İçeriğe geç

Tatlı Lor / Ricotta Yapıyoruz

07 Ekim 2011

 Sütçü köşeyi döndü,

Bütün lambalar söndü

Uykunun da keyfi kaçtı

Okul vakti yaklaştı.

 Çocukluğumuzdan hatırladığım bu dörtlük bugün kaç çocuk için bir şey ifade eder, bilemiyorum. İstanbul ve diğer büyük şehirlerde artık yok olmuş bir gelenektir kapıdan süt almak. Evinizde süt taştığını hatırlıyorsanız, siz de kapı sütünü bilenlerdensinizdir. Süt ve sağlıklı süt konusu oldukça kapsamlı ve değişken. Kimileri, illaki pastörize edilmiş uzun süre dayanan bol katkılı sütleri, kimi yine pastörize edilmiş günlük tüketilmesi gereken katkısız sütleri. Bu konuda konuşan çok ama karar sizin. Ben günlük pastörize süt ve bir de zaman zaman sağlıklı olduğuna inandığım yerlerden getirttiğim çiğ sütü kullanıyorum. İçmek, yoğurt veya peynir yapmak için çiğ sütü yeğliyorum. Muhallebiler ve diğer ihtiyaçlarda ise günlük şişe /kutu sütünü.

Evde yoğurt ve peynir yapma ihtiyacı doğunca insan ne yapıp edip işin tekniğini öğreniyor. Yoğun çalıştığım yıllarda ara verdiğim bu tür işlere geri dönmüş olmam şimdi beni çok mutlu ediyor.

Eminim hepiniz bir çok kez lor diye satın aldığınız peynirde benim gibi hayal kırıklığı yaşamışsınızdır. Genelde tuzsuz olanı daha çabuk bozulduğundan tuzlu olanı bulunuyor. Bir de yeni yeni bazı yerli peynir üreticilerinin raf ömrü daha uzun olacak şekilde satışa sundukları lor var ki bunun da fiyatı oldukça pahalı.

Rahmetli anneannem evde kaynattığı süt kesilince hemen o gün bir tatlı yapıverirdi. Oysa en kolay lor yapma yolu da sütün kesilmesi ile oluyormuş. Haydi gelin bakalım bu kolay yol neymiş..

Daha fazlasını oku…

Küçük bir hatırlatma

05 Ekim 2011

Bugünkü yazımı bugüne kadar yayınlanan tüm tariflerden bir hatırlama olmasını arzu ettim. Tarifler bugüne kadar en çok izlenme sırasına göre dizilmiş olup bazılarının yanında mevsimleriyle ilgili küçük uyarılar bulunuyor, çünkü kiminin mevsimi geçmek üzere, kimininki de gelmek üzere. Bu günlerde gerçekten mevsimine uygun sağlıklı beslenmeye önem verenlerdenseniz hele “sebze meyve takvimimi” bir kez daha gözden geçirin ve hatta belki de bir çıktı alıp sık sık göz atabileceğiniz bir yere koyun derim. Çocuklarının sağlığını ve geleceğini düşünen duyarlı annelerin okulların açıldığı şu günlerde, hergün beslenme çantasına ne koyacağını planladığını ve hazır gıdalardan uzak durmaya çalıştıklarını biliyorum. Belki evde yaptığınız “havuçlu kek” veya yine tam buğday unundan evde hazırladığınız “bazlamaların” arasına peynir konularak yapılan sandviçler size yardımcı olacak fikirlerden bazılarıdır. Güz mevsiminde yapılan geleneksel kış hazırlıkları, turşu, tarhana, domates püreleri, tezgahlardaki son meyvelerden marmelatlar. Önümüzdeki günlerde ise evde peynir, sirke yapımı, kış için çorbalar, yaklaşmakta olan Kurban Bayramı için değişik bayram yemekleri ve tatlıları, diet yemekleri, vejeteryanlara tarifler ve çocuklar için atıştırmalıklar, Yılbaşı sürprizleri yayınlanmak için sıralarını bekliyorlar.

Sevgiyle kalın!

Hangi Balık Ne Zaman Yenmeli ?

Sebze-Meyve Takvimi (Sebzeler)

Sebze – Meyve Takvimi (Meyveler)

Annemin Patlıcanlı Böreği  buzluktan her mevsim

Kızartmadan Yapılan Sağlıklı Karnıyarık mevsimi geçmek üzere

Daha fazlasını oku…

Cevizli Kabaklı Köy Eriştesi

03 Ekim 2011

Bugün size hem çok kolay hem de besleyici bir tarif geliyor. Bir taşla iki kuş, hem sebze hem de hamur işi beraber olunca yanına da büyükçe bir salata yaptık mı daha ne isteriz ki? Ancak birçok tarifimde olduğu gibi bu yemeğin de bende bir hikayesi var elbette. Bu yemeği ilk defa yediğim yeri ve yemeği yapanları anmazsam olmaz. Neredeyse on beş yıldır yaz tatilimizin bir kısmını güney sahillerimizin şirin bir beldesi olan Kalkan’da geçirir, akşam yemeklerimizi de genellikle ev yemekleri yapan küçük aile restoranlarında yemeyi tercih ederiz. Hele bir kez bir yeri beğenip de belledik mi illaki gelecek yıl yine orada yenmeli. Servisinden ve yemeklerinden memnun olduğumuz lokantaya gitmediğimiz zaman, adeta onlara ihanet etiğimizi hissederiz. Bu yüzden bazı işletme sahipleriyle aile gibi olmuşuz. İşte bunlardan biri de Kalkan Kaş yolu üzerindeki Guru Restoran. Konukseverlikleriyle ve lezzetli yemekleriyle daha yıllar önce gönlümüzü çelen bu aile restoranında sevdik bu basit ama çok lezzetli yemeği. Bize sevdirdikleri daha pek çok yemek var ama onları yerinde yemek lazım derim…

 Huyum kurusun, bir yemeği ne kadar beğenirsem beğeneyim, kendim uygularken illaki de ufak tefek oynamalar yaparım. Burada da öyle oldu. Orijinalinde eriştenin üzerindeki kabaklar ve cevizler oldukça ince rendelenerek yapılıyor, ben biraz oldukça iri ve dişe gelir şekilde yapmayı tercih ettim. Bu tamamen benim değişiklik arzumla ilgili bir şey.Size tarif ederken pek tabii onların yaptığı gibi tereyağı ile tarif edeceğim ama arzu eden zeytinyağı ile de yapabilir. Sevgili Guru ailesi erişteyi de kendileri kesiyor, tereyağını da kendi hayvanlarının sütünden elde ediyor. İşte eşsiz lezzetin bir diğer sırrı da bu.  Eh ne yapalım “ben de köy eriştesi getirtir yaparım” derken komşularımdan biri, annesinin bu yıl yeni kesip kuruttuğu eriştelerle kapımda bitiverdi. Nazilli deki çiftlikten gelen mis gibi tereyağım da vardı, o zaman “ne duruyorum ki” dedim, “hemen iş başına”. Birisi erişteyi getirdikten sonra yemeği yapmak ne ki?

  Daha fazlasını oku…

Karışık Turşu Yapalım

30 Eylül 2011

Yıllardır o diet bu diet kovalarken en sevdiğim tatlardan uzak kaldığımı fark ettim veee  iki yıldan beri gerisin geri çark ettim. Artık yine eskisi gibi reçeller ve turşular mutfağımdaki raflarına geri geldiler. Ama sanmayın ki öyle kilolarca, ye ye bitmeyecek miktarlarda. Hayır her şeyden azar azar. Atalarımız “azı karar çoğu zarar” demiş ya boşa dememişler. Ben de her meyveden bir-iki ufak kavanoz reçel veya marmelat yapıyorum. Bir de mevsimine göre tadımlık turşular kuruyorum. Mühim olan canımız çektiğinde hemen elimizin altında sağlıklı ve doğal yolla yapıldığını bildiğimiz, içinde katkıların olmadığı ev yapımı çeşniler bulundurmak. Gerçekten, hazır gıda sektörü o kadar genişledi ki neyin nasıl yapıldığını bilemiyorsunuz. Her fiyattan mal piyasada birbiri ile rekabet halinde. Kendi kızlarım gibi dışarıda yoğun çalışanlara diyeceğim yok ama bence onlar da içinde dayanıklılık sağlayan çeşitli katkı maddeleri barındıran yiyecekleri hazır almak yerine büyüklerine yaptırabilirler. Yaşamımıza giren her yenilik sağlığımıza zarar verir nitelikte olduğundan, hiç değilse beslenmemiz konusunda elimizden geleni yapalım derim. Ancak sağlıklı beslenmenin temelinde rafine şeker ile tuzu mutfağımızdan uzaklaştırmak yatıyor. Bu konuda uzun uzun yazıp da başınızı ağrıtacak değilim, hele ki ne şeker eski şeker ne de tuz eski tuz olunca konu iyice derinleşiyor. Bırakalım bunu uzmanlar yazsınlar, biz bugün turşumuzu kuralım.

Daha fazlasını oku…

Armut Tatlısı – Tarçınlı Dondurma Eşliğinde

28 Eylül 2011

Meyvenin bol olduğu aylarda ikram edeceğim tatlıların meyve bazlı olmasını arzu ederim. Mevsime göre önce çilek, kayısı, şeftali, kavun karpuz, vişne, üzüm ve şimdi de incir ve armut sırada. Ardından uzun kış aylarında elma ve portakala mahkum olmadan fırsatı değerlendirip tam zamanı olan meyveleri kullanmak lazım. İsterseniz bazılarını kış için dondurabilir, bazılarını da komposto yapabilirsiniz. Şimdi ise armutların en lezzetli olduğu zaman bence. Ne çok sert ne de yumuşak olan armutları kullanarak tartlar veya tatlılar yapabiliriz.

Ben bugün size ev yapımı tarçınlı dondurma ile sunduğum armut tatlımı anlatacağım. Tabii ki dondurmanın tarçınlı olması, tarçının elma ve armutla çok iyi arkadaş olmasındandır. Yoksa pek tabiidir ki hazır alacağınız vanilyalı veya sade kaymak dondurma da bu tatlıyı tamamlayabilir.

Akça, Deveci, Williams, Santa Maria, Ankara ve Ahlat, 30 a yaklaşan armut türünden en çok adı bilinenelerdir. Hasat zamanları temmuzdan kasıma kadardır ve türüne göre değişir.

-Armutta B1, B2, B3, C Vitamini, folik asit, fosfor, potasyum ve kalsiyum mineralleri bulunur. –

– İdrar söktürücüdür.

-Potasyum açısından zengindir.

-Zayıflamak için diyetlerde yoğurt veya az miktarda buğday ekmeği ile birlikte çiğ veya pişmiş olarak yenebilir.

Gut ve romatizma gibi hastalıklarda da doğal ilaç yerine geçebilir.

.Her gün yenen bir adet armut kanı temizlediği gibi, tansiyonu da düşürücü etkiye sahiptir.

  Daha fazlasını oku…

İncirli Su Muhallebisi

23 Eylül 2011

Kavak inciri, bardacık, morgüz, göklop, sarılop, susak, yediveren, sultanselim, patlıcan, siyah orak gibi daha birçok türü olan incir için boşuna  “Tanrıların meyvesi” dememişler. Günde bir tane kuru incirin özellikle çocuklarımızın sağlığına sayısız faydası var. İncir, kurudukça içerisindeki besin değeri 4 kat kadar artar. Herhangi bir meyve ve sebzeye göre en yüksek lif içeriğine sahip dünyadaki tek meyvedir. Buda demek oluyor ki sindirim sistemi problemi olanlar kişiler için vazgeçilmez bir besindir. Bir bardak süt içine konan kuru incirin ses tedavi ve bakımında son derece etkisi vardır. Taze ve özellikle kuru incirin insan bedeninin hücrelerini yeniler, yaşlanmayı geciktirir.

Sizi bilmem ama ben incir satın aldığımda mutlaka daha eve gitmeden bir iki tanesini yer hem gözümü hem gönlümü hoş ederim. Unutmadan, “Yaş inciri sakın yıkayıp da tadını kaçırmayın lütfen.”  

 Ancak tam da size incir hakkında kendi araştırdıklarımı yazacakken,  Aydın/Nazilli’den Pınar Kaftancıoğlu’nun kuru incir hakkında yazdığı ürkütücü bilgiler elime ulaştı. Hemen kendisinden yazdıklarını sizlerle de paylaşmak için izin istedim, çünkü madem ki konumuz mutfak, o zaman mutfakta kullandıklarımızın da nereden geldiğini, hangi işlemlerden geçtiğini, ne kadar sağlıklı olduğunu bilmemiz en doğal hakkımızdır. İncirin faydalarını ve kuru incir alırken neleri göz ardı etmemek gerektiğini “Pınar Hanım’ ın kaleminden”tarifimin sonuna ekledim. Eğer ilginizi çekerse, okur, belki siz de sevdiklerinizle paylaşırsınız.

Bu kadar faydalı ve lezzetli bir meyvenin tam zamanı olduğundan ben de  bu haftaki tatlımda inciri tercih ettim.

MALZEMELER:

6 adet kavak inciri veya mor incir

1 çay fincanı buğday nişastası

Yarım fincan toz şeker

3 çay fincanı süt

3 çay fincanı su

4-5 adet karanfil ( sadece bu tatlı için kullanıyorum)

1 çubuk bitter çikolata

6 parça ceviz içi

Bir miktar krokan

YAPILIŞI:

 Muhallebi için kullanacağımız suyun birazını bir cezveye alıyor ve içine karanfilleri koyup kaynatıyoruz. Sonra bu suyu süzüp, süt, şeker ve nişasta ile beraber bir çırpıcı yardımıyla  iyice karıştırıyoruz. Daha sonra orta ateşte devamlı karıştırarak koyulaşmasını  sağlıyoruz. Ölçüye sadık kalındığında su muhallebisi tam kıvamında olur ve rahatlıkla kesilebilir.

Muhallebimizi buzdolabında en az bir saat beklettikten sonra istediğimiz şekilde kesip üzerlerini incirle süslüyoruz. Ben incirleri iki yöntemle tatlandırdım ve böylece farklı iki tatlım oldu.

1-İncirleri eritilmiş bitter çikolataya buladım.( Çikolatayı benmaride eritip içine  bir tatlı kaşığı tereyağı kattım)

2 İncirleri karamelize edilmiş şekere batırdım ve bir yağlı kağıt üzerinde soğumasını bekledim.

Kurutulmuş İncir!!!!!!……….

Aydın, incirin en kalitelisinin yetiştiği bölge. Yüzlerce incir işleme tesisi var bu bölgede belki… Piyasa ve satış şartları gereği kurtlanmasının ve bozulmasının önüne geçilmesi gerekiyor mutlaka. Bu da iki yolla sağlanıyor. Birincisi şu:

Tesislere giren incir mor ışığın altından geçiriliyor. Hastalıklı incir mor ışık altında hemen kendini belli ediyor ve ıskartaya ayrılıyor. Kalan incirler ”bandırma” bölümüne alınıyor. İçine bandırıldıkları sıvı Sıvı Peroksit ve ne olduğunu hala öğrenemediğim bir likit. Bu tesislerde çalışmış kızlara soruyorum, sadece ”likit” diyorlar. İşyeri sahiplerine soruyorum, yanıtsız bırakıyorlar bu soruyu. Renk açıcı bir şey olduğu kesin. Siz de taze bir incirle deneyebilirsiniz, herhangi bir ilaç kullanmadan taze bir inciri güneşin altına koyarsanız bir süre sonra sırtının gayet esmer bir renk aldığını görürsünüz. Açık krem ya da beyaz olması olanak dışıdır.

Kuruyemişçilerde gördüğünüz kabukları beyaz, kendisi tertemiz olan incirlerden kesinlikle uzak durmanızı öneririm. Şu Peroksit’e bandırma işinde çalışan işçiler sıkça solunum güçlüğü, ağır zehirlenme belirtileri ile hastanelik olurlar. Konu mahkemelere yansıtılmadan bir şekilde kapatılır. Ege’de, incir yetiştiriciliği yapılan herhangi bir şehrin devlet hastanelerinde çalışan ya da çalışmış bir doktor yakınınız varsa sorun mutlaka, doğrulayıp daha detaylı anlatacaktır.

Elbette tek yöntem bu değil. Çok daha sağlıklı ancak endüstride tercih edilmeyen ikinci bir yöntem daha var. Eskilerin kullandığı bu yöntemde incir, ağacın başında burkulur daldan koparılmadan. Ağacın özsuyu ile ilişiği kesilen bu incirler yedi gün sonra suyunu hayli kaybetmiş, yarı kurumuş şekilde ağacın dibine düşerler. Düşen incir toplanır, birkaç gün güneşin altındaki sergilerde bırakılır. İyice buruşmaya yüz tuttuğunda bakır kazanlarda küllü su kaynatılır. İçine bir avuç kaya tuzu atıldıktan sonra incirler bu suya birkaç dakika batırılır. Çıkarıldıktan sonra iki bez arasında suları alınır, damlara çarşaflar serilir ve incirler buralarda kurumaya bırakılır. Bir hafta kadar da burada kaldıktan sonra kuru kekik ya da defne ile harmanlanıp ”kulaklı” denen sepetlere bastırılır. Kekik ve/veya defne yaprağı kurtlanmayı ve böceklenmeyi engeller. Ancak elbette istisnalar olabilir. Doğal yöntemde incir ve kurt arasındaki bitmeyen savaşta kurtlar da galip gelebiliyor ara sıra… Tuz oranını biraz daha arttırabiliyoruz biz bazen daha güvenli olması için. Tadı size tuhaf gelebilir, çözümü çok basit: Yiyeceğiniz kadar inciri sudan geçirip kaseye koyarsınız o kadar. 🙂

Önemli bir uyarım olsun tam burada. Memleketin her yanından çıkan incir eziği, ıskartası, kıvıl kıvıl kurt kaynayanı ve çürüğü çöpe gitmez; dönüştürülür. ”İncir döneri”, ”incir gofreti” gibi saçma sapan şeyler görürseniz çocuğunuzun elinde, hemen alın ve bir daha asla izin vermeyin yemelerine.  Müşteri için görsellik her şey demek olunca ”ne kadar sarı o kadar alıcı” denklemi oluştu maalesef. Oysa çekirdeksiz kuru üzümlerin kurutulma tekniği de küle batırma idi Anadolu’da yüzlerce yıl… Odun külü ile, çok işe yarar kurutmada… Üzüm çürümez, bozulmaz fakat öyle altın gibi de kalmaz. Koyu kahverengi ve çok leziz olur. Kuru üzüm alırken de çok dikkat ediniz.

Bu metin Pınar Kaftancıoğlu’nun e-mailinden alıntıdır.

Pınar Hanım’ın kuru üzüm hakkında yazdıkları da apayrı bir konu. Başka bir yazımda ona da yer vereceğim.

Fırında Palamut (Kuşu!)Yapalım mı?

21 Eylül 2011

Balık severler “palamutçular” ve “lüferciler” diye ayrılırlarmış derler ama ben her ikisini de  çok sevenlerdenim. Lüfer konusu çok uzun ve hüzünlü bir konu ve gelecek haftaki yazımızda yer alacak o yüzden bugün arada kaynamasını istemem.

Geçende mevsimin ilk çingene palamutunu henüz tam yağlanmamış olmasına aldırmadan alırken, balıkçım pek tabii ki kızartmasını yapmamı tavsiye etti. Ama ben biraz ısrarcılık, biraz yenilik ve değişiklik derken,  palamutu da tıpkı hamsi kuşuyapar gibi hazırladım ve tava yerine fırına attım. Benim kuş biraz martı oldu ama tadına doyum olmadı . Doğrusu evde ne koku vardı ne balık piştiğine dair başka bir iz. Balıkları ayıklatırken omurgasını ayrı kestirdiğimden tabaklarda kılçık da kalmamıştı. Sadece masada “ çok yedim öldüm ama olsun  bir parça daha yok mu” diyerek parmaklarını yalayan aile üyelerimiz. . Hah bu arada palamutun en sevdiğim yeri de bu omurgasıdır. Anneannem palamut kızarttığında başında durur omurgalarını bana gizlice vermesi için türlü numara yapardım.

Palamutun takoz şeklinde kızartması, fırında buğulaması, pilakisi ve yine fırında değişik yemekleri yapılabilir.

Daha fazlasını oku…

Hangi Balık Ne Zaman Yenmeli ?

21 Eylül 2011

Balık avlama yasağı kalkar kalkmaz her yıl olduğu gibi bu yılda çeşitli tartışma platformları oluştu. Zaten son yıllarda aralıksız sürdürülen kampanyalarla denizlerimizde nesli tükenmekte olan balıklara dikkat çekilmekte ama sonuçlar pek de iç açıcı değil. Bir türlü balıkların şahı lüferin avlanabilme boyutu için istenen kararlar alınamıyor. Bu gidişle yok olmuş olan çocukluğumuzun “uskumrusu” nun yanına “lüferi” de eklemeye az kaldı. Biliyıorsunuz boğaz uskumrusu yerine çocuklarımız ithal Norveç uskumrusunu  tanıdılar. Lezzeti tartışılamaz olan lüferi de torunlarımıza ancak fotoğraflardan göstermemek için lüferin henüz yumurtlama erişkinliğine ulaşmamışı olan çinekop ve sarıkanatın avlanmasına ve yenmesine ben de karşıyım. İlişikteki takvimde bu sebeple sarıkanat ve çinekopun yeneceği aylara (x) işareti koydum. Belki böylece ben de bu konuya dikkat çekebilirim. Umarım ileride bu satırları değiştirmek mümkün olur.

Bu takvimde sadece doğal ortamında yetişen balıklardan söz ettim. Yoksa son yıllarda artan çiftlik balıkçılığı sayesinde her daim birçok balığa ulaşılabiliyor ama ben bunları ne öneriyor ne de listeme alıyorum.

Takvimdeki işaretli yerler balıkların en lezzetli ve en yenilebilir olduğu zamanları göstermektedir. Ancak bazı balıkların yılın her ayında yenilebildiğini de görüyoruz.

1.      Taze balığın gözleri parlak ve dışa bombeli olur.

2.      Taze balığın derisi gergin ve parlak olur.

3.      Taze balığa parmakla dokununca meydana gelen çukurluk anında düzelir.

4.      Taze balığı başından tutup kaldırınca kuyruğu aynen tepsideki gibi dimdik havaya kalkar.

5.      Taze balığın solungaçları canlı kırmızı olur. Solungaçlardan aşağı doğru kırmızı sıvı akıyorsa, bunun mürekkep olma olasılığı büyüktür.

6.      Taze balık neredeyse hiç kokmaz.

Balığı saklarken:

Aldığınız balığı hemen tüketmeyecekseniz için iyice temizleyip yıkadıktan sonra az da olsa tuzlayarak saklamanızı öneririm. Balıklar buzdolabında 3 gün, buzlukta 14 gün, derin dondurucuda ise bu süre 3-5 aya kadar saklanabilir. Balığımızı her zaman güvendiğimiz bir balıkçıdan almakta ve bu balıkçının uyarılarına dikkat etmekte yarar var. 

Kastamonu Usulü Yaş Tarhana Yapıyoruz

19 Eylül 2011

Çocukken ağzıma koymadığım, ilk evlilik yıllarımda da nedense hep uzak durduğum, geç tanıdığım ama bugün çok sevdiğim bir tattır tarhana. Yörelere göre yapılışı da değişen tarhana kurutmak Anadolu’muzun her yerinde kış hazırlıklarının başında gelir. Kökeni çok eskilere dayanan bu besin deposunu göçebe Türkler gittikleri her yere yanlarında taşımışlar.

Tarhananın ana malzemesi yoğurttur. Yoğurdu unla, buğday yarmasıyla, bulgurla, nohut ve mercimekle de mayalamak mümkün. Genellikle etli biberler ve domatesle tatlandırılan tarhanaların olmazsa olmazı tarhana otu veya darak dalı denen tohuma bırakılmış dereotudur. Bazı yörelerde domates yerine kızılcık meyvesi de tarhanayı ekşitmek için kullanılır. Soğan, arzuya göre sarımsak, nane, maydanoz ve ayva yaprağı da tarhanaya değişik tatlar kazandıran katkılardır. Saklaması biraz daha özen istese de, yapılışı kuru tarhanaya göre neredeyse çocuk oyuncağı, çünkü büyük şehirlerde tarhanayı hazırlayıp uygun sıcaklıkta ve sağlıklı bir ortamda kurutmak neredeyse mümkün değil. Bu yüzden köylerle bağlantısı olan herkes kendi yöresinden tarhana getirtir bizim buralara…

Eksik olmasınlar, benim de Kastamonulu komşularımın her yıl getirdiği yaş ve kuru tarhanaların tadına doyum olmaz ama açıkçası yaşını daha çok severiz. Bu yıl ben de kendi tarhanamı kendim yapayım deyince yakın komşum Nurhan hemen kolları sıvadı yardıma koştu. Ne de olsa bizim evde hep onun tarhanası yenmiştir. Kendi hazırladığı darak dalı, Nazilli’ den çiftlikten gelen çörtük ve onların tarhana otu, tam yağlı bir yoğurt  ve diğer malzemeleri hazırladık ve işe koyulduk. Tabii bolca acı biberi de unutmadık. Daha fazlasını oku…

Kızılcık Reçeli & Şerbeti

16 Eylül 2011

“Geliyor kızılcık sopası”, “Kan kustu kızılcık şerbeti içtim, dedi” Nedir bu kızılcık, hem sopası var hem de şerbeti.Eskilerin deyimiyle korkusuz haylazlar için “hiç kızılcık sopası yememiş ” denirdi, meğer ki kızılcık ağacının dallarının sertliği ve sağlamlığından dolayı bu ağaçtan yapılan sopayı yiyen acısını unutamayacağı anlatılırmış. Hele üzüntüsünü, kahrını saklamak isteyenlerin kızılcık şerbetinin renginin ne kadar kırmızı olduğuna vurgu yapması dilimizdeki bazı hoşluklardandır.

Sadece eylül ve ekim aylarında tezgahlarda görülebilen buruk tadıyla ve güzel rengiyle dikkat çeken ve yendiğinde ağıda buruk bir tat bırakan bu meyvenin faydaları pek çoktur. Mutfak eczanesinin kıymetli bir üyesi olan kızılcıktan ister reçel ister şerbet yapın ama dolabınızda bulundurun derim.

Kızlıcık ağacının kabukları kaynatılıp içildiğinde ateş düşürücü etkisi vardır ve menopozda faydalıdır.

 Kanın pıhtılaşmasını sağlar.

Böbrek taşlarının düşmesine yardımcı olur.

Kızılcık ağacının kabukları ishali kesmeye yardımcı olur ama meyveleri ishal yapıcıdır.

Yaprakları ezilip yaraların üzerine sürülürse iyileşme sağlar.

Kızılcık suyu uykusuzluğa iyi gelir. Vücut direncini arttırır.

Bağırsak ve ağızdaki yaralara iyi gelir.

Mikrop öldürücüdür.

Allerjileri azaltır.

 

 

Kızılcık Reçeli:

Daha fazlasını oku…