İçeriğe geç

Parça Çikolata ve Kestane Püreli Kek

27 Kasım 2012

Bu yıl aşure için aldığım kestaneden artınca, rahmetli anneannem düştü yine aklıma ve çocukluk anılarım aşkına kestane püresi yapmak istedim. Anneannem, kestaneyi haşlayıp ayıklar ve elle çevrilen bir et makinesinden kıyma gibi çekerdi. Kıyma haline gelen kestaneleri toz şekerle karıştırıp, kaselere eşit olarak paylaştırdığında kış akşamlarının en keyifli dakikaları yaşanırdı. Ben kestanelerimi robottan çektikten sonra içine şeker yerine pekmez koyarak tatlandırmayı yeğledim ve elde ettiğim bu püreyi o gün yaptığım kekin yoğun malzemesi olarak kullandım. Tam kekin tüm malzemelerini karıştırmış, kalıba dökmeye hazırlanıyordum ki, mutfak rafından bana göz kırpmakta olan parça çikolata kavanozunu fark ettim. Birden hatırladım. Ben değil miydim geçen yıl çikolata ile kestanenin aşkını dile getiren bir kestane pastası  yapan. Düşündüm, ve doğrusu, birbirine bu kadar çok uyum sağlayan ikiliyi birbirinden ayırmaya gönlüm el vermedi. Bu ikiliden olsa olsa güzel bir şey doğardı. O an elim kavanoza uzandı ve bir avuç çikolata parçası kek karışımının içini boyladı. Sonuç mükemmeldi.

Çay saatinde, ağızda dağılan sevgi dolu nefis bir kek bizi bekliyordu.

MALZEMELER:

4 yumurta

1 çay bardağı süt

1 çay bardağı zeytinyağı

3  çorba kaşığı tahin

1 çay bardağı elma pekmezi

1 çay bardağı toz şeker

1 su bardağına yakın evde hazırlanmış kestane püresi

1 çay kaşığı karbonat veya alüminyum içermeyen kabartma tozu/ doğal ürünler satan mağazalarda bulabilirsiniz.

2 ¼ su bardağı tam buğday unu

Bir miktar parça çikolata

YAPILIŞI:

-Kek kalıbımıza yağlı kağıt yayarak ve malzemeleri hazırlayarak işe başlıyoruz.

-Önceden hazırladığımız haşlanmış kestaneleri pekmezle beraber biraz pişirip blenderda püre yapıyoruz.

-Yumurtaları toz şekerle çırpıyoruz.

-Zeytinyağı, kestane püresi, tahin, pekmez, süt ekliyoruz,

-Elenmiş unu ve kabartma tozunu ekleyip karıştırdıktan sonra *una veya nişastaya bulanmış çikolata parçalarını ilave ediyoruz.

-180 dereceye ön ısıtılmış fırında 40 dakika kadar pişiriyoruz.

*Çikolataların dibe çökmemesi için

Kestaneleri haşlarken:  Yeni öğrendiğim bir yönteme göre kestaneleri yıkamak yerine bezle tozonu iyice aldıktan sonra düz tarafına bıçakla çarpı şeklinde çizik atmak ve sonra da kaynamakta olan suyun içine atarak 20 dakika kadar haşlamak. Ardından hemen soğuk suya atacağınız kestanelerin iç kabukları da o zaman kolayca soyulabiliyor.Yine de kestanenin bazı cinsi kolay ayıklanamıyor:))

Yeşil Mercimekli Balkabağı Yahnisi

23 Kasım 2012

Kış iyice yaklaşırken, soğuk günlerde içinizi ısıtacak bir yemek denemek ister misiniz?

Hayatta “ asla “ yemem dediğiniz şeyleri bir gün afiyetle yediğiniz, üstüne üstlük kendi mutfağınızda pişirdiğiniz oldu mu?

Sevgili yeğenim Yaprak, aslında “Nuh “ dedi mi,” peygamber” demeyecek kadar ,“ dediğim dedik” bir yapıya sahip olmasına rağmen, önceleri hiç ağzına koymadığı “balkabağı” nı yemeyi ve pişirmeyi Amerika’da eğitim aldığı yıllarda öğrenmiş. Evlendikten sonra da, hepimizi şaşırtarak, balkabaklı cheescake, balkabağı çorbası, balkabaklı kek, fırında baharatlı balkabağı gibi birçok çeşidini pişiriyor. Bununla yetinmeyip balkabağıyla yapılabilecek değişik yemek tarifleri bulmak için araştırma bile yapıyor. Onun sayesinde biz de oldukça farklı tatlar deneme şansını elde ediyoruz. Bugün sayfamızda yer alan tarifi de BBC televizyonun bir yemek programından bulmuş ve hemen hayata geçirmiş. Sonuçtan fazlasıyla memnun kalınca, tarifin videosunu benimle paylaştı. Video insanı gerçekten etkiliyor. Daha önce yan yana düşünemediğiniz şeylerin nasıl da ustaca uyumlandığını gördüğünüzde  bir an önce mutfağa girip siz de denemek istiyorsunuz.

Biz de öyle yaptık. Çiftliğe balkabağı ısmarladık. Kabuğu incecik olup, kolayca ayıklanabilenlerden. Sonra da yeğenimle beraber mutfağa girip bu nefis yemeği pişirdik ve afiyetle yedik.  Yanında taze ev ekmeği ve yeşil salata yediğimiz, hem protein, hem de vitamin deposu bu yemeği, biz çok sevdik. Umarım siz de beğenirsiniz.

Tarifin orijinal videosu için.http://www.bbc.co.uk/food/recipes/pumpkin_stew_with_sour_06174

MALZEMELER:

4 kişilik

250 gr. yeşil mercimek

1 orta boy havuç

1 dilim balkabağı/ yaklaşık 300 gr. kadar

1 irice kuru soğan

Biraz kereviz sapı ve istenirse yaprağı

Bir tutam maydanoz

Biraz taze biberiye

2-3 diş sarımsak

2 defne yaprağı

Tuz, karabiber, kişniş, kimyon

1 yemek kaşığı tereyağı

1 bardak kemik veya et suyu ve ayrıca su

1 kase dolusu sarımsaklı veya sade yoğurt/ çatalla iyice çırpılıp pürüzsüz olmalı

Çapı 28-30 cm. ve derinliği yaklaşık 4 -5 parmak kadar olan bir döküm tava kullanmanızı öneririm.

Daha fazlasını oku…

“Mutfakpenceremden” EKS’de EMSAN ile Yemek Günleri’ndeydi

20 Kasım 2012

10 Kasım Cumartesi günü, davetlisi olduğum EMSAN’la Yemek Günleri organizasyonuna katılmak üzere yola çıktım. Sağanak yağmur ve delirmiş bir trafiğe rağmen, bir şekilde şansım yaver gitti ve vaktinden önce Acıbadem EKS binasından içeri girebildim. İlk defa bu tür bir organizasyona katılacağım için ufaktan bir çekingenlik yaşadığımı hiç inkar etmeyeceğim. Ancak gerek EKS çalışanlarının gerek EMSAN görevlilerinin sıcacık karşılamalarıyla kısa sürede bu duygumdan eser kalmadı. Diğer katılımcı blog yazarı arkadaşlarla yaptığımız, çay, kahve eşliğindeki kısa sohbet faslının ardından mutfağa geçildi. Seramik ocakların üzerinde duran pırıl pırıl Emsan düdüklüler, çelik tencere ve tavalar, sosluklar ne yalan söyleyeyim, göz alıyordu. Eyüp Usta ve ekibinin, ardından da Emsan Genel Müdürü Uğur Kaymak’ın tanıtıcı konuşmalarından sonra önümüze önlükler başımıza külahlar takıldı ve hepimiz start için hazırdık. Her ocağa iki kişi düşecek şekilde bir düzenleme yapılmıştı. Karşılıklı yerlerimizi aldık ve şeflerin komutlarıyla çalışmaya başladık. Kurs nitelikli bir çalışma olacağını hiç düşünmediğim için önce biraz şaşırdım, ancak  işin keyfine de diyecek yoktu. Çünkü tariflere uygun bir şekilde ölçülüp hazırlanmış malzemeler tezgahlarda hazırdı ve her kirlettiğimiz şeyi elimizden alan yardımcılar ortada fır dönüyordu. Öyle ki arada kaytarıp fotoğraf çekenler, tweet atanlar da oldu.İşin sırasını da şefler belirleyince bize sadece komutlara uymak kaldı. Ah! Dedim bir an, “Keşke evde de böyle elimden her bıraktığımı alıp yıkayacak, temizini verecek birileri olsa, ne güzel olurdu.” Zaten zamanımı çoğunu geçirdiğim mutfaktan hiç çıkmazdım herhalde.

Biliyorum ben hikaye anlatıp duruyorum ama siz menüde neler olduğunu öğrenmek için sabırsızlanıyorsunuz. Haydi beraber göz atalım.

BOUIL A BAISSE / Fransız usulü balık çorbası

SEBZELİ VE TAVUKLU NOODLE

CEVİZLİ BUĞDAY SALATASI

ÇİKOLATALI SUFLE

İşe sufleden başladık. Sufle yapmayı biliyorum ya, ukalalık diz boyu.  Her adımda, “hah şimdi yumurtaların akını kar yapacağız, nerede bu yumurtalar, yumurta aklarını unutmuşlar mı acaba?” diyecek oldum,  ama bizim yaptığımız sufle gerçekten o kadar pratikti ki ne yumurta akı çırpmaya gerek oldu ne de normalde baz olarak pişirilen sufle muhallebisine. Bundan sonra sık sık uygulayabileceğim bu tarif diğerleriyle beraber yazımın sonunda yer alıyor. Sufleyi çırpmak için Emsan’ın çelik çırpma kabını ve şu an markasını yazmak istemediğim bir elekrikli çırpıcı kullandık. Kabın altındaki silikon kenarlık kabın kaymaması sağlayan bir özelliğiydi ve gerçekten fonksyoneldi, ama kullandığımız el blenderi için aynı fikirde değilim:((Bu da benim fikrim tabii.

 Emsan Genel Müdürü Uğur Kaymak silikon tabanlı kapta yumurta çırparken, kullandığı kaba duyduğu güvenden ötürü sanırım  pek keyifli, değil mi?

Sufleler mutfağa gönderildi. Göz açıp kapayana kadar tezgahlar temizlendi ve sıradaki yemek, balık çorbası için malzemeler geldi. Önce sebzelerimizi ince ince doğrayıp hafifçe zeytinyağında pembeleştirdik. Ardından tencereye Emsan’ın hem sağlıklı hem de oldukça keskin seramik bıçaklarıyla, küp, küp doğradığımız balıkları ekledik ve önceden hazırlanmış balık suyuyla pişmeye bıraktık. Kullandığımız tüm malzeme ve baharatı yine tarif bölümünde görebilirsiniz. Son derece pratik ve lezzetli bir çorba olduğunu unutmadan belirtmeliyim.

Ardından eksik olmasınlar geceden suya koyup kabarttıkları buğday ile yaptığımız buğday salatasına sıra geldi. Yok yok işin sırasını karıştırmayayım. Belki bir gün siz de aynı menüyü uygulamak istersiniz. Sizi yanıltmış olmayayım. Biz daha sufleye bile başlamadan önce buğdaylarımızı düdüklü tencerelere koyup haşlanmaya bırakmıştık. Eksik olmasın Uğur Bey bu safhada düdüklü kullanmaktan ürkenlere yardımcı oldu. Yeni teknoloji düdüklülerde tehlikesizce yemek pişirilebileceğini anlattı. Haşlanan buğdayımız süzüle dursun biz de yine Emsan’ın gerçekten iş kolaylaştırıcı seramik bıçaklarıyla soğan ve diğer malzemeleri doğramaya giriştik.

Şeflerden biri hemen salatamızın sosunu hazırladı ve bize sos hazırlama konusunda ufak ipuçları verdi. Buğday salatamızı tamamlayıp servis tabaklarına yerleştirdik.

Veee, finalde California usulü tavuklu noodle vardı. Noodleları vakumlu kapaklı Emsan çelik kaplara koyup üzerine bol soya sosu ve kaynar su ekleyip kapaklarını kapattık, yumuşamaya bıraktık. Bu kapların kapaklarını kapamak için azıcık savaş vermek gerekiyor ama Uğur Bey’in dediğine göre araya sıkışan havayı almak gerekiyormuş! Yine bir komut aldık ve  çekmecelerden Emsan şef tavalarımızı çıkartıp işe koyulduk. Sebzeler ve tavuklar doğrandı, sırayla kavruldular. İyice yumuşayıp, süzülen noodle ile karıştılar. Şefler, yemeğimize koyduğumuz zeytinyağı ve soya sosu miktarlarından pek hoşnut olmayıp sürekli tavalarımıza ekleme yaptılar ama:)) sonuca laf yok.

Yardımcı ekip sayesinde bir anda çalıştığımız tezgahlar sanki o gün, orada hiçbir çalışma yapılmamış gibi tertemiz oldu. Sofralar önceden kurulmuş bizi bekliyordu. Yemeklerimizi alıp sofraya geçtik ama öncesinde topluca çekilen fotoğrafa bakarsanız hepimizin yaptığı işten ne kadar gurur duyduğunu göreceksinizJ)

Yemeklerin tadına baktık ve hatta yumulup yedik. Çorba nefisti. Salata ve noodle da öyle. Ama en güzeli en sonunda önümüze vanilyalı dondurma eşliğinde gelen çikolatalı sufleydi. Ne ara piştiler de masaya yetiştiler bilemedik. Galiba “mutfakta birileri” vardı.:))

Bir dahaki sefere görüşmek üzere, derken şef Eyüp Usta ve Emsan genel Müdürü Uğur Bey “ ayrıcalıklı şef” sertifikalarımızı ve Emsan hediye paketimizi verdiler. Bu hediye hakkında, memnuniyetimi belirtmek için ayrıca bir yazım olacak.

Teşekkürler!

BOUIL A BAISSE

4 kişilik

Malzemeler

3/8 su bardağı zeytinyağı

1 çay kaşığı safran

1 adet fileto balık

1 adet soğan (ince kıyılmış)

1 adet pırasa (ince kıyılmış)

1 sap kereviz (ince kıyılmış)

1,5 adet büyük domates (soyulmuş ve küp doğranmış)

2 diş sarımsak (ince kıyılmış)

½ dal rezene

1 adet defneyaprağı

½ adet portakal kabuğu (kurutulmuş)

1 dal taze kekik

Balık suyu

½ çay bardağı beyaz şarap

½ demet maydanoz (ince kıyılmış)

Kuru ekmek (kruton)

Tuz

Karabiber

Yapılışı

Zeytinyağını tuz, karabiber ve safranla iyice karıştırın. Balıkları bu karışım ile harmanlayın. Tencereyi ısıtın. Zeytinyağı ekleyip soğanları, pırasaları, kerevizi, domatesleri, sarımsakları, rezeneyi, defneyaprağını, kekiği ve portakal kabuğunu ekleyerek iyice soteleyin. Sıcak balık suyunu ve şarabı ekleyin. Balıkları tencereye alın ve 7 dakika kadar kaynatın. Balıkları bir tabağa alın. Ayrı bir tabağa kuru ekmekleri dizin ve üzerlerine yemeğin suyundan bolca dökün. Maydanozlarla süsleyin. Her iki tabağı birlikte servis edin.

SEBZELİ VE TAVUKLU NOODLE

Malzemeler

1 paket noodle

2 adet tavuk göğsü (küp doğranmış)

1 adet kabak (jülyen doğranmış)

½ çay bardağı tane mısır

2 adet soğan (ince kıyılmış)

1 diş sarımsak (ince kıyılmış)

1’er adet renkli biber(kırmızı, yeşil, sarı)

½ su bardağı soya filizi

3 yemek kaşığı soya sos

3 yemek kaşığı susam yağı

Yapılışı

Noodleları derin bir kaba alın ve üzerini geçecek kadar kaynar su koyarak kapağı kapalı vaziyette 7dk bekletin. Tencereyi kızdırın, içine susam yağını ekleyin soğanları, sarımsakları ekleyip kavurun.

Tavukları, jülyen doğranmış biberleri, mısırları, kabakları ekleyip soteleyin. Ardından soya filizlerini ve soya sosunu da ekleyerek 1 dk daha soteleyin ve ateşten alın. Ardından noodleları süzüp kalan diğer bütün malzeme ile beraber karıştırıp servis edin.

CEVİZLİ BUĞDAY SALATASI

4 kişilik

Malzemeler:

3 su b. haşlanmış buğday

4 dal yeşil soğan

¼ adet taze nane

¼ adet maydanoz

2 közlenmiş kırmızıbiber

1 su bardağı ceviz

½ çay bardağı zeytinyağı

Tuz

Yapılışı:

Buğdayı karıştırma kabına alın. Közlenmiş kırmızıbiber, maydanoz, nane ve yeşil soğanı ince bir şekilde doğrayıp buğdaya ekleyin. İri kırılmış ceviz, tuz ve zeytinyağı ekleyip karıştırın.

ÇİKOLATALI SUFLE

4 Kişilik

Malzemeler

125 gr Tereyağı

125 gr Bitter kuvertür

3 adet yumurta sarısı

1 adet bütün yumurta

50 gr Toz şeker

40 gr Un

Vanilin

Kahve, toz badem ve içkiler (arzuya göre)

Yapılışı

Tereyağını oda sıcaklığında bekletin, yumuşatın. Yumuşayan tereyağınızı bir mikser yardımı ile toz şeker ile çırpın. Tereyağı ve şeker çırpılırken yumurtaları tek tek ekleyin ve yumurtalar hafif beyazlaşıp yoğunlaşana kadar çırpmaya devam edin. Bitter çikolatanızı bir bıçak yardımı ile doğrayın ve benmari usulü eritin. Erittiğiniz çikolatayı yumurtalı karışıma ilave edin ve çırpmaya devam edin. Unu ve vanilini eleyip karışıma ekleyin. (Bu aşamada alkol konulabilir). Kalıpları unlayın ve yağlayın. 200-220 C de 7- 8 dk pişirin. Fırından çıkarıp ters çevirin. Üzerine pudra şekeri serperek, krema veya dondurma ile servis edebilirsiniz.

Aşure Zamanı

18 Kasım 2012
                           Geçen yıl verdiğim aşure tarifimi hatırlatma olarak güncelledim. Hepinizin evine bolluk getirmesi dileğiyle…Bereketin, paylaşmanın, barış ve kardeşliğin simgesidir, aşure.Arapça’da “aşura”nın kelime anlamı “on”dur. İslami inanca göre hicri yılın ilk ayı olan Muharrrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Bugünden başlayarak bir ay boyunca yapılan aşure eşe dosta konuya komşuya dağıtılır. Farklı dinlerden toplumların farklı sebeplerle, farklı zamanlarda, farklı şekilde pişirdiği aşurenin ortak malzemesi “toprağın meyvesi” diye benimsenen buğdaydır. Buğdaya çeşitli kuru bakliyat, ve yemiş ilave edilerek zenginleştirilir.Ermeniler aşureye anuş abur, yani tatlı çorba diyorlar ve 31 Aralık ile Ocak ayının 6 sı arasında yapıyorlar. Rumlar koliva diyorlar ve aşureyi kabristanda dağıtıyorlar. Yahudiler ise aşurelerini ağaç dikme bayramı ve bereket dileme günü olan Tu B’Şevat gününde pişiriyorlar. Bu bayram günü Musevi takvimine göre Şevat ayının 15 ine denk gelir. Aleviler ise aşurelerini Kerbela’da şehit olan Hz. Muhammed’in torunu Halife Ali’nin oğlu Hüseyin’in anısına ve bu olayın Muharrem ayının 10’una denk geldiği kabul edildiğinden o gün pişirirler ve ayni gün şehit olan 12 imama atfen 12 çeşit malzeme ile yaparlar. Bazıları da 40 çeşit malzeme koymayı tercih ederler.Halk arasındaki en bilindik inanç aşurenin Nuh’un gemisinin büyük selin ardından suların çekilmesi sonucunda Cudi dağına oturması anısına yapıldığıdır.. Bu inanca göre aşure gününde gemide bulunanlar, tufandan kurtuldukları için bir şükran borcu olarak gemide kalan nohut, buğday, üzüm, bakla gibi bütün yiyecekleri toplayıp bunlardan bir çorba pişirmişlerdir. Bazı deyişlere göre de tufandan ellerinde kalan tatlı tuzlu ne varsa aç kalmamak için karıştırıp bir tür çorba yapmışlardır.Aşureyi, yapılış sebeplerini ve kökenini araştırınca çeşitli kültürün ayni kazanda buluştuğunu görüyoruz. Toplumumuzda aşure tüm yıl boyunca yapılabilen bir tatlı olduğu halde hiçbir zaman sadece evde yemek için yapılmaz, muhakkak paylaşılır, geleneklere göre kız anneleri özellikle Muharrem ayında aşure yapar ve eşe dosta dağıtırlar. Bu sevgi ve dostluk alışverişi komşu evler arasında aşure kaselerinin değiş tokuşuna sebep olur.

Tabii ki ana malzeme buğday olsa bile her kültürde ve her evde pişen aşurenin tadı da başka olur. İçine katılan çeşitli malzeme aşurenin lezzetini  ve kıvamını belirler. Günümüzde muhallebi kıvamında yenilen aşure, Osmanlı sarayında süzülerek özel aşurelik sürahilerde sunulurmuş.

Gelelim aşurenin malzemelerine ve yapılışına.

Ben tam 20 yıldır aşureyi Ermeni bir komşumdan öğrendiğim ölçüde pişirmekteyim. Daha doğrusu onun yapış şeklini ve temel ölçülerini kullanıyor içine kendi istediğim bütün yemişleri ekliyorum.Bu komşum geçen hafta anısına yazı yazdığım ve çok yakında kaybettiğimiz sevgili İpek Hanımdır. yap bir kahve de

Hadi alışverişe gidelim ve aşurelik malzememizi alalım.

 

MALZEMELER:

500 gr. aşurelik buğday

1,5 kg. toz şeker

2 avuç haşlanmış nohut

2 avuç haşlanmış kuru fasulye

1 çay bardağı pirinç

Yaklaşık 5-6 lt.su

İçine eklemek ve üzerlerini süslemek için: Kızarmış kestane, ceviz, Antepfıstığı, fındık, badem, nar taneleri, kuru incir, kuru kayısı ve başka yemişler. Yine arzu edenler içine az gülsuyu katabilirler. Bazıları da üzerine tarçın ekerler. Bunlar tamamen arzuya bağlı şeylerdir.

YAPILIŞI:

Öğrendiğime göre eskiler aşureyi 3 günde yaparlarmış ama modern mutfaklarda bu işi 2 hatta 1 günde bile yapabiliyoruz. Ancak 3 güne böldüğünüzde daha az yorgunluk olduğunu da unutmayalım.

-Buğdayımızı ve pirinci geceden suda ıslatıyoruz.

-Nohut ve fasulyemizi de ıslatıyoruz. Bunları ertesi gün düdüklüde haşlıyoruz. Ancak bu işlemi önceden de yapabilirsiniz. Hatta buzlukta haşlanmış nohut fasulyeniz varsa işiniz daha da kolay.

-Buğday ve pirinç ertesi gün büyük bir tencerede iyice, taneler yarılıp da nişastasını salana kadar kaynatılır.

– İyice kaynayan buğdayı ocaktan alıp, kapağını kapatıyoruz. Tenceremizin her bir yanını sıkıca battaniye ile örtüp ertesi sabaha kadar bekletiyoruz. Yani eskilerin tabiriyle buğdayı *“gelin” ediyoruz.

-Ertesi sabah tenceremizi açtığımızda buğday suyunu çekmiş ve pelteleşmiş olacak. Oacağın altını açmadan bir miktar sıcak su ekleyip buğdayı çözüyoruz. Bir çaydanlıkta sürekli kaynar su bulunduruyor ve tenceredeki su azaldıkça üzerine eklemek suretiyle aşuremizi tekrar kaynatmaya başlıyoruz. Bu aşamada nohut ve fasulyeleri, ekliyoruz.

-En sonunda artık buğdayın tam pişmiş olduğuna emin olduğumuz anda şekerini ekliyoruz. Çünkü erken konan şeker buğdayı aniden sertleştirebilir , aşureyi de sulandırabilir ve aşurede buğday taneleri diri kalabilir. Bazıları bu aşamada aşureyi el blenderi ile ezmeyi tercih edebilirler, bu tamamen keyif meselesi.

Artık minik kesilmiş kuru kayısılar, isteniyorsa incir, fındık, badem, kestane, sultani üzüm  aşureye katılır ve bir iki dakika sonra ocak söndürülür. Ben kayısı ve kestaneyi  kaselerin dibine koymayı üzerine aşureyi dökmeyi tercih ederim. Bu da size kalmış bir şey.

Aşuremiz pişmiş servis tabaklarına alınıp süslenmeye ve eş dost, konu komşu ile paylaşmaya hazırdır.

Aşureniz ve eviniz bereketli olsun!

*gelin etmek: Bir rivayete göre eskiden aşure tenceresi salonun ortasına konur ve gelin olarak düşünülürmüş ve üzeri çeşitli örtüler, ev halkının getirip bıraktığı hırka, başörtüsü gibi şeylerle örtülür, gelinin gece boyu üşümemesi sağlanırmış.

NOT.:Eğer aşurenizi düdüklüde yapmak istiyorsanız, o zaman geceden ıslattığınız buğday,fasulye  ve nohutu ertesi sabah ayrı ayrı düdüklüde haşladıktan sonra , 10 dakika kadar da hep birlikte yine düdüklüde özlendirebilir, ardından büyükçe bir tencereye alıp şekerini ve diğer katmak istediklerinizi katıp gerekirse kaynar su ekleyerek kıvamını ayarlayabilirsiniz. Ancak 6lt. lik bir düdüklüde yapabileceğiniz en fazla miktar yukarıdakinin yarısı olabilir. Yani 250 gr. buğdaydan fazlasını düdüklüde pişirmek tehlikeli olabilir.

Yeşil ve Kırmızı Biberli Yerelması Çorbası

16 Kasım 2012

Salı günleri Nazilli’den, cumalarıysa Bayramiç’ten gelen erzak kolilerim sayesinde kargo şirketinin elemanlarıyla neredeyse ahbap olduk. Eksik olmasınlar gıda maddesi getirdikleri için paketlerin zamanında elimde olmasına dikkat ediyorlar. Öyle ki ismimi benzetip, adrese bakmadan yanlış paketle geldikleri bile olabiliyor:)) Dikkat dedim de, Nazilli İpek Hanım Çifliği’ nin kurucusu Pınar Hanım, olası hatalara karşın paketlerimizi iyi kontrol etmemiz konusunda şakayla karışık bizleri hep uyarır. Doğrusu şimdiye kadar herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Ancak geçen hafta gelen koliyi boşaltırken, paketime nasıl olduysa girmeyi başaran epeyce bir yerelmasıyla karşılaşınca şaşkına döndüm.  Kim bilir kimin beklediği bu şifa kaynağı sebze nasıl olduysa birilerini atlatıp bizim mutfağa gelmeyi tercih etmişti. Haftalık yemek planımın içinde hiç de yeri yokken, hele ki daha yeni kereviz yemeği pişirmişken. Tezgahıma yayılan bol miktarda çamur kaplı bu yumrucuklarla baş başa kalınca, çaresiz, bir çorba yapmaya karar verdim. Böylece yine sağlıklı bir çorba tarifi ile buradayım.

MALZEMELER:

4 kişilik

½ kg. yer elması

1 adet kırmızı etli biber

1 adet ufak yeşil biber

1 baş soğan

2 diş sarımsak

1/2 çorba kaşığı tam buğday unu

4 bardak su/ veya et suyu

½ bardak süt

1/2 çorba kaşığı tereyağı veya 1 çorba kaşığı dondurulmuş süt kaymağı

Tuz, karabiber

YAPILIŞI:

Biberleri olabildiğince minik küpler halinde kesiyoruz. Biraz yağda söndürdükten sonra yarısını süslemede kullanmak üzere ayırıp, kalanını bütün diğer malzemeyle beraber tenceremize alıyoruz. Püre haline gelene kadar pişirdiğimiz çorbayı blenderden geçirdikten sonra baharatını da ekliyoruz. En sonunda ayırdığımız biberlerle süsleyip servis yapıyoruz.

Afiyet Olsun!

Yerelmasının yararları

Vücut direncini  arttırır.

İçerdiği besin değerleri ile kansızlığa iyi gelir.

Anne sütünü arttırır.

İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.

Böbreklerin düzenli çalışmasına yardımcı olur.

Göğsü yumuşatır ve öksürüğü keser.

Romatizmal ağrıları hafifletir.

Cildi güzelleştirir.

Yap bir kahve de içelim! Fincanı çevirelim,bakalım günümüz nasıl geçecek?

13 Kasım 2012

Kahve fincanını tabağından yavaşça ayırdı.

İçindeki fazla telveyi itinayla  silkeledi.

Porselen  fincanın içinde beliren şekiller,

İpek’in ağzında yavaş yavaş

Güzel bir öyküye dönüştüler.

“Sunacığım, ben diyeyim üç ay sen de üç gün, sizin evin kapısına yeşil asker şapkalı bir delikanlı gelecek.  Uzun boylu, ince, saçları oldukça az. Şuraya bak, şuraya, yanında kocaman Z ve E harfleri görüyorum. Bak göreceksin bu çocuğun isminde bu harflerden olacak. Sunacığım bu delikanlı,  gelmekl kalmayacak senin büyük kızını alıp götürecek. Ama için rahat olsun. Kızının istikbali çok aydınlık. Bekle de gör…”

O gün falına bakılan, annemdi. Fincanda görünen asker de bu fal bakıldıktan aylar sonra sonra hayatımıza giren, sevgili eşim Zafer. Fincanda geleceğimi gören de üç ay önce  bir melek olup aramızdan ayrılan, ama kaybına hala inanamadığımız belki de daha uzun süre inanamayacağımız özel insan, komşumuz, dert ortağımız,İpek Hanım.

Tam elli yıl boyunca yaşadığı mahallemizde,  çocukluğumda annem ve anneannemin komşusuyken, evlendikten bir süre sonra onun oturduğu apartmana taşındığımda, bana önce teyze, sonra arkadaş ve en önemlisi  de sağlam bir dost olmuştur. Her ne kadar mutfak bilgimi anneannemden aldıysam da aşureyi, paskalya çöreğini ve kandil simidini de rahmetliden öğrendim. Kurmuş olduğu, zengin sofraları, bayramlarda soğuk su ile birlikte ikram ettiği “ çevirme” si, son yıllarına kadar kendi başına pişirip dağıttığı aşuresi, zeytinyağlı dolmaları onun olmazsa olmazlarıydı.

Otuz beş yıl altlı üstlü oturduğumuz, hastalıkta ve sağlıkta daima birbirimizin yanında olduğumuz İpekçiğim, tatlı dilli, güler yüzlü, şıklığı ve kendisine bakımıyla gerçek bir İstanbul hanımefendisiydi. Kimseyi kırmaz, kimseye de pek kırılmazdı. Uzun yıllar önce kaybettiği eşinin ardından yapayalnız yaşadığı evinin düzeni hayata veda ettiği seksen altı yaşında bile sanki ilk günkü gibiydi. Yalnızlığının ilacı çocukları ve torunları kadar mahallede edindiği sayısız dostlarıydı. Çoğunun geleceğini kahve fincanlarından okumuş, bir çoğuna da hasta olduklarında *iğnelerini yapmıştı.Bunlar bir yana onun can yoldaşı, sırdaşı, kahve fincanlarıydı.  Sabahları bir tane kendi kendine, bir tane seninle, bir tane benimle, derken günde kaç tane içtiğini unuturdu. Tabii ki kahvenin yanında, her ne kadar yasak da olsa bir sigara.

-Yap bir kahve  de bakalım günümüz nasıl geçecekmiş. Hadi Işıl, nazlanma ver bir cigara da tüttüreyim azıcık. Keyf için. Püf…püf…Aman ha! Sakın, çocuklar duymasın. Doktor sıkı sıkı tembihledi. Bak zaten bu son. Bu defa gerçekten eve almıyorum. Ara sıra yukarıya gelince, bir tane ikram edersen, anca o zaman içeceğim.

 Dese de, eşimin sigara paketinin yerini çok iyi bilir, bize gelir gelmez, saklamama fırsat kalmadan ilk önce sigarasını garantiye alır, kaçamak yapan çocuklar gibi bundan mutlu olurdu.

Ah sevgili** İpek! Ne tatlı kadındın sen…

Kim bilir kaç kez çevirdin o fincanları, kim bilir ne hayatlar gördün içlerinde? Yoksa O gün de baktın mı falına. Yoksa  gördün mü ölüm meleğinin “Kınalıada” üzerinde kanat çırptığını, sabırsızca!

***

 Sevgili İpek, bugün sana misafirliğe geldik. Senin evinde, senin tabakların ve bardaklarınla kurduğumuz sofrayı elbirliğiyle donattık.   Merak etme, her şey senin istediğin gibiydi. Eski dostların uzak ,yakın demeden geldiler. Birlikte geçirdiğimiz güzel günlerden konuşuldu, dualar edildi.Evinde olduğumuz her an seni aramızda hissettik. Senin anına, elimizden geldiğince neşeli olmaya çalıştık. Yemekler yendi, kahveler içildi.                                                                      

 Ama bugün hiç kimse fincanının çevirmedi.

                                                                                                                     8 Kasım 2012

Bugünkü yazımı, üç ay önce 10 Ağustos günü kaybettiğimiz pek sevgili komşum* İpek’e ayırdım. Kaybını kabullenmemde yardımcı olabilecek mi bilmem ama onunla ilgili yazmak bana çok iyi geldi. Bunca yıl kapısının önünden geçtiğiniz, bir gün bile olsun eğri bakışını görmediğiniz birini özlememek mümkün değil. Ondan öğrendiğim yemek ve tatlıları bu sayfada paylaşmaya devam edeceğim. Yakında “ çevirme” tatlısını yapıp paylaşacağım.

Haydi şimdi bir kahve de onun anısına içelim.

*Eskiden her köşe başında eczane yokken, enjeksyon yapmayı öğrenmiş “iğneci”ler vardı.

** Yaşı annemden bile büyük olmasına rağmen, ona ismiyle hitap etmemi isterdi.

*** Çevirme tatlısı, su ve şekerin karıştırılarak pişirilmesi ile oluşan malzemesi az ama yapılışı oldukça zahmetli bir tatlıdır.

 

İlaç Gibi Bir Çorba

09 Kasım 2012

Sonbahar,  Kasım ayıyla beraber hükmünü sürmeye başladı. İstanbul’da hava mevsim normallerine geriledi, soba ve kaloriferler yavaş yavaş evlerimizi ısıtmaya başladı. Akşam yemeklerimizdeyse şöyle sıcacık bir çorba aramaya başladık. Hele hele benim gibi şifayı kapanlar için çorba ilaç gibi geliyor. İlaç demişken bu vereceğim tarifteki malzemelerin tümünün ayrı ayrı şifalandırıcı etkisi var. Bu yüzden böyle günlerde  şifa niyetine içebileceğiniz gibi içindeki sebzeleri tek başına yediremediğiniz çocuklarınıza da kolaylıkla verebilirsiniz. Yanii,bir taşla iki kuş. Aslına bakarsanız soğuk algınlığı için en iyi ilaç gerçek tavuk suyuna yapılmış bol limonlu şehriye çorbasıdır ama günümüzde gerçek tavuğu nereden bulacaksınız ki?

MALZEMELER:

4 kişilik

2 kase dolusu halka halka kesilmiş pırasa

2 kase dolusu brokkoli

1/2 kase sarı veya kırmızı mercimek

1 avuç taze nane, varsa 1 avuç taze fesleğen

1 parmak boğumu kadar taze zencefil

1 tatlı kaşığı silme zerdeçal

1 çay kaşığı karabiber, tuz

2 çorba kaşığı tam buğday unu

 un ister hafif pembeleştirilmiş isterseniz suda eritilmiş olabilir.

2 kaşık dondurulmuş süt kaymağı

yarım limonun suyu

YAPILIŞI:

Baharatlar ve kaymak dışındaki bütün malzemeyi, zencefil ve un dahil bir tencereye koyuyor ve üzerine 1 ¼ lt. su ekleyip püre haline gelene kadar pişiriyoruz. Ben düdüklüyü tercih ediyorum. Ardından baharatları ve kaymağı da ekleyip el blenderiyle iyice eziyoruz. Bu safhada kıvamı koyu olmuşsa biraz sıcak su ekleyebiliriz.

Şifa Olsun!

” Mutfakpenceremden” görünen ilk atölye çalışmamız…

06 Kasım 2012

Bugün ilk “mutfakpenceremden atölye çalışmasını” yaptık. Temamız “ evde sağlıklı ekmek yapımı” idi. Ama biz ekmeğimiz mayalanırken boş mu duracaktık, tabii ki durmadık, mevsime uyan ve en beğenilen tariflerimizden biri olan “pırasa köftesi”ni de araya sıkıştırdık. Konuklarımın biri çoooook uzaklardan, taaa Panama’dan  gelen taptaze bir yabancı gelin, Isabeldi. Siz benim yabancı dediğime bakmayın, hali tavrı sanki yıllardır aramızdaymış gibi. Kendisi çok sıcak kanlı ve  cana yakın. Mutfakla yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmamışsa da yemek yemeyi çok seviyor. Söylediğine göre ailesinde yemek yapmayı öğrenen ilk kişi olacakmış.Vallahi onun yalancısıyım. Isabel her şeye karşı çok meraklı. Şu anda dilimizden sadece birkaç kelime anlasa da çok yakında sökeceğine eminim. Diğer konuğumsa eşi Mertti. Mutfağa meraklı erkeklerden biri Mert. Hem pişirmeyi hem de yemeyi seviyor. Bugün hep birlikte pişirdik ve ardından da pişirdiklerimizi afiyetle yedik.

Bugün “ mutfakpenceremden” bakıldığında görünenlere çektiğimiz fotoğraflar eşliğinde göz atalım mı?

Sabah saat tam onda Mert ve Isabel gelmiş, önlüklerini ve şapkalarını takmış, mutfağa girmeye hazırdılar. Biraz sohbetten sonra ekmeğimizin hazırlıklarına başladık. İlk önce hazır toz maya ile ekmek yaptık, sonra da evde yaptığım ekşi mayalı ekmeğe geçtik.

Mert ve Isabel, senin hamurun mu benim hamurum mu daha iyi olacak diye hamurlarına işaret koydular ve ikisi de sonunda hamurlarının bu kadar güzel mayalanması karşısında hayrete düştüler.

Hepimiz merakla ekmeğin tadına bakmak için sabısızlanıyorduk.

Fazla söze gerek yok, değil mi?

Bu arada ekmekler mayalanırken geçen sürede boş durmamış, pırasa köftesini birlikte hazırlamış ve kızartmıştık. İşte Mert ve Isabel’in  “pırasa köftesi” macerası.

Daha fazlasını oku…

Bayramiç/Yeniköy’de Bir Bayram Günü ve Burcu’yu Ziyaret

02 Kasım 2012

Bayramiç, Çanakkale’ye bağlı yemyeşil bir kasabamız. Yetmişe yakın köyü olan bu kasaba, ülkemizin akciğerleri diye bilinen Kazdağlarının kuzey eteklerinde yer alıyor. Bu köylerden neredeyse en büyükleirnden biri de Muratlar. Adını özellikle madencilere karşı dimdik duruşlarıyla duyuran bu şirin köyün halkı da pek sevecen ve cana yakın insanlar. Öyle ki köye misafir geldiğini duyanlar ağırlamak için birbirleriyle adeta yarışa giriyorlar. Bu köyün içinden geçip yaklaşık iki km. kadar  toprak yolda ilerlediğinizde karşınıza** hane sayısı bir elin parmakları kadar olmayan bir köy çıkıyor ki burası da Yeniköy. İlk gittiğimizde ” dünyanın sonu ” diye adlandırdığımız bu köyde yol birdenbire bitiyor. Yani dünyanın sonu değilse bile yolun sonu gerçekten. Yeniköy’de  ufak ama büyümeye aday bir oluşum var.Burayı tam olarak nasıl adlandıracağımı bilmiyorum ama belki  de büyük bir mutfağı, daha büyük bir derslik ve deposu, ve barınmak için odacıkları ve çevresinde ekili arazileri, keçiler ve kümes hayvanları olan büyük bir köy-evi diyebiliriz.Buradaki en önemli şey aslında buranın sadece bir ev-bir köye evi olmadığı, bir paylaşım platformu oluşu. Belki henüz tam olarak köylülerle olan paylaşımı ideal düzeye ulaşmamış, ancak şehrin ilgisini çeken farklı bir misyon edinmiş bir ekibin kurduğu bir girişim. Bu oluşum iki buçuk yıldır var ve son iki yıldır da, yerelde ekolojik tarım, sürdürülebilir doğa dostu yaşamla ilgili çeşitli çalışmalar yürütüyor. Bu konuda bilgi edinmek isteyenlere http://bayramicyenikoy.com/iletisim.asp den takip etmeleini önerebilirim.

Biz, Yeniköy’ü, Muratlar’ı ve hatta Bayramiç’i kızımız Burcu sayesinde tanıdık. Önceleri, yolumuz düşünce gidebileceğimiz bir yurt köşesi olarak gördüğümüz bu yerler, bir gün Burcu’nun  “Ben galiba Bayramiç’e yerleşmeyi düşünüyorum. Köy hayatını denemek, farklı bir hayat yaşamak, en azından bunu denemek istiyorum.” demesiyle ayrı bir değer kazandılar. Olurdu, olmazdı demeye kalmadan  kızımız, “heryerbenim evimdir” diyerek işinden ve evden ayrılarak Bayramiç’e göç etti 🙂 Bize de onu görmek için bayram tatilini beklemek düştü.

Alışveriş yapıldı, kolilerhazırlandı, bu da gerekir, şu da lazım olur, ay kızımız bunu da sever, şunu özler derken araba tepesine kadar yüklendi. Kalan son boşlukları da Bayramiç pazarından aldıklarımızla doldurduktan sonra Burcu’nun şu sıra yerleştiği Yeniköy’e yollandık. Bir kaç gündür yağan şiddetli yağmurun ardından iyice bozulan köy yolunun sonuna vardığımızda ayağında şalvarı başında çemberiyle Burcu kollarını açmış bizi bekliyordu ama bahçeden içeri girebilmek için önce üzerimize atlayıp bizi tanımaya çalışan Duman’dan izin almamız gerekiyordu. Duygusal anlara pek zaman kalmadığını hemen söylemem gerekiyor, çünkü beslenmeyi bekleyen keçiler, tavuklar, kazlar ve ördekler, köpek ve kediler vardı. Bayramı tatilini değerlendirmek, aynı zamanda köy yaşamını deneyimlemek için Yeniköy’e gelen misafirlerle de ilgilenmek, en azından onlara neyin nerede olduğunu göstermek gerekiyordu. Yerleşkenin ortak yaşam alanı olan mutfakta bizi imece için gelmiş olan gönüllüler karşıladı. Hepsi çok sıcak kanlı gençlerdi. Aralarında küçücük kız çocukarını  beraber getirmiş bir çiftin de olduğunu eklemeliyim.  Hemen kaynaşıverdik. Evden hazırlayıp  getirdiğim patlıcanlı poğaçalar demlediğimiz  çayın yanında neşeyle yendi. Burcu hemen o gün için yapılacakları kısaca, ancak suyun nasıl ekonomik kullanılması gerektiğini ise uzun uzun anlattıktan sonra gönüllü arkadaşlarla işbölümü yaptık. Ben meraklı olanlarla beraber ekmek yapmaya giriştim. İki arkadaş ise akşam yemeğine pişecek ıspanağı yıkamak için bahçeye çıktılar. Beyler mutfaktaki ateşi yapmak için seferber oldular ama odunlar o kadar ıslaktı ki saatler sonunda minicik bir ateşimiz olabildi. Yine de ortamın enerjisi o kadar yüksekti ki ısınmak için ateşe gerek kalmadı. Hep birlikte yoğurup mayaladığımız ekmeğin tadı bir başka güzel oldu. Ispanağı bol soğanla pişirip taze bulgur ekledik.Bol sarmısaklı yoğurtla karıştırdık. Elle kopartılarak yapılan kıvırcık salata ve Bayramiç’in enfes kuru soğanı ile pişirdiğim soğan çorbası da akşam yemeğimizi tamamladı.Bayram tatlımızsa İstanbul’ dan getirdiğim tahinli kuru baklavaydı.Bu arada hiç bir şeyi ziyan etmemeye çalıştık. Çöpleri ayrıştırdık. Sebze çöpleri *”kompost” a gitti. Hamur mayaladığımız tenceredeki  kalıntılar kümes hayvanlarına yem oldu. Ekmek tepsisine yağlı kağıt koyamadığımız için bolca un serpmiştik. Ekmeğimiz pişerken tepside pembeleşmiş olan bu unları bir kavanoza doldurduk ve ertesi gün yaptığımız çorbaya kattık.İşte orada hayat böyleydi. Kimi keçileri güttü, kimi tarlaya gitti,kimi yemek yaptı, kimi de bulaşık yıkadı. Herkese göre iş vardı ve hep olacak.

Bu fotoğraflar da bayramdan kalan anılarımıza eklendi.

Ertesi günBurcu şehirlik giysilerini giydi ve bayram ziyareti için kasabaya gittik. Kızımızı köydeki yeni hayatıyla başbaşa bırakıp şehrimize geri dönmek bizim için kolay olmadı ama  teknoloji sağ olsun! Onu zaman zaman yazmakta olduğu “heryerbenimevimdir.com “dan takip etmeye devam edeceğiz.

Daha nice mutlu bayramlara!

*Kompost , bitkisel mutfak atıklarının, otların, dal, yaprak parçalarının kısacası tüm bitkisel artıkların ve hayvan gübrelerinin bir yere yığılarak çürütülmesinden meydana gelen, doğal bir gübredir.

** Hane sayısında yanılmış olabilirim ancak gördüğümü yazdığımı belirteyim.

Sonbahar Çorbası

30 Ekim 2012

Havaların kararsızlığı giysilerimize de yansıyor. Ya sabah saatlerinin serinliğine aldanıp kalın giyiniyor, öğle saatlerinde üzerimizdekilerden kurtulmaya çalışıyoruz, ya da gün ortası sıcak oluyor diye sabahtan ince giysilerle sokağa fırlıyoruz. Henüz kaloriferlerin yanmadığı evlerin dışarıdan daha serin olduğu bu günlerde bağışıklık sistemimizi güçlendirecek besinlere ihtiyacımız oluyor. İşte bu yüzden, bu hafta sizinle peş peşe sağlıklı çorbalar yapacağız.Bu  çorbalarda özellikle çocuklarımıza yedirmek isteyip de yediremediğimiz yararlı sebzeleri kullanacağımız için bir taşla iki kuş vurmuş olacağız.Bugünkü  tarifim, vücudumuzun duyduğu şeker ihtiyacını da karşılayabilen, vitamin deposu bir çorba tarifi olacak .

 MALZEMELER:

4- 6 Kişilik

2 adet orta boy havuç

1 su bardağı kırmızı veya sarı mercimek

2 adet kırmızı etli biber

1 adet kuru soğan

1 adet portakal

1 parça taze zencefil / yaklaşık 3 fındık boyutunda

1 çorba kaşığı tereyağı /ben 1 çay bardağı kadar buzlukta dondurduğum *süt kaymağını kullanıyorum.

1  1/4 lt. su / suyun bir bardağını sütle veya et suyu ile değiştirebiliriz

1 tatlı kaşığı kimyon

Tuz, karabiber

YAPILIŞI:

Yıkanmış mercimeği, küp kesilmiş soğanı, ince kıyılmış kırmızı biberi ve rendelenmiş havucu, zencefili, kabuğu soyulmuş dilimlenmiş portakalı ve suyu hep beraber tencereye  koyup pişiriyoruz. Ben düdüklü tencereyi tercih ediyorum. Çorbamız pişince el blenderiyle püre haline getiriyoruz. Baharatlarını ve en son tereyağını ekleyip  sıcak sıcak servis yapıyoruz. Çorbamıza eklediğimiz kimyon ve zencefilin faydalarını unutmayalım.

Afiyet Olsun!

*süt kaymağı: Ben çiğ süt kullanıyorum ve her hafta kaynattığım sütün üzerinde birikenkaymağı alıp donduruyorum. O kadar yoğun bir kaymak oluyor ki bunu çoğu kez börek, pilav ve çorbalarda tereyağı yerine kullanabiliyorum.