Çevreye Saygılı, Üstelik Sağlıklı Bir Yılbaşı Çamı
Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken sık sık arkadaş ve eş dostlarını güzel sofralar başında tatlı sohbetler için toplamaya niyetlenenlerin masalarını süsleyebilecekleri masrafsız ve çevreye saygılı bir çam ağacı önerim var. İsterseniz yapılışını adım adım izleyelim.
Kullanacağımız malzemeler:
Bir orta boy az haşlanmış havuç
Bir miktar çiğ brokkoli ve biraz karnıbahar
Sarı ve kırmızı biberler
Kişniş şekerleri
Bir miktar kürdan
Kar yağdırmak için pudra şekeri
Çam ağacımızı hazırlamak için öncelikle haşlanmış bir havuç ve çiğ olarak brokkoli ve karnıbaharları hazır ediyoruz.Havucu gördüğünüz gibi tabağımızın ortasına diklemesine yerleştiriyoruz. Bir sonraki adım havucun kenarına ilk brokkoli parçalarını dizerek ağacımızın dibini yapıyoruz.
Brokkoli parçacıklarını kürdana saplayıp havuca saplayarak yukarı doğru ağacımızı oluşturuyoruz. En üste koyacağımız yıldızı ister sarı ister kırmızı biberden kurabiye kalıbıyla kesiyoruz.
Sıra çam ağacımıza pudra şekeriyle kar yağdırmaya geldi. Ardından yenilebilir incilerle süsleyeceğiz.
Ve son rötuşlardan sonra çam ağacımız artık sofradaki yerini almaya hazır.
Çam ağacımızı tepesindeki yıldızı yenilemek şartıyla buzdolabında 3-4 gün saklayabiliriz.
Sebzeli Kahverengi Pirinç Pilavı /PurpleBrown Rice
Esmer, kepekli,kırmızı,kahverengi,mor,siyah …… Rengarenk pirinçler boy göstermeye başladı ülkemizde de. Yakında yerli ürünler de raflara gelecekmiş. Neden diyecek olursanız, besin değerleri daha yüksek, kandaki emilimi daha uzun sürede olan bazı pirinçlerin beyaz arkadaşlarına göre daha yararlı olduğu için olsa gerek.Hele içlerinde bir tanesi varki simsiyah bir pirinç. Diğer adı da “yasak pirinç”. Bir zamanlar o kadar değerliymiş ki bir söylentiye göre eski dönemlerde besin içeriğinin güçlü olması ve az yetiştirilmesi nedeniyle anavatanı Çin’de hükümdarlar ve üst düzeyden kişilerden başkasının yemesi yasaklanmış ve o günden sonra da adı yasak pirinç olarak anılmıştır.Beyaz pirince oranla daha fazla magnezyum içermesi nedeniyle özellikle kemik, sinir dokusu, kasların çalışması ve kalp sağlığı için önemli bir kaynak oluşturuyor. Magnezyum aynı zamanda kan şekeri ve kan basıncını da düzenliyor. Magnezyum hücrelerin enerji üretiminde de kritik bir rol oynayarak vücudun enerji düzeyini artırıyor, bağışıklık ve sinir sistemini kuvvetlendiriyor.
Ben bugün size adı” purple brown” “morumsu kahverengi” olan bir pirinçten yaptığım pilavı tarif edeceğim. Bu da siyah pirince örnek bir tür. B,r yurtdışı seyahatimde satın almıştım, şimdi benzer çeşitleri büyük marketlerde bulunuyor. Bu pirinçler alıştığımız beyaz pirince göre daha fazla su çekiyorlar ve pişirme şekilleri de farklı oluyor.
Neler Kullanıyorum?
1 su bardağı siyah pirinç
2 buçuk su bardağı sıcak su
1 tatlı kaşığı tuz
Karabiber
1 çay kaşığı kimyon veya köri
1 tatlı kaşığı dolusu tereyağı
1 ufak havuç
1 çay bardağı bezelye
1/2 adet sarı biber
Nasıl Yapıyorum?
-Pirinci bir saat kadar tuzlu soğuk suda bekletiyorum. Bolca çalkalıyorum. Koyu bir su verecektir.Süzgece alıyorum.
-Pirinci ıslattığım sırada havuçları ve biberi minik küpler halinde kesiyorum, bezelye ile beraber haşlıyorum. Suyunu süzüp tereyağı ile soteliyorum. Tuz ve baharat ekliyorum.
– Bir tencerede pirinci ısıtarak kurutuyorum.Bu yaklaşık 2-3 dakika sürüyor.
-Bu arada suyumu kaynatıp hazır ediyorum.
-Pirincin üzerine suyu ekliyor ve fokurdamasını bekliyorum. Tam fokurdadığı zaman biraz tuz ekleyip tencerenin kapağını kapatıyor, altını kısıyorum. Bu şekilde hiç karıştırmadan 45 dakika kadar pişiriyorum. Bu süre sonunda pişip pişmediğini kontrol ediyorum. Unutmayalım ki bu tür pilavlar biraz diri kalabilirler.Eğer suyu fazla gelmişse süzüyorum. Henüz tenceredeki pilava sebzeleri ekliyor kapağını kapatıp iki üç dakika bekletip hemen servis yapıyorum ki sebzelerimin rengi bozulmasın.
Bu pilavı konuklarınıza sürpriz bir yemek olarak sunabilirsiniz. İlerki günlerde farklı tariflerde yine bu pirinçle karşınıza çıkacağız.
Afiyet Olsun!
Sebze Köftesi
Saymaya başlayınca, “ne kadar çok çeşitli sebze vermiş bu toprak ana bize diyeceksiniz. Biliyorum belki hepsini sevmezsiniz amaaaaa, herbirinin faydası da başka başka..Bazan kendimi sebze çorbası yapar gibi sebze köftesi yaparken bulurum. İşte bugün de o günlerden biriydi. Varsa niyetiniz, buyrun bakalım nasıl olmuş köftemiz.
Neler Kullanıyorum?
1 adet patates,
1 adet orta boy havuç
1 adet afak boy kereviz
1 uzun sap pırasa
2-3 yaprak ıspanak
1 ufak parçacık brokkoli
1 çay fincanı ince öğütülmüş kuru ekmek
1 yumurta
300 gr dana kıyma
Tuz, karabiber
Nasıl Yapıyorum?
Kıymayı bir kahve fincanı su içinde ezip pişiriyorum.Hiç suyu kalmayıp kavrulur gibi olunca ocaktan alıyorum.
Diğer yanda iyice yıkanmış sebzeleri buharda pişiriyorum. Ben düdüklü tenceremin dibine bir bardak su koyduktan sonra sebze sepetine koyduğum sebzeleri on dakika kapalı kapakla pişiriyorum.Böylece su çekmiyorlar. Yine de sebzeleri soğuyana kdar süzgeçte tutuyorum.
Daha sonra kıyma ve sebzeleri robottan çekerek karıştırıyorum. İçine tuz, karabiber ve çekilmiş kuru ekmeği de karıştırdıktan sonra biraz dinlenmek üzere buzdolabına bırakıyorum. Tavada kızartmadan önce yumurtasını içine kırıyorum.
Bol yağda çok fazla değil bir kez çevirerek kızartıyor hemen kağıt havluya alıyorum.Bütün malzemesi pişmiş olduğu için köftemi kızgın yağa atıp çabucak çıkartmam yeterli oluyor.
Arzu edenler aynen pırasa köftesi tarifimdeki gibi bu köfteye de ceviz ekleyebilirler. Ya da benzer bir tarif olan ama kızartmadan pişirilen sebzeli hamburger köftemi de uygulayabilirler.
Süt Kremalı Pofuduk Ekmekler
Son yıllarda soframızda neredeyse her gün ekşi mayalı ekmek tüketiliyor. Hele ki insan bir kez şu kendi mayasını keşfetmeye görsün, bir daha vazgeçemiyor. Şu sıra eşimin kahvaltıda sandviç ekmeği yeme istekleri artınca, “Haydi sana öyle bir pofuduk ekmek yapayım ki arasına bir şey koymadan bile yiyebilirsin” dedim veee kolları süt kremalı ekmekçikler yapmak üzere sıvadım.Bu defa hazır toz maya kullandım.
Sandviçler nerede? Kaldı mı acaba?
Neler Kullanıyorum?
12 pofuduk için
3 su bardağı tam buğday unu / bu sefer Nazilli’den gelen “kırmızı buğday” ununu kullandım.Tadı bir başka güzel oldu.
150 ml çiğ krema veya 3 çorba kaşığı kadar *süt kaymağı
1 çay bardağı ılık süt veya su
1 adet iyice haşlanmış patatesin ezmesi/ toplamda 2 tepeleme çorba kaşığını geçmemeli
Bir fiske toz şeker
1 tatlı kaşığı silme “Yuva” toz maya
1 tatlı kaşığı tuz
1 yemek kaşığı zeytinyağı
Nasıl Yapıyorum?
Hazır mayalı ekmeklerimi mayaladığım gibi un,süt,krema, maya,tuz, şeker ve ek olarak da patatesi hep bir arada hamur haline getiriyorum. Hamurum elime yapışmayan pürüzsüz bir hale gelince onu üzerini zeytinyağı ile ıslattığım bir naylonla örtüp, mutfağın ılık bir köşesinde mayalanmaya bırakıyorum. Hamurum yaklaşık 60-75 dakika sonra yeteri kadar kabarmış olacaktır.
Kabaran hamurumu yine naylon veya silikon taban üzerinde bir parmak kalınlığında bir dikdörtgen şeklinde yayıyorum. Ellerimle bastırarak inceltiyorum ve sonra uzunlamasına ikiye katlıyorum. Yaklaşık 3 parmak eninde parçalar kesip üzerini tekrar örtüyorum. Fırınımı 180 dereceye ısıtırken pofuduklarımı yaklaşık 30 dakika daha mayalanmaya bırakıyorum.
Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisinde yaklaşık 35 dakika üzerleri iyice altın rengi olana kadar pişiriyorum.
Soğumaya fırsat olmadan yeniyor ama eğer saklamak isterseniz ağzı kapalı bir kutuda ve buzdolabında tutmanız sonra da ısıtıp yemenizi öneririm.
Afiyet Olsun!
Balkabaklı Pizza
Kış yüzünü gösterdi ve mutfağımıza giren sebze ve meyvelerin de renkleri iyice değişti. Yeşillerin yanısıra beyazlar, sarılar, turuncular ortalığa hakim oldular. Neyse ki mor lahana ve pancar var da onlar azıcık renklendiriyorlar mutfağımızı. Turunculardan biri de tabii ki kocaman cüssesiyle balkabağı. Ne bereketlidir değil mi kendileri. İster tatlısını yap, ister yemeğini, ister çorbasını, ya da böreğini. Pastası,fırında kızarmışı ve benzerleri. Bazısı kendiliğinden o kadar tatlıdır ki sadece haşlayıp püre yaparak tatlı niyetine yenebilir. İşte ondan çorba veya yemek yapmak pek uygun değildir. Ama bir türü var ki sanki tatlı patates. İşte onunla yemek yapmak bir keyif. Bu ara Nazilli İpek Hanım Çifliği’nden gelen balkabakları da işte onlardan. Geçen hafta gelen kolimden kocaman bir dilim de kabak çıkınca hemen değişik bir şeyler yapayım dedim. Fırında kızarmış balkabağı cipsi yaparken aklıma bir de pratik börek yapmak geldi ve bakın size ne yaptım? Biraz olsun değişiklikten hoşlanıyorsanız ,siz de kolları sıvayın derim.
Neler Kullanıyorum?
26 cm. çapında dibi ayrılabilen tart kalıbı veya fırın kabı
1 ince dilim balkabağı ( ayıklanmış, net olarak 300 gr. civarında)
4 yaprak hazır baklava yufkası veya 2 adet yufka
75 gr. kadar dil peyniri
Tuz,karabiber
2-3 çorba kaşığı zeytinyağı
Nasıl Yapıyorum?
Öncelikle kabakları cips rendesinden yaprak yaprak rendeliyorum. Ardından seramik veya yapışmaz bir tavayı sadece bir kaşık zeytinyağını fırça ile sürerek yağlıyorum. Üzerine kabak dilimlerini çiçek gibi döşüyorum. Hafifçe pembeleşince kenara alıyorum.Kalan kabakları da böylece pişiriyorum.
Tart kalıbımı dibini çok azıcık yağlıyorum. Yufkaları kalıptan 4-5 parmak kadar taşacak boyda kesiyorum.2 Kat yufkayı serip üzerine bir kaşık yağı fırçayla sürüyorum ve diğer 2 kat yufkayı yayıyorum. Yufkamız bir tür pizza dibi oluşturuyor. Üzerine kabak dilimlerini yine çiçek şekli vererek,kenardan ortaya doğru üst üste diziyorum En son kenardaki yufkaları büküp pizza kenarı gibi katlıyorum ve elimde ufaladığım dil peynirlerini bu kenarlarla kabakların birleştiği yere diziyorum. Böylece peynirli bir pizza kenarımız oluyor.
Yufkalar pembeleşene kadar yaklaşık 15-20 dakika kadar 170 derece fırında pişiriyorum. İlk on dakikadan sonra pizzamın üzerine yağlı kağıt örtüyorum ki kabaklar fazla kararmasın.
Sıcak yenebildiği gibi soğuyunca da aynı lezzeti koruyan bir pizzam oluyor.
Afiyet Olsun!
Diğer balkabaklı tariflerim:
https://mutfakpenceremden.com/2011/03/03/balkabakli-che…ke_tatli_pasta/
https://mutfakpenceremden.com/2012/11/23/yesil-mercimek…kabagi-yahnisi/
Kaynatacağınız aşurenin evinize ve sofranıza bereket ve bolluk getirmesini dilerim. Bereketin, paylaşmanın, barış ve kardeşliğin simgesidir aşure.İşte yine Muharrem ayı geldi ve mutfaklarımızı da bir telaş aldı.Evet çok kolay bir iş değiş aşure yapmak ama o kadar da zor değil. Yeter ki biraz zaman ayıralım. Son birkaç yıldır ben de daha kısa zamanda yapabilmek için aşurelik buğdayımı düdüklü tencerede haşaldıktan sonra işe başlıyorum. Aşağıda tarifinde de göreceğiniz “gelin etme ” işlemini düdüklüde haşladığım buğdayın üzerini örtüp bir gece bekleterek yapıyorum. Böylece aşuremin yapılışını 2 güne indirmiş oluyorum. Yani 1 kg buğdayın parti parti düdüklüde haşlanması toplam 1 saat, gelin edilmesi 1 gece . Ertesi gün şekeri ve malzemelerinin katılıp tekrar kaynaması ve kaplara bölünüp süslenmesi de 4- 5 saati alıyor. Bunun yarısını yapacakların işi biraz daha kolay olur elbette. Ne yapalım gülü seven dikenine katlanırmış.Haydi hepinize kolay gelsin.
Aşağıdaki yazı geçmiş yıllardaki ” aşure ” yazımın aynısıdır.
İlgili bir diğer yazım da https://mutfakpenceremden.com/2012/12/09/bereket-ona-sa…dircocuklarina/
Arapça’da “aşura”nın kelime anlamı “on”dur. İslami inanca göre hicri yılın ilk ayı olan Muharrrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Bugünden başlayarak bir ay boyunca yapılan aşure eşe dosta konuya komşuya dağıtılır. Farklı dinlerden toplumların farklı sebeplerle, farklı zamanlarda, farklı şekilde pişirdiği aşurenin ortak malzemesi “toprağın meyvesi” diye benimsenen buğdaydır. Buğdaya çeşitli kuru bakliyat, ve yemiş ilave edilerek zenginleştirilir.
Ermeniler aşureye anuş abur, yani tatlı çorba diyorlar ve 31 Aralık ile Ocak ayının 6 sı arasında yapıyorlar. Rumlar koliva diyorlar ve aşureyi kabristanda dağıtıyorlar. Yahudiler ise aşurelerini ağaç dikme bayramı ve bereket dileme günü olan Tu B’Şevat gününde pişiriyorlar. Bu bayram günü Musevi takvimine göre Şevat ayının 15 ine denk gelir. Aleviler ise aşurelerini Kerbela’da şehit olan Hz. Muhammed’in torunu Halife Ali’nin oğlu Hüseyin’in anısına ve bu olayın Muharrem ayının 10’una denk geldiği kabul edildiğinden o gün pişirirler ve ayni gün şehit olan 12 imama atfen 12 çeşit malzeme ile yaparlar. Bazıları da 40 çeşit malzeme koymayı tercih ederler.
Halk arasındaki en bilindik inanç aşurenin Nuh’un gemisinin büyük selin ardından suların çekilmesi sonucunda Cudi dağına oturması anısına yapıldığıdır.. Bu inanca göre aşure gününde gemide bulunanlar, tufandan kurtuldukları için bir şükran borcu olarak gemide kalan nohut, buğday, üzüm, bakla gibi bütün yiyecekleri toplayıp bunlardan bir çorba pişirmişlerdir. Bazı deyişlere göre de tufandan ellerinde kalan tatlı tuzlu ne varsa aç kalmamak için karıştırıp bir tür çorba yapmışlardır.
Aşureyi, yapılış sebeplerini ve kökenini araştırınca çeşitli kültürün ayni kazanda buluştuğunu görüyoruz. Toplumumuzda aşure tüm yıl boyunca yapılabilen bir tatlı olduğu halde hiçbir zaman sadece evde yemek için yapılmaz, muhakkak paylaşılır, geleneklere göre kız anneleri özellikle Muharrem ayında aşure yapar ve eşe dosta dağıtırlar. Bu sevgi ve dostluk alışverişi komşu evler arasında aşure kaselerinin değiş tokuşuna sebep olur.
Tabii ki ana malzeme buğday olsa bile her kültürde ve her evde pişen aşurenin tadı da başka olur. İçine katılan çeşitli malzeme aşurenin lezzetini ve kıvamını belirler. Günümüzde muhallebi kıvamında yenilen aşure, Osmanlı sarayında süzülerek özel aşurelik sürahilerde sunulurmuş.
Gelelim aşurenin malzemelerine ve yapılışına.

Ben tam 20 yıldır aşureyi Ermeni bir komşumdan öğrendiğim ölçüde pişirmekteyim. Daha doğrusu onun yapış şeklini ve temel ölçülerini kullanıyor içine kendi istediğim bütün yemişleri ekliyorum.Bu komşum geçen hafta anısına yazı yazdığım ve çok yakında kaybettiğimiz sevgili İpek Hanımdır yap bir kahve de içelim yazımda tanıyabilirsiniz kendisini.
Hadi alışverişe gidelim ve aşurelik malzememizi alalım.
MALZEMELER:
500 gr. aşurelik buğday
1,5 kg. toz şeker
2 avuç haşlanmış nohut
2 avuç haşlanmış kuru fasulye
1 çay bardağı pirinç
Yaklaşık 5-6 lt.su
İçine eklemek ve üzerlerini süslemek için: Kızarmış kestane, ceviz, Antep fıstığı, fındık, badem, nar taneleri, kuru incir, kuru kayısı ve başka yemişler. Yine arzu edenler içine az gülsuyu katabilirler. Bazıları da üzerine tarçın ekerler. Bunlar tamamen arzuya bağlı şeylerdir.
YAPILIŞI:
Öğrendiğime göre eskiler aşureyi 3 günde yaparlarmış ama modern mutfaklarda bu işi 2 hatta 1 günde bile yapabiliyoruz. Ancak 3 güne böldüğünüzde daha az yorgunluk olduğunu da unutmayalım.
-Buğdayımızı ve pirinci geceden suda ıslatıyoruz.
-Nohut ve fasulyemizi de ıslatıyoruz. Bunları ertesi gün düdüklüde haşlıyoruz. Ancak bu işlemi önceden de yapabilirsiniz. Hatta buzlukta haşlanmış nohut fasulyeniz varsa işiniz daha da kolay.
-Buğday ve pirinç ertesi gün büyük bir tencerede iyice, taneler yarılıp da nişastasını salana kadar kaynatılır.
– İyice kaynayan buğdayı ocaktan alıp, kapağını kapatıyoruz. Tenceremizin her bir yanını sıkıca battaniye ile örtüp ertesi sabaha kadar bekletiyoruz. Yani eskilerin tabiriyle buğdayı *“gelin” ediyoruz.
-Ertesi sabah tenceremizi açtığımızda buğday suyunu çekmiş ve pelteleşmiş olacak. Oacağın altını açmadan bir miktar sıcak su ekleyip buğdayı çözüyoruz. Bir çaydanlıkta sürekli kaynar su bulunduruyor ve tenceredeki su azaldıkça üzerine eklemek suretiyle aşuremizi tekrar kaynatmaya başlıyoruz. Bu aşamada nohut ve fasulyeleri, ekliyoruz.
-En sonunda artık buğdayın tam pişmiş olduğuna emin olduğumuz anda şekerini ekliyoruz. Çünkü erken konan şeker buğdayı aniden sertleştirebilir , aşureyi de sulandırabilir ve aşurede buğday taneleri diri kalabilir. Bazıları bu aşamada aşureyi el blenderi ile ezmeyi tercih edebilirler, bu tamamen keyif meselesi.
Artık minik kesilmiş kuru kayısılar, isteniyorsa incir, fındık, badem, kestane, sultani üzüm aşureye katılır ve bir iki dakika sonra ocak söndürülür. Ben kayısı ve kestaneyi kaselerin dibine koymayı üzerine aşureyi dökmeyi tercih ederim. Bu da size kalmış bir şey.
Aşuremiz pişmiş servis tabaklarına alınıp süslenmeye ve eş dost, konu komşu ile paylaşmaya hazırdır.
Aşureniz ve eviniz bereketli olsun!
*gelin etmek: Bir rivayete göre eskiden aşure tenceresi salonun ortasına konur ve gelin olarak düşünülürmüş ve üzeri çeşitli örtüler, ev halkının getirip bıraktığı hırka, başörtüsü gibi şeylerle örtülür, gelinin gece boyu üşümemesi sağlanırmış.
NOT.:Eğer aşurenizi düdüklüde yapmak istiyorsanız, o zaman geceden ıslattığınız buğday,fasulye ve nohutu ertesi sabah ayrı ayrı düdüklüde haşladıktan sonra , 10 dakika kadar da hep birlikte yine düdüklüde özlendirebilir, ardından büyükçe bir tencereye alıp şekerini ve diğer katmak istediklerinizi katıp gerekirse kaynar su ekleyerek kıvamını ayarlayabilirsiniz. Ancak 6lt. lik bir düdüklüde yapabileceğiniz en fazla miktar yukarıdakinin yarısı olabilir. Yani 250 gr. buğdaydan fazlasını düdüklüde pişirmek tehlikeli olabilir.
Pekmezli Tam Buğday Unlu Kurabiye
Yine çocuklara yönelik gayet sağlıklı bir atıştırmalık tarifiyle geldim. İster beslenme çantasına koyun ister okul dönüşü bir bardak sütle beraber sürpriz yapın. Üzeri çükolatalı bu kurabiyeler onları hem besleyecek hem de mutlu edecek. Şekeri azaltıp onun yerine pekmezle takviye ettiğim hamuru bir de tam buğday unuyla yapınca doğrusu benim içim pek rahat ediyor. Ya sizinki?
Neler Kullanıyorum?
20 adet için
2 su bardağı un
200 gr tereyağı / oda sıcaklığında
½ su bardağı esmer şeker
½ su bardağı pekmez
2 yumurta
1 paket kabartma tozu veya 1 çay kaşığı karbonat( karbonat kullanacaksam önce muhakkak bir kaşık limon suyunda eritiyorum)
Bir çay fincanına yakın evde kırdığım bitter blok çikolata
Nasıl Yapıyorum?
Öncelikle çikolatayı kalın bir bıçakla ekmek tahtası üzerinde fındık boyunda irili ufaklı parçalara bölüyorum.
Mikserime oda sıcaklığındaki tereyağını ve esmer şekeri ve pekmezi koyup krema gibi olana kadar çırpıyorum.
Ardından yumurtaları birer birer katıp çırpmaya devam ediyorum.
Kabartma tozunu una ekliyor, iyice karıştırıyorum.Ve bu karışımı yumurtalı yağın içine alıyorum.Biraz karışınca çikolatayı da ekleyip karıştırma işini bitiriyorum.
Hamurumu yağlı kağıda sarıp buzdolabında yarım saat dinlendiriyorum.
Sonra fırınımı 180 dereceye ısıtıyorum
Tepsilerime yağlı kağıt seriyorum.
Kukileri yağladığım bir kaşık yardımıyla tepsiye diziyorum. Arasında boşluk bırakıyorum çünkü pişerken yayılacaklar.
Yaklaşık 20 dakika pişen kurabiyeleri tel üzerinde soğumaya bırakıyorum.Daha henüz soğumadan , yumuşaklarken üzerlerine birkaç parça çikolata saplamayı unutmuyorum.
Afiyet Olsun!
Açdoyuran Çorbası
Gerçekten de adı gibi aç doyuran çorbası bu. Nasıl mı? Bir çorbada hem sebze hem hamur hem de bakliyat varsa o çorbanın doyurmaması mümkün değil. Bu çorba işte öylesi bir çorba. Sucuklu fasulye pişirdiğim günlerden birinde yine fazladan haşlamış olduğum fasulyeyi buzluğa kaldırmıştım. Bazen buzluğumda haşlanmış fasulye veya nohut bulundurmak çok işime gelir. Çorbaya , aşureye, piyaza nereye gerekirse elimde haşlanmış malzeme bulmak büyük kolaylıktır. Havaların aniden serinlediği bir gün şöyle kallavi bir çorba yapmak gelince içimden buzluktaki fasulyeler imdadıma yetişti.Bir gün önce haşladığım nuar suyu ve birkaç ek malzemeyle aç doyuran çorbası ortaya çıkıverdi. Gelelim tarife…
Neler Kullanıyorum?
1 lt. et suyu/ kemik suyu
1 çay bardağı haşlanmış kuru fasulye
1 çay bardağı ufak şekilli makarna
1 sap yeşil tarafından pırasa
1 çorba kaşığı incecik küp şeklinde kesilmiş sucuk
2 çorba kaşığı ince kıyılmış kırmızı biber
1 çorba kaşığı domates püresi
Tuz, karabiber
Nasıl Yapıyorum?
Bir tencereye et suyunu, içine birkaç milim kalınlığında dilimlenmiş pırasayı koyup kaynatıyorum. Kaynayınca içine makarnayı ve haşlanmış fasulyeyi ekliyorum. Domates püresi, tuz ve karabiber ile tatlandırıyorum.Kıyılmış kırmızı biberleri ve sucukları da ekliyorum. Makarnalar yenecek kıvama gelene kadar pişiriyorum. Eğer çorbamı et suyuna değil de suya pişiriyorsam o zaman biraz tereyağı ve bir iki diş sarımsak da ekliyorum. Yeşillikle süsleyip servis yapıyorum.
Afiyet Olsun!
Karnabahar Kroketi
Karnabahar. Karnabahar yazıldığına bakmayın sözlükler böyle yazsa da benim için yeşil köklerin ortasında bahar gibi açan bir çiçek o ve ben ona hep “karnıbahar” derim. Gürüntüsü çiçek gibidir ama nasıl da rahatsız edici kokar değil mi haşlayınca. Sırf kokusu yüzünden karnabaharla tanışmamış mutfaklar vardır. Çocuklar vardır adını duyunca başını çeviren, büyükler vardır nasıl yedirsem acaba diye düşünen. Bugün çocuklara kokusunu duyurmadan hem de “yok mu bir tane daha” diyecekleri bir karnabahar yemeği tarif edeceğim. Karnabahar kroketi ya da köftesi diyelim. Hoş benim mutfağımda bu sebzenin her türlüsü yenir ya.Kızartması, salatası, ograteni ve bir de hiç pişmeden çiğ olarak sofraya geleni. Şaşırdınız değil mi? Bence bir deneyin. Karnabaharı minik minik parçalara ayıtıp salatanıza ekleyebileceğiniz gibi mayoneze veya sarımsaklı yoğurda batırarak da yiyebilirsiniz. Gözünüz kapalı yediğinizde inanınız ceviz yediğinizi sanabilirsiniz. Bu kadar reklamını yapınca karnabaharcı sanacaksınız beni. İyisi mi ben tarife geçeyim.
Neler Kullanıyorum?
14 tane iri ceviz boyunda kroket için
1 adet haşlanmış orta boy patates
Patatesin 3 katı miktarda haşlanmış, süzülmüş karnabahar
1 çorba kaşığı parmesan peyniri
50 gr dil peyniri
Tuz, karabiber
Kızartmak için:
Zeytinyağı
Galeta unu
1 yumurta
Nasıl Yapıyorum?
Karnabaharı ve patatesi mümkünse buharda haşlıyorum ki su çekmesinler. Karnabahar daha çabuk haşlanacağı için önce patatesi bir süre sonra karnabaharı koyuyorum.
İyice süzdükten sonra çatalla eziyor içine tuz, karabiber ve peynirleri ekliyorum. Parmesan rende şeklinde dil peyniri de çok minicik küpler halinde olmalı. Hepsini karıştırıp köfte hamuru haline getiriyorum ve iri ceviz boyunda yuvarlıyorum. Daha sonra iyice çırpılmış yumurtaya ve galeta ununa bulayıp kızgın yağda pembeleşene kadar kızartıyorum.
Afiyet Olsun!



































