İçeriğe geç

Sarhoş Tavuk, Ayyaş Hindi’ye Karşı

28 Aralık 2014

1-IMG-20141227-WA0005

 

Adı üzerinde sarhoş olmuş, yani epey alkol almış bir kanatlı yemeğidir bu. Ne kadar sarhoş olsa da kaynarken bütün alkolü uçuyor, tavuğumuz veya söz konusu hindiyse hindimiz ayılıveriyor. Bu yemeğin esas ismi Tavuk Provensial olup Fransız usulü bir pişirme tekniği uygulanmıştır. Biliyorsunuz oldukça lezzetli bir kestaneli hindi tarifim var daha önce verdiğim, ancak bazen soframız kalabalık olmayabiliyor ve değil bir hindi bir tavuk bile fazla olabiliyor.İşt eo zaman ister bir hindi butunu ikiye böldürerek, ya da güvendiğimiz bir üreticinin tavuk bagetleirnden  kişi başı bir veya iki tane olacak şekilde alıyor ve bu nefis yemeği pişiriyoruz.Yemeğimizin malzemesi ve yapılış fotoğrafları önce gözünüzü korkutabilir, ancak dört kişilik bir Sarhoş tavuk toplam bir saat onbeş  Sarhoş hindi ise iki saat, bilemediniz iki saat on beş dakikada sofrada olur. Ancak, bu kadar lezzetli bir yemek için bu süreye değer doğrusu. Eğer yılbaşında böyle bir yemek yapmak isterseniz yemeği sabahtan hazır edip son anda kaynatma işini yapabilirsiniz. Hatta fırında ısıtmanız bile mümkün.

Aklınızda olsun: Alkol kullanmadan benzer bir yemek yapılabilir.Ancak sırasıyla tekniği uygulayabilirsiniz.O zaman daha fazla et suyuna ihtiyacınız olacaktır ve yemeği flambe etme kısmını geçmek gerekir.Tadı farklı ama yine de nefis olur.

Malzemeler: 4 kişilik

4 tavuk butu veya sekiz baget/ Veya dörde bölünmüş büyükçe bir hindi butu

Kişi başı 4 adet arpacık soğanı

Kişi başı 4 adet mantar

Kişi başı 4 parça havuç

1 lt kemik/ et  suyu

2 çorba kaşığı yemeklik kanyak

3-4  çorba kaşığı yemeklik kırmızı şarap

2 çorba kaşığı kadar un

8 çorba kaşığı tereyağı

1 adet büyük boy, kalınca piyazlık doğranmış kuru soğan

Tuz

YAPILIŞI:

Derince bir döküm tava vaya derin ve geniş bir çift tabanlı çelik tencereye 6 kaşık tereyağını,yaklaşık 150 gr. koyuyor ve altını açıyoruz. Bu yağda piyazlık kuru soğanı, ve ince silindirler halinde kestiğimiz havuçları iyice pembeleşene kadar kavuruyoruz.Ancak soğanların renginin kararmamasına dikkat ediyoruz.Bu işlem tamamlanınca havuç ve soğanları yağdan çıkartıyoruz.Soğanları bir kenara havuçları başka bir kaba alıyoruz. Yağın bulunduğu tavaya tuzla ovulmuş etleri ekliyor ve fotoğraftaki bigi kızarana kadar alt üst çevirerek pişiriyoruz. Tavuk için yaklaşık on dakika, hindi için en fazla yirmi dakika yeterli oluyor.

Fotoğrafını gördüğünüz,Sarhoş hindi yemeği kalabalık bir sofra için haxırlandı. Üç hindi butundan altı parça çıktı ve bu miktar  yaklaşık on kişiyi doyurdu.
1-20141223_150015
Ardından hemen etlerin üzerine avucumuzla yeteri kadar unu serpeliyoruz. Bir kez alt üst yaptıktan sonra ocağı kapatıp bir yandan kanyağı etlerin üzerine dökerken bir yandan da uzun bir çakmakla tenceredeki alkolü alevlendiriyoruz. Bu işlem oldukça dikkat ister. Özellikle ocağı söndürmeliyiz,ancak tencere soğumamalı ki alev alkol yanabilsin. Bir kişi alkolü atar, diğeri yakarsa çok daha kolay oluyor. Bu yaptığımız işlemin sebebi etin suyunun ve bütün kızartma esnsında ortaya çıkan lezzetin etin içinde kalmasını sağlamak ve tabii ete muhteşem bir tat katmak içindir.

1-20141223_151845
Bu işlemden sonra etleri kenara alıyoruz ve tencerenin altını açıp bir miktar şarapla dibini çözüyoruz.

1-20141223_152158
Çözdüğümüz dip sosun içine et/kemik suyunu ve bir bardak da sıcak suyu ekledikten sonra büyükçe bir tel süzgecin içine işe başlarken kavurduğumuz soğanları koyuyor ve tenceredeki sosu bu soğanları ezerek tel sğzgeçten geçiriyoruz. Böylece sosumuz fazla koyu renk yanık yağ ve deri parçalarından arınmış oluyor.

1-20141223_152346

Şimdi tenceremize tekrar etleri, havuçları ve dip sosumuzu, et suyumuzu ve bir bardak kadar sıcak su ve az tuz koyuyoruz. Kapağını kapatıp, mum alevi tabir ettiğimiz kısık ateşte etler yumuşayana kadar pişiriyoruz.Bu arada, arpacık soğanlarını bir kaşık tereyağında kısık ateşte alt üst hafifçe kavuruyor hafifçe tıkırdayan tencereye ekliyoruz. Mantarları da aynı şekilde ancak sulanmamaları için bu defa sert ateşte alt üst kavurup onları da tencereye ekliyoruz. Birazdan nefis bir koku mutfağımıza oradan da evimizin her yerine ulaşacak.
Bu yemek sunulurken üzerine minik küp kesilmiş ve sarımsakla tatlandırılmış ekmek parçaları ve incecik kıyılmış maydanozla  süslemek mümkün.

Afiyet olsun!

 

 

Üzümlü Kek/ Weihnachtsstolle

19 Aralık 2014

1-DSC_0641
MALZEMELER

650 gr. un

Bir fiske tuz

40 gr. yaş maya

175 ml.ılık süt

250 gr.tereyağı

75 gr. toz şeker

Bir limon kabuğu rendesi

2 yumurta ve 2 yumurtanın sarısı

75 gr. Antep fıstığı

75 gr. file badem

100 gr. pudra şekeri

150 gr. sultani üzüm

75 gr. yaban mersini

Biraz rum veya konyak üzümleri ıslatmak için

Arzu edilirse 1 kahve fincanı rum veya konyak hamura katılabiliyor.

Çalışmak için un

YAPILIŞI:

Üzümleri sıcak suyla yıkıyor kuruluyor ve bir gece boyunca alkolde yatırıyoruz.

Un ve tuz, elendikten sonra içine 75 gr. ılık süte katılmış mayayı katıyoruz ve yoğurmadan üzeri örtülü olarak 15 dakika bekletiyoruz.Bkz. üst foto.

175 gr. tereyağını eritip şeker, limon kabuğu ve yumurta ile karıştırdıktan sonra kalan sütle beraber bekleyen hamura katıp mikser ile karıştırmaya başlıyoruz. Daha sonra da elle yoğurarak elastik bir hamur elde ediyoruz.

-Bu hale gelen hamurumuzu 2-3 saat kadar ılık ortamda bekletiyoruz.

-Hamur fark edilecek kadar kabardığında içine meyve ve yemişleri de katıyoruz ve üzeri örtülü olarak tekrar 2 saat bekletiyoruz.

-Ardından hamuru tekrar yoğurup oval bir şekil veriyoruz. Elle şekillendiriyoruz. Ve 20 dakika yağlı kağıt kaplı fırın tepsisinde bekletiyoruz.

Önceden 200 dereceye ısıtılmış fırında 15 dakika , sonra 180 dereceye kısarak 45 dakika daha pişiriyoruz. Son 20 dakikada kekimizin üzerine bir parça yağlı kağıt kapatmamız gerekebilir.

Fırından çıkan kekimizin üzerine kalan tereyağımızı sürüp pudra şekeriyle örtüyoruz.

Bu keki iyice soğuduktan sonra önce sıkıca streçle sarıp hava almayacak şekilde kuru ve serin ortamda haftalarca saklayabilirsiniz.

Afiyet Olsun!

Balkabağı ve Kerevizli Mücver

15 Aralık 2014

1-DSC_5162

Kışın kış sebzesi yenir diyorsam, mücveri de kış kabağıyla yapmak gerekir diye düşündüm ve kolları sıvadım. Taze soğan yerine bir sap pırasa, kabağa arkadaş biraz da kereviz ekleyince altın rengi nefis bir kış mücveri oluverdi. Biz afiyetle yedik. Belki siz de denersiniz.NOT: Ben artık mücverlerimi fırında yapıyorum. Daha çok yumurta kullanıyor ve hiç un koymuyorum. 

Neler Kullandım?

½ kg balkabağı

1 adet orta boy kereviz

½ sap incesinden pırasa

2 yumurta

2 kibrit kutusu kadar keçi peyniri

Maydanoz, dereotu

Tuz, karabiber

2 çorba kaşığı galeta unu

Kızartmak için zeytinyağı

Nasıl Yaptım?

Balkabağı ve kerevizi rendenin kalın tarafından rendeledim. Pırasayı önce boyuna sonra eninden incecik doğradım. Peynir, yumurta, yeşillikleri ve galeta ununu ekledikten sonra bol yağda hızlıca kızarttım.Havlu kağıt üzerinde beklettikten sonra doğru servis tabağına.

Afiyet olsun!

 

 

 

 

 

Toprak Ana Günü Kutlamaları Başladı

06 Aralık 2014

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Terra Madre  / Toprak Ana Günü kutlamaları başladı. Halen sürmekte olan etkinlikleri https://www.facebook.com/fikirsahibidamaklar’dan takip edebilirsiniz.

Ben de  tam da bu özel haftaya denk geldiği için yarın 7. Aralık Pazar günü ” mutfakpenceremden” sıfatıyla Etiler Alkent Bambino Oyuncak’ta miniklerle ekmek mayası yapmayı deneyimleyeceğim. Ayrıca anneleriyle evde sağlıklı beslenme hakkında küçük bir söyleşimiz olacak.

Bu arada aşağıdaki duyuruya  da hassasiyet göstereceğinize eminim.

Sevgiyle sağlıkla hoş kalınız.

hafta sonu boyunca sosyal medyada Yedikule Bostanları’na desteğinizi rica edebilir miyiz?

Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar
Istanbul, Türkiye

06 Ara 2014 — 19 bin imzacımıza, destekçimize, yol arkadaşımızdan ricamızdır:

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş evet, belki projeyi iade etti Belediye Meclisi’ne ancak henüz Yedikule Bostanları’nın akibeti belli değil.

Belediye’nin basına dağıttığı açıklamada Yedikule Bostanları’nın bir komisyon oluşturulma yolu ile geleceğinin yeniden gözden geçirileceği söyleniyordu. Henüz bu komisyonda kimler olacak, bilmiyoruz. Yedikule Bostanları Girişimi’nin bostanları koruyan alternatif projesi konu edilecek mi, bilmiyoruz. Dahası kişisel koşturmamız, çoluğumuz çocuğumuz ve Türkiye’nin her an değişen gündemi içinde gözümüzden kaçırmama şansımız var mı, bostandaki her hangi bir gelişmeyi, bilmiyoruz.

O yüzden, biz taleplerimizi hemen, şimdi tekrarlayalım istiyoruz. Elimizi çabuk tutalım, konuyu uyumaya terk etmeyelim diyoruz. Bir kaç tweet hazırladık, eğer bize el verir ve önümüzdeki iki gün sosyal medya aracılığı ıle yayılmasını sağlarsanız… belki İBB’ye uyumadığımızı, takibinde olduğumuzu ve beklediğimizi hatırlatabiliriz:
Yedikule Bostanları’nın tarihi misyonu ve geleneksel fonksiyonu korunsun; Yedikule Bostanları tarım alanı olarak kalsın.

işbirliğinize tüm muhabbetlimizle..

tweet örnekleri:

sayın başkan! 19bini geçtik. duyuyorsunuz bizi, değil mi? #KadirTopbaş #YedikuleBostanları http://www.change.org/YedikuleBostanlari @ibbPR @ChangeTR

#YedikuleBostanları bostan kalsın kültür bu, gelenek bu diyoruz. biliyorsunuz. değil mi? #KadirTopbaş http://www.change.org/YedikuleBostanlari @ibbPR

#YedikuleBostanları’nda 14 Aralık’ta keşkek pişirecek ve paylaşacağız, hadi! iyi haberler bekliyoruz sizden başkan! #KadirTopbaş @ibbPR

sayın başkan, biz bu hafta Toprak Ana’ya sadakat asıl olandır demenizi bekliyoruz #KadirTopbaş #YedikuleBostanları @ibbpr @ChangeTR

Yedikule Bostanları tarım alanı olarak kalsın. @ibbBeyazmasa @Kadir__Topbas @Fatih_Bld @Mustafa___Demir
Yedikule Bostanları tarım alanı olarak kalsın. @ibbBeyazmasa @Kadir__Topbas @Fatih_Bld @Mustafa___Demir
İstanbul’un tarihi kara surları 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası kabul edildi. Haklı bir karardı ve biz de bu surları emanet sayıyor, koruyoruz. Bu bağlamda 1500 yıldır bu surların parçası olan tarım alanları…

Tam Zamanı/ Kış Sebzeleri Şöleni

24 Kasım 2014
1-DSC_7057

Brokkoli ograten

 

1-DSC_3827

Karnabahar kroket

1-DSC_2584

Kereviz pane

1-DSC_1531

Pırasa köftesi

 

Brokkoli graten, karnabahar kroket, kereviz pane, pırasa köftesi

 

 

Sebze Röstisi

17 Kasım 2014

 

1-DSC_5152

 

Patates Rösti veya Patates Pizza gibi tariflerimi biliyorsunuzdur. İyi güzel de ya siz de şu günlerde eşim gibi patatessiz bir beslenme diyeti uygulamak zorundaysanız. O zaman ne olacak? O zaman siz de benim gibi  alternatif sebzelerle bu tarifleri uygulamayı deneyebilirsiniz. Size kerevizin kızartıldığında aynen patates gibi lezzetli bir sebze olabildiğinden bahsetmiş miydim acaba? İnanmayanlar denesin. Hele cipsini yapar yanına da bol sarımsaklı yoğurt getirirseniz tadına doyum olmaz. Neyse ben yine lafı uzatmayayım da size son haftalarda uygulamak zorunda kaldığımız bir diyet sayesinde yaptığım pratik bir yemeği tarif edeyim.

Neler Kullandım?

1 baş kerevi

1 adet havuç

1 ufak kuru soğan

2/3 çorba kaşığı zeytinyağı

Bir miktar dil peyniri veya mozarella

Biberiye

 Mevsim başında bunlara bir de kabak eklemiştim. Kışın yaz sebzesi kullanmadığımı zaten bilirsiniz. Bu miktar 22 cm lik tavada iki kerede daha büyük bir tavada bir defada pişirilebiliyor.

Nasıl Yaptım?

Sebzeleri iri rendeden rendeledim. Soğanı da ince piyazlık kesip sonra biraz daha küçülttüm. Yanmaz tavaya zeytinyağını, ardından soğanları koydum, sadece bir iki dakika sonra sebzeleri ekledim ve bu karışımı spatülle tavaya yaydım. Aynı omlet pişirir gibi bir kez tabak yardımıyla ters yüz ederek iyice pişirdim. Biraz sonra çıtır çıtır sebzelerimden bir pizza tabanım oldu.Hemen üzerine ufak doğradığım dil peynirlerini koydum. Ocağı söndürdükten sonra üzerine iki dakika dar kapak kapattım ki peynirler erisin. Yanına bol yeşillikli bir salata. İşte size hafif ve kolay bir yemek.

Afiyet Olsun!

Dayanayıp yine Pınar Kaftancıoğlu’nun bir yazısını paylaşıyorum…

10 Kasım 2014

Söz söylemeye ,yorum yapmaya gerek yok. Her hafta benzer yazılarla gözümüzü,zihnimizi açmaya çalışan yazılarından dolayı Pınar Hanım’a bir kez daha teşekkürler.

“Sadece yirmi beş yıl önce otizm teşhisi 25.000 çocuktan 1’ine koyulur iken bugün bu sayı 40’ta 1’e yükseldi. 2020’nin tahminlerini duymak bile istemezsiniz.”. 
Gerçekten de istemedim. Gerisini okumak, dinlemek konusunda tereddütler. Yine de merak… Hem bizim toplumda, hem dünyada çizilmiş grafikler buldum. Ağzım bir karış açık; bir yandan da beynimin en gizli köşelerinde çoktandır hissettiğim şeylerin bilimsel grafikler ile kusursuz uyumunun şaşkınlığı… 
Uzun yıllar müptelası olduğum sinkaf ile deşarj olma hallerimi “Arkadaşım sen ne yiyorsun, ne içiyorsun? Ne olmuş sana?”ya evriltmiştim ve çileden çıktığım nadir zamanlar haricinde, yetişme çağındaki küçük çocuklara “zararsız” olarak gösterilmeye başlanmıştım oysa. Şimdi olayda farklı bir boyuta geçtim. 
Yok, artık o derece sinirlenmiyorum. Çünkü beni bu derece sinirlendirenlerin, aslında zehirlenmiş bireyler olduğunu düşünüyorum. 
Arkeologlar, şarabı tatlandırmak için kullanılan kurşun asetatına; özellikle yöneticilerin ve zenginlerin dişlerinde, kemiklerine rastlıyorlar. Muhakeme yeteneklerinde azalma, ahlak bozukluğu ve berbat davranışlar sergileyen yöneticilerin; kurşun zehirlenmesi ile imparatorlukların sonunu getirdikleri bir varsayımdan ötesi olabilir mi..? 
Ben çocukken Almanya’da bir kurşun fabrikasında ayda 3-4 kişinin intihar ettiğini, kurşun yüzünden delirium geçirdiklerini anlatan babamı hatırladım. O kurşun bugün egzoz gazları ile her yerde. Yasal oranların her şeyde tekrar ve tekrar düzenlenmesi, çapraz etkileşimler için çalıştaylar oluşturulması şart da… Talep olmayınca arz da olmuyor ne yazık ki…
Boyalı sütleri, yoğurt olmayan yoğurtlar; kek olmayan, içlerinden yemyeşil bir sıvı akan tuhaf şeyler ortalıkta oldukça… Makarnaya benzeyen kimyasal şeylerin reklamları “Şip-şak, at – bak” diye dönüp durdukça; hayvana ayrı, etine ayrı enjeksiyonlar ile ortaya çıkarılan garip şeyler kasaplarda bulundukça…
Başınızın en büyük belası olan suni mayalar ile üretilen mandıra ürünleri, bembeyaz ekmekler, Boraks katkısı ile çıtırdayan bilmem kaç katlı gofretler, dondurma külahları… Savaş da dönüyor da hep yanlış yerde dönüyor. “Damacana su içmeyin, damacanada Bisfenol A var!” mail’leri dönüp durmaya başlayınca asla tam anlamıyla yıkanamayan, hatta bir dönem sırf bu yüzden yasaklanan, sonra “ne hikmetse” yeniden hortlayan cam damacanalara dönüş başlıyor. “Bisfenolden kurtulduk. Bize dünyada ölüm yok” rahatlığı..? Oysa sıradan bir günde, Bağdat Caddesi’nde 5 dakika yürürken aldığınız Bisfenol A’yı 60.000 damacana su içerek bile alamıyorsunuz. 
Bu arada Dilovası’nda, İzmit’te, Yalova’da, Kocaeli’nde, Silivri’de… Ağır metal kirliliğinin en üst seviyede olduğu bölgelerde “sağlıklı tarım” (!) yapılıyor. Ana sütünde, kordonda dahi ağır metal saptanıyor artık. Perşembenin gelişi Çarşamba’dan belli oluyor. 
Paragrafın tam burasında “Ama ne yapalım, nereden bulacağız? Siz de çok pahalısınız?” filan filan’a bir yanıt…
Ben bir kez daha, inatla yazayım. Gıda; hayatınızda alacağınız, peşine düşeceğiniz en önemli unsur. İhtiyaçlar piramidinde oturulacak residence’lardan, arabalardan, akşam gidilecek restoranlardan, en son model cep telefonlarından, markalı çantalardan çok daha üstte ve çok daha önemli. Gerçek ve sağlıklı gıdanın artık tüm tezgahlardan, tüm dükkanlardan elini ayağını çektiği, her şeyin zehirlendiği; bilim insanlarının, yazarların, çizerlerin, sayfaların, paragrafların jetonla çalıştığı tuhaf dönemlerdeyiz. 
Vicdan ile cüzdan arasında bir savaş var derlerdi, o savaşı maalesef cüzdan kazandı. Hem de tüm cephelerde kazandı. Basitçe düzenlemek, derli toplu harcamak; bütçeyi israf etmeden, çöpe bir elma kabuğu bile atmadan, onu dahi besin kaynağı olarak kullanarak yaşamak ile bir adım atın derim. Anadolu’daki akrabaları, oların komşularını uyarmak ile, beklentilerinizi anlatmak ile ilerleriz ancak. Ayvalık’taki yengeniz, Mersin’deki halanız Allah aşkına genetiği ile oynanmış salçalık domates almasın. Yayla domatesini bulsun, alsın. O alırsa dikilir. O yayla domatesini diken adam satarsa seneye iki katını diker. Siz doğru olanı talep etmez iseniz tarım kurtulmaz. Kurtulamaz.
Manipülatif algı yönetimleri, o cıngıl cıngıl reklamlar, sözde bilenler, konuşanlar ile piyasa kurbanlık koyun gibi yönetiliyor, yönlendiriliyor. Duyduğunuza inanmak yerine kendi araştırmanızı kendiniz yapın her zaman. Sorun, ispat isteyin, analiz yapın, yaptırın. Şirket tarımını köy tarımının yerine koyup, tarımı ufak alanlardan, ailelerin elinden alma, sistemleştirme güdüsü dağları sardı. Avuçları kaşınıyor; boşa çıksın bu arzu. Lütfen, lütfen ve lütfen… 
 
Birkaç kısa not… 
 
“Yeşili kesenin, yeşile kıyanın gözü bir daha yeşil görmesin.”. Yırca için direniyorlar. Elimden ne gelirse… Sizler de ulaşmak isterseniz iletişimi keyifle sağlarım. Söz konusu ağaç ise ben daima varım. Dönen bu çarkı protesto etmek isteyen herkesin bu bölgelere ulaşıp köylünün kendi evinden zeytinini, zeytinyağını satın almasını şahsen rica ederim. Gerçek tereyağını, gerçek zeytinyağını bulun. Aracısız alın. O zaman savaşta en güçlü silahı, o köylüye siz sağlamış olursunuz. Her yerden, her bölgeden para kazandırsın zeytinyağı. Üretene. Aracıya değil, üretene. 

Ispanaklı,pastırmalı omlet

08 Kasım 2014

1-DSC_5149

 

Bir Pazar sabahı kahvaltısı için hem kolay hem de sıradan olmayan bir omlet tarif etmek istiyorum bugün. Bildiğimiz omlet ama içinde hem sebze hem et hem mantar hem de peynir var. Ne dersiniz denemeye değmez mi?

Neler Kullanıyorum?

2 kişi için

4 yumurta

Yıkanmış bir parmak genişliğinde doğranmış 2 avuç dolusu ıspanak

3-4 ince dilim çemeni alınmış pastırma

Yarım ufak kuru soğan

İki çorba kaşığı ince dilimlenmiş mantar

1 çorba kaşığı parmesan veya sert kaşar rendesi

1 kaşık zeytinyağı

Nasıl Yapıyorum?

Yıkanmış doğranmış ıspanağı incecik doğranmış az yağda pembeleştirilmiş soğanla beraber söndürüyorum. Yani fazla pişirmiyorum. Mantarları ve incecik şeritler halinde kestiğimiz pastırmaları da ayrı bir tavada biraz pişiriyor ve ıspanağa katıyorum.

Yumurtaları iyice çırpıyor, içine 2 çorba kaşığı kadar su veya süt kattıktan sonra önceden içinde ıspanağı ve diğer malzemenin olduğu ısınmış tavaya döküyorum. Peynir rendesi ve karabiber, arzuya göre pul biber ve tuz ekledikten sonra omletimin alt kısmı kızarıp içi yumuşak kalacak şekilde katlamadan pişiriyorum. Servis yaparken katlayıp tabakta süslüyorum.

Afiyet Olsun!

 

Aşureniz Bereketli,Paylaşanınız Bol Olsun…Yine yeniden

04 Kasım 2014

1-DSC_6652

Kaynatacağınız aşurenin evinize ve sofranıza bereket ve bolluk getirmesini dilerim. Bereketin, paylaşmanın, barış ve kardeşliğin simgesidir aşure.İşte yine Muharrem ayı geldi ve mutfaklarımızı da bir telaş aldı.Evet çok kolay bir iş değil aşure yapmak ama o kadar da zor değil. Yeter ki biraz zaman ayıralım. Son birkaç yıldır ben de daha kısa zamanda yapabilmek için aşurelik buğdayımı düdüklü tencerede haşladıktan sonra işe başlıyorum. Aşağıda tarifinde de göreceğiniz “gelin etme ” işlemini düdüklüde haşladığım buğdayın üzerini örtüp bir gece bekleterek yapıyorum. Böylece aşuremin yapılışını 2 güne indirmiş oluyorum. Yani 1 kg buğdayın parti parti düdüklüde haşlanması toplam 1 saat, gelin edilmesi 1 gece . Ertesi gün şekeri ve malzemelerinin katılıp tekrar kaynaması ve kaplara bölünüp süslenmesi de 4- 5 saati alıyor. Bunun yarısını yapacakların işi biraz daha kolay olur elbette. Ne yapalım gülü seven dikenine katlanırmış.Haydi hepinize kolay gelsin.

Aşağıdaki yazı geçmiş yıllardaki ” aşure ” yazımın aynısıdır.

İlgili bir diğer yazım da https://mutfakpenceremden.com/2012/12/09/bereket-ona-sa…dircocuklarina/

Arapça’da “aşura”nın kelime anlamı “on”dur. İslami inanca göre hicri yılın ilk ayı olan Muharrrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Bugünden başlayarak bir ay boyunca yapılan aşure eşe dosta konuya komşuya dağıtılır. Farklı dinlerden toplumların farklı sebeplerle, farklı zamanlarda, farklı şekilde pişirdiği aşurenin ortak malzemesi “toprağın meyvesi” diye benimsenen buğdaydır. Buğdaya çeşitli kuru bakliyat, ve yemiş ilave edilerek zenginleştirilir.

Ermeniler aşureye anuş abur, yani tatlı çorba diyorlar ve 31 Aralık ile Ocak ayının 6 sı arasında yapıyorlar. Rumlar koliva diyorlar ve aşureyi kabristanda dağıtıyorlar. Yahudiler ise aşurelerini ağaç dikme bayramı ve bereket dileme günü olan Tu B’Şevat gününde pişiriyorlar. Bu bayram günü Musevi takvimine göre Şevat ayının 15 ine denk gelir. Aleviler ise aşurelerini Kerbela’da şehit olan Hz. Muhammed’in torunu Halife Ali’nin oğlu Hüseyin’in anısına ve bu olayın Muharrem ayının 10’una denk geldiği kabul edildiğinden o gün pişirirler ve ayni gün şehit olan 12 imama atfen 12 çeşit malzeme ile yaparlar. Bazıları da 40 çeşit malzeme koymayı tercih ederler.

Halk arasındaki en bilindik inanç aşurenin Nuh’un gemisinin büyük selin ardından suların çekilmesi sonucunda Cudi dağına oturması anısına yapıldığıdır.. Bu inanca göre aşure gününde gemide bulunanlar, tufandan kurtuldukları için bir şükran borcu olarak gemide kalan nohut, buğday, üzüm, bakla gibi bütün yiyecekleri toplayıp bunlardan bir çorba pişirmişlerdir. Bazı deyişlere göre de tufandan ellerinde kalan tatlı tuzlu ne varsa aç kalmamak için karıştırıp bir tür çorba yapmışlardır.

Aşureyi, yapılış sebeplerini ve kökenini araştırınca çeşitli kültürün ayni kazanda buluştuğunu görüyoruz. Toplumumuzda aşure tüm yıl boyunca yapılabilen bir tatlı olduğu halde hiçbir zaman sadece evde yemek için yapılmaz, muhakkak paylaşılır, geleneklere göre kız anneleri özellikle Muharrem ayında aşure yapar ve eşe dosta dağıtırlar. Bu sevgi ve dostluk alışverişi komşu evler arasında aşure kaselerinin değiş tokuşuna sebep olur.

Tabii ki ana malzeme buğday olsa bile her kültürde ve her evde pişen aşurenin tadı da başka olur. İçine katılan çeşitli malzeme aşurenin lezzetini ve kıvamını belirler. Günümüzde muhallebi kıvamında yenilen aşure, Osmanlı sarayında süzülerek özel aşurelik sürahilerde sunulurmuş.

1-DSC_6626-1

 

MALZEMELER:

500 gr. aşurelik buğday

1,5 kg. toz şeker

2 avuç haşlanmış nohut

2 avuç haşlanmış kuru fasulye

1 çay bardağı pirinç

Yaklaşık 5-6 lt.su

İçine eklemek ve üzerlerini süslemek için: Kızarmış kestane, ceviz, Antep fıstığı, fındık, badem, nar taneleri, kuru incir, kuru kayısı ve başka yemişler. Yine arzu edenler içine az gülsuyu katabilirler. Bazıları da üzerine tarçın ekerler. Bunlar tamamen arzuya bağlı şeylerdir.

 

YAPILIŞI:

Öğrendiğime göre eskiler aşureyi 3 günde yaparlarmış ama modern mutfaklarda bu işi 2 hatta 1 günde bile yapabiliyoruz. Ancak 3 güne böldüğünüzde daha az yorgunluk olduğunu da unutmayalım.

-Buğdayımızı ve pirinci geceden suda ıslatıyoruz.

-Nohut ve fasulyemizi de ıslatıyoruz. Bunları ertesi gün düdüklüde haşlıyoruz. Ancak bu işlemi önceden de yapabilirsiniz. Hatta buzlukta haşlanmış nohut fasulyeniz varsa işiniz daha da kolay.

-Buğday ertesi gün büyük bir tencerede iyice, taneler yarılıp da nişastasını salana kadar kaynatılır.

– İyice kaynayan buğdayı ocaktan alıp, kapağını kapatıyoruz. Tenceremizin her bir yanını sıkıca battaniye ile örtüp ertesi sabaha kadar bekletiyoruz. Yani eskilerin tabiriyle buğdayı *“gelin” ediyoruz.

-Ertesi sabah tenceremizi açtığımızda buğday suyunu çekmiş ve pelteleşmiş olacak. Oacağın altını açmadan bir miktar sıcak su ekleyip buğdayı çözüyoruz. Bir çaydanlıkta sürekli kaynar su bulunduruyor ve tenceredeki su azaldıkça üzerine eklemek suretiyle aşuremizi tekrar kaynatmaya başlıyoruz. Bu aşamada nohut ve fasulyeleri, ekliyoruz.

-En sonunda artık buğdayın tam pişmiş olduğuna emin olduğumuz anda şekerini ekliyoruz. Çünkü erken konan şeker buğdayı aniden sertleştirebilir , aşureyi de sulandırabilir ve aşurede buğday taneleri diri kalabilir. Bazıları bu aşamada aşureyi el blenderi ile ezmeyi tercih edebilirler, bu tamamen keyif meselesi.

 

– Artık minik kesilmiş kuru kayısılar, isteniyorsa incir, fındık, badem, kestane, sultani üzüm aşureye katılır ve bir iki dakika sonra ocak söndürülür. Ben kayısı ve kestaneyi kaselerin dibine koymayı üzerine aşureyi dökmeyi tercih ederim. Bu da size kalmış bir şey.

Aşuremiz pişmiş servis tabaklarına alınıp süslenmeye ve eş dost, konu komşu ile paylaşmaya hazırdır.

Aşureniz ve eviniz bereketli olsun!

 

*gelin etmek: Bir rivayete göre eskiden aşure tenceresi salonun ortasına konur ve gelin olarak düşünülürmüş ve üzeri çeşitli örtüler, ev halkının getirip bıraktığı hırka, başörtüsü gibi şeylerle örtülür, gelinin gece boyu üşümemesi sağlanırmış.

NOT.:Eğer aşurenizi düdüklüde yapmak istiyorsanız, o zaman geceden ıslattığınız buğday,fasulye ve nohutu ertesi sabah ayrı ayrı düdüklüde haşladıktan sonra , 10 dakika kadar da hep birlikte yine düdüklüde özlendirebilir, ardından büyükçe bir tencereye alıp şekerini ve diğer katmak istediklerinizi katıp gerekirse kaynar su ekleyerek kıvamını ayarlayabilirsiniz. Ancak 6lt. lik bir düdüklüde yapabileceğiniz en fazla miktar yukarıdakinin yarısı olabilir. Yani 250 gr. buğdaydan fazlasını düdüklüde pişirmek tehlikeli olabilir.

Kavala/Edirne Kurabiyesi

03 Kasım 2014

1-DSC_5124

 

Ben diyeyim Kavala Kurabiyesi siz deyin Edirne Kurabiyesi, yok aslında birbirlerinden farkı, ikisi de ortak kültürlerin ortak malzemelerle yapılan enfes bir tadı. Şöyle de diyebiliriz. Yunanistan’ın Kavala şehri adına tescillenmiş olan bu kurabiye vatanımızda da bademin en çok kullanıldığı Trakya ve Ege Bölgesi’nde özellikle,Edirne, Çanakkale,Bozcaada,ve İzmir civarında sıkça yapılan bir un kurabiyesidir.Bir çok yerde sadece badem değil, Antep fıstığı da katılarak yapılır. Hamurunun başlıca özelliği ununun kavrularak kullanılmasıdır. Ayrıca hepimizin alışık olduğu hamurlardan bir farkı da içinde bir miktar da nişasta olmasıdır.Yoğururken azıcık zorlanılsa da tadına doyum olmayan bu kurabiyenin gerçeğe uygun olanını yakınınızda bir yerden satın alamıyorsanız taklitlerini yemektense kendiniz yapabilirsiniz bence.

Neler gerekiyor?

6 kahve fincanı un

3 kahve fincanı nişasta

3 kahve fincanı pudra şekeri

200 gr oda sıcaklığında tereyağı

1 tatlı kaşığı kabartma tozu

1 su bardağı kadar badem ve Antep fıstığı

Nasıl Yapılıyor?

Elenmiş unu bir tavada hafifçe yakmadan kavuruyorum. Soğuduktan sonra nişasta, kabartma tozu ve tereyağını ekliyor, iyice yoğuruyorum. Ardından pudra şekeri ve iri dövülmüş badem ve fıstığı da ekleyip tekrar yoğuruyorum ve dinlenmesi için hamuru yağlı kağıda sarıp buzdolabında bir süre bekletiyorum. Daha sonra iki yağlı kağıt arasında yarım parmak kalınlığında açıp yuvarlak kesme kalıbıyla ay şeklinde kesiyor ve önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında yaklaşık 20 dakika fazla kızartmadan pişiriyorum. Pişen kurabiyeleri üzerinde bolca pudra şekeri olan tepsiye alıp her iki tarafını iyice şekere bulayıp soğuyunca teneke kutuda saklıyorum.

Bu hamur biraz zor yoğurulan bir hamur olduğundan yoğurmak için mutfak robotu kullanmakta yarar var.

Afiyet Olsun!

1-DSC_5126