğimiz gibi çeşitli kültürlerde yapılan resimler, danteller, mimari süslemeler çini ve tezhip sanatında da görebilmemiz mümkün. Kutsal mekanlarda da sıklıkla mandala motifleriyle karşılaştığımızı düşünürsek çok eskiden beri mandalanın enerjisine inanılmış olduğunu görebiliriz.

11018654_10153031551502368_6720684467849135879_n

 

 

Mandala ile Yaşam Çemberleri Atölyesi Yazı Evi’nde. Yazı Evi( Yeşim Cimcoz Yazı Evi) Bahariye’de

Açık adres: Osmanağa Mah. Süleyman Paşa Sokak, Üçgen Apt. No 3 Bahariye/Kadıköy İstanbul

İletişim:    0 545 552 57 50

 

Yok yok mücveri; sağlıklı besleyici… Glutensiz, sebze dostu…

02 Kasım 2015

1-DSC_5507

Başlığa ne yazsam diye çok düşündüm doğrusu; mücver desem değil, fırın mücver desem o da değil, karışık mücver desem eh işte. Bilindik bir tarif mi değil mi açıkçası ben de bilmiyorum ama uydurduğumu itiraf etmeliyim.Mühim olan çok lezzetli, üstelik sağlıklı hem de tavada kızartılandan pek farklı olmayan bir mücver olması. Hayatımızdan kızartmaları çıkartalı epey oldu. Ara sıra patates kızartmasına “hayır” diyemiyoruz ama o zaman da dondurulup kızartılanı değil de anında soyulup kızartılanı istiyoruz. Bu mücveri hazırlarken içine koyduğum un miktarını iyice azalttım; buna karşılık yumurta sayısını artırdım. Mücverimi hazırlar hazırlamaz, sulanmasına izin vermeden pişirdim.

Neler kullandım?

2 sap pırasa çok ince kesilmiş ( önce boyuna sonra enine kesmeli)

1 orta boy kereviz

1 orta boypatates

2 kabak

2 avuç doğranmış brokoli

1 orta boy havuç

Arzuya göre 2 sap taze soğan eklenebilir

Arzuya göre dereotu ve maydanoz

3 yumurta

100 gr kadar beyaz  peynir ( İzmir tulumu da yakışıyor)

2  çorba kaşığı dolusu mısır unu ( isteyen bu miktarı artırabilir)

4 çorba kaşığı zeytinyağı ( yarısı içine, yarısı dışına sürmek için)

Tuz, karabiber istenirse pul biber

Nasıl yaptım?

Bütün sebzeleri robotun rendesinden geçirdim.Pırasayı elde kestim, çünkü robotu zorluyor ve lif lif oluyor. Pırasayı önce boyuna sonra enine ince ince kestim. Yeşillikleri ve baharat ekledim. Hepsini bir araya getirince önce yumurta ve peynir sonra mısır unu ekledim. Çok az da zeytinyağı. Yaklaşık 2 çorba kaşığı kadar. Hepsini harmanladıktan sonra tepsilerime yağlı kağıt serdim ve bu kağıtları fırça yardımıyla hafifçe yağladım. Büyükçe bir kaşıkla aldığım mücver hamurunu fotoğraftaki gibi tepsiye yerleştirdim.

1-DSC_5498

Hafifçe bastırdıktan sonra kalan yağı da üzerlerine sürdüm. 180 dereceye ön ısıttığım fırında yaklaşık 40 dakika pişirdim.

Not: Pişirme süresi fırına koyduğunuz tepsi sayısına bağlı olarak değişiyor. Ben 3 tepside pişirdiğim için ara sıra tepsilerimin yerini değiştirdim. Eğer miktarınız az ve tek tepsi kullanacaksanız o zaman 30 dakika da yeterli olabilir. Arzu ederseniz ilk 20 dakika sonra mücverleri spatula yardımıyla alt üst edebilirsiniz.

Afiyet olsun!

Glutensiz sebzeli kiş; üstelik hamuru da yok.

20 Ekim 2015

1-DSC_5488

 

Biliyorsunuz, bir tarif aldığım zaman ne yapar eder onda muhakkak bir değişiklik yapar, bazen iki tarifi birleştirir bir üçüncüyü çıkartırım. İşte bugünkü tarif de bunlardan biri. Epeydir eşimin glutensiz beslenmesine uygun tarifler denemekteyim, hoşuma giden bir şey olunca da paylaşmaktan keyif alıyorum. Bu kişin görüntü fikrini pinterestte gezinirken buldum ama içi tamamen damak tadıma göre doğaçlama hazırlanmıştır. Yani siz de kendi damak tadınıza göre bir şeyler ekleyip, çıkartabilirsiniz. Tarifin özelliği kiş için hamur yapmak yerine cips  şeklinde patatesleri bu iş için kullanmış olmamdır. Ayrıca içinde çok az mısır unu kullandığım için gluten de içermiyor.

Neler kullandım?

3 adet orta boy patates

1 kg ıspanak

1 adet ufak havuç

3 sap pırasa

1 kâse kıyılmış taze nane, maydanoz, dereotu

1 su bardağı sert peynir rendesi ( İzmir tulumu olabilir)

2 yumurta

1/2 lt süt

1 y. kaşığı tereyağı

1 çay bardağına yakın mısır unu

1 kahve fincanı çiğ krema ( krema kullanmayacaksak yumurta sayısını artırmak gerekiyor)

1 yumurta akı

Tuz, karabiber

Nasıl yaptım?

1-20151019_142032

Hazırlama süresi 45 dakika, pişirme süresi 30 dakika

Öncelikle kenarı kelepçeli bir kalıbı iyice yağladım.

1-20151019_142904

Cips rendesiyle kestiğim patatesleri kelepçeli kalıbın  kenarına ve dibine fotoğraftaki gibi dizdim. Kenardakilerin yapışıp kalması için üzerlerine fırçayla çırpılmış yumurta akı sürdüm ve 200 derecede 30 dakika kadar fırında kızarmasını sağladım. Bu süre içinde kişin harcını hazırladım. Sebzeleri yıkayıp kuruttum ve incecik doğradım. Pırasayı hafifçe zeytinyağında pembeleştirdikten sonra ıspanağı ve havuç rendesini de ilave edip beş dakika kadar kavurdum, diğer yeşillikleri katıp ocağı söndürdüm. Öte yanda süt yumurta mısır unu ve bir kaşık tereyağıyla koyuca bir muhallebi pişirdim. Peynir rendesini ve gerektiği kadar tuz ve karabiber kattıktan sonra bu muhallebiyi kavurduğum sebzeyle harmanladım ve karışımı fırından çıkan kiş kalıbıma yerleştirdim. Ben en üzerine bir kahve fincanı çatalla çırptığı çiğ kremayı döktüm ama bu şart değil. Ayrı bir lezzet verdiği için tercih ettim. Sonra da 175 derece ön ısınan fırında yaklaşık 30 dakika üzeri kızarana kadar pişirdim.

1-DSC_5479

Biraz zahmetli gibi görünse de yanında ayran ve bol yeşillikli  bir salatayla oldukça doyurucu ve en önemlisi sağlıklı bir yemek oluyor.

Afiyet olsun!

 

Glutensiz beslenenler de su böreği yiyebilirmiş…

17 Eylül 2015
  • 1-20150915_140102Durur, durur, birden peş peşe yazarım. Aslında şu sıra hiç tarif vermek niyetinde olmadığımı hafta başında yazmıştım.Yine de fikrim değişmiş değil. Ancak, konu glutensiz beslenme olunca iş değişti. Bizim evde glutensiz su böreği yapılır da, bunu size “eşim gibi glutensiz beslenmek zorunda olanlara ” paylaşmadan durabilir miyim? Duramadım işte…
  • Tanıyanlar bilir; her türlü yemeği zorluk durumuna bakmadan yapmaya çalışırım üstelik yeni şeyleri de denemekten hiç çekinmem. Ama iş yufka açmaya gelince orada derin bir nefes alırım. Boyumdan büyük işlere kalkışmak gibi gelir bana yufka açmak. Bu da hiç açmam demek değil tabii; hamur işini seviyorsak ucundan da olsa açmayı bileceğiz, değil mi? Hep yazarım benim açtığım yufka en fazla büyükçe bir yemek tabağı kadar olur. Bu da yetermiş su böreği yapmaya, hem de su böreği ocağın üzerinde ufak bir tavada da pekâlâ pişermiş. Buraya kadar iyi güzel de bir de bunu glütensiz, nişasta bazlı bir unla yapılabileceğini deneyerek öğrenmek bir başka güzel oldu. Bir zamanlar bazlama pişirmeyi öğrendiğim sevgili komşumuz Sündüz’ ün verdiği cesaretle giriştim işe. Sana yardıma gelirim demişti ama sabırsızımdır ya, beklemeye dayanamadım; söylediklerini bir bir uygulayarak çoktandır glütensiz beslendiği için börek türü şeylere hasret kalan eşime sürpriz bir su böreği yapıverdim. Zira glütensiz ekmek, tatlı tuzlu kek, krep, poğaça yapıyordum ama börek denememiştim. Hazırlığıydı, pişmesiydi inanın hepsi bir saat on beş dakika kadar sürdü. Sonuç muhteşemdi.Neler kullandım?2 yumurta1çay bardağı keçi sütü ( Eşimde yok ama birçok kişide aynı zamanda inek sütü ve ürünlerine de allerji olabiliyor)1 tatlı kaşığı deniz tuzu1 buçuk su bardağı glütensiz nişasta karışımı ( Sinangil veya İstanbul’da GNK halk ekmeğin glütensiz karışımı) Glutensiz un alırken herkesin doktorundan tavsiye almasını önemle hatırlatırım. Dikkat! Hamur kulak memesi kıvamında ele yapışmayacak gibi olmalı bunun için un miktarı değişebilir.

    Ben iç olarak soğanla kavrulmuş pazıyla beyaz peynir kullandım.

    Nasıl yaptım?

    -Önce harcı hazırladım.

    -Hamuru tuttum. 7- 8 yumruya ayırdım. On dakika üzerleri örtülü beklettim.

    – Derin ve yayvan iki tencere çıkardım. Birine soğuk su koydum diğerine sıcak su. Sıcak su koyduğumun altını açtım ki kaynasın.

    – Tezgâha, lavabonun damlalığına büyükçe bir süzgeci ters olarak koydum ki hamurlarımı süzerken hem kolayca kavrayabileyim hem de sular damlalığa aksın.

  • 1-20150915_134536
  • İki büyük delikli kepçeyi hazır ettim.-Yaklaşık 30 cm çapındaki döküm tavamı bolca zeytinyağıyla yağladım. Ayrıca biraz tereyağı zeytinyağı karışımını bir kâsede karıştırıp hazır ettim.-Hamurlarımı iki parça yağlı kâğıt arasında hazır satılan lavaşlar kalınlığında yani 3mm gibi, açtım. Becerebilen daha ince açabilir ama bu hamur diğer hamurlara benzemiyor ve çabucak kırılma eğilimi gösteriyor.-Sonra her bir hamuru önce kaynamakta olan suya atıp 2 dakika kadar pişmesini bekledim. Delikli kepçeler yardımıyla sıcak sudan soğuk suya attığım her yufkayı hemen ardından ters duran süzgecimin üzerine alıp süzdürdüm. Hamurlar pişerken bir yandan bu işi yapmak pek zor olmadı doğrusu. Süzülen ilk hamuru ocakta ısınmış tavaya aldım üzerine harcımdan sürdüm, sonra diğeri hamuru üzerime koydum. Hazırladığım yağ karışımından fırçayla hamurların üzerlerine sürdüm. Her kata biraz yağ biraz harç koyarak son kata geldim. Bu arada böreğim alttan pişmeye başlamıştı bile. En üst katı da yağladıktan sonra ocağı kıstım ve tavamın kapağını örttüm. Ondan sonra da sık sık alt kata spatula ile müdahele ederek kızarıp kızarmadığını kontrol ettim. Alt kat kızarınca böreğimi ters yüz ettim. Alt üst böreği pişirmekten farklı bir şey değil bu.
  • 1-20150915_135255
  • Kızarmış yüze biraz tereyağı sürdüm ve diğer tarafında kızarmasını beklerken yine kapağı kapattım. Bakınız fotoğraflar…Glutensiz beslenmek demek böreğe hasret kalmak değilmiş.
  • 1-20150915_140102-001 .Afiyetle kalınız.

Bu pasta bebekler yesin diye…

15 Eylül 2015

Bebekler de pasta yesin, çocuklar da.

Bebekler de gülsün, çocuklar da. Oyuncakları olsun oynayacak, savaşa dair
olmayan, eğiten, eğlendiren. Çocukluğunu yaşayabilsin çocuklar.

Yeğenimin minik kızının birinci doğum günü için bir araya geldik bu hafta sonu. Günler önceden aldı beni bir telâş. Biliyorsunuz ailenin pastacısı olmuşum uzun zamandır. Bu işi de severek yaptığımı ne yalan söyleyeyim, inkâr etmiyorum. Telâşım başka; pasta yapmak kolay ama bir bebeğin kendisinin de ilk doğum günü pastasından tatmaya hakkı var değil mi? İşte bu yüzden, şimdiki bebekler ne yememeli, ne yiyebilir araştırmasına girdim. Yeğenim eksik olmasın bu konuda hemen gerekli bilgileri aktardı, hatta internetten araştırıp bana linkler verdi ve şimdi tarif edeceğim pastayı hazırladım. İnanın bu pasta şeker tadına alıştırılmamış, şekeri ancak meyveden alan çocuklar için birebir… Biz büyükler içinse, emin değilim:))

Neler kullandım?

15 cm çapında bir pasta keki için:

2 yumurta

1 Türk kahvesi fincanıyla keçi sütü

2 çorba kaşığı doğal pekmez

1 elmanın rendesi

4-5 adet haşlanmış ezilmiş hurma

1 su bardağından az tam buğday unu

1/2 çay kaşığı karbonat

Aralara koyduğum muhallebi için:

1/2 su bardağı keçi sütü

2-3 adet haşlanmış ezilmiş hurma ve onun haşlandığı su

1 adet muz

1 çorba kaşığı mısır nişastası

Üzerinin kreması için

Tamamen tuzsuz doğal lor peyniri ( evde yapabilirsiniz)

Kıvamı tutturabilmek için tuzsuz labne peyniri

Renklendirmek için meyve püresi

Loru iki ölçü, labneyi bir ölçü kullanmanızı öneririm. Ben kendi dondurduğum vişnenin suyunu ve 3 çorba kaşığı taze frambuazı kremaya renk vermesi için kullandım. Bu iş için aslında en uygunu muz, çünkü kremamsı kıvamı iyi veriyor ancak çabucak karardığı için dikkat etmeli.

Nasıl yaptım?

Keki bildiğimiz gibi hazırladım.Yumurtayı tek başına köpürttüm sonra pekmez, süt ve elma rendesini kattım. Hurmayı ayıklayıp kısık ateşte az suyla pişirdikten sonra kabuklarını da soyup ufalayarak kekin hamuruna ilave ettim. 180 derecede 35 dakika kadar pişirdim. Soğuyunca üç eşit kata böldüm. Muhallebisini pişirdim.Ilıkken kekin aralarına sürdüm. Son saat içinde peynir ve meyveyi blenderde iyice krema haline gelene kadar çırptım ve pastayı bez torba şırınga yardımıyla süsledim.

Bu pastanın görüntüsü bol kremalı  olsa da içinde zerre kadar zararlı bir şey yok. İçiniz rahat olarak bebeğinize yedirebilirsiniz.

Afiyetle…

%d blogcu bunu beğendi: