İçeriğe geç

Çocuklar için sağlıklı beslenme/Evde Hamburger ekmeği yapalım

12 Eylül 2012

 

Anette’nin Elmalı Payı ile Yeşim’in Yazı Evine Ziyaret

10 Eylül 2012

Çocukluk hayallerimi, bir gün oturacağım evin bahçesinde bir elma ağacının olacağı düşüncesi süslerdi. Kocaman bir elma ağacım olacaktı ve ben dallarından kopardığım elmaları, ağacımın altında kitap okurken keyifle yiyecektim. Bugün, oturduğum apartmanın bahçesinde tam otuz yıldır her gün biraz daha büyümekte olan bir elma ağacımız var. Yıllar içinde o kadar büyüdü ki, artık balkondan elimi uzattığımda dallarına yetişebiliyor, canım isterse bir meyvesini kopartabiliyorum. Tamamen doğal ortamda, ilaçlama yapılmadan, kendiliğinden oluşan bu meyvelerin bazılarında haliyle minik misafirler de olabiliyor ama bu bizi pek rahatsız etmiyor doğrusu.

Bu yıl elma ağacımız, üzerinde oluşan yüzlerce meyveyi taşıyamaz oldu ve birçoğunu yere döküverdi. Tabii gelen geçen çocuklara da gün doğdu. Onlar yere düşenleri, biz de erişebildiğimiz dalları topladık.Elmaların bir kısmını sos, bir kısmını da reçellerime katmak üzere ayırdım. Birazıyla da hemen sirke kurdum. Kalanlarla mutfakta bakışırken, ertesi gün sevgili Yeşim’in Yazı Evi’nde (http://yesimcimcoz.com/yazievi/)bir çalışmamız olduğu aklıma geldi ve hemen oraya götürmek üzere bir elmalı pay yapmaya karar verdim. Tariflerimi karıştırırken yıllar önce Almanya’da evlerine misafir olduğum Anette’nin, “ Scwaebischer Apfelkuchen” “ elmalı pay” tarifinde karar kıldım.Bugün size hem bu tarifi vermek hem de yaptığım elmalı payı götürdüğüm yazı evinde geçirdiğimiz o çok güzel saatlerden söz etmek istiyorum.

İsterseniz önce tarifi vereyim ama yazımın sonuna kadar okumanızı özellikle öneririm.

MALZEMELER:

26/ 28 cm. çapında çemberli kalıp

Hamur için: 250 gr. un/ ben tam buğday unu kullanıyorum

125 gr. yumuşak tereyağı

3 çorba kaşığı toz şeker

1 yumurta

½ çay kaşığı karbonat veya kabartma tozu

Üzeri için:

5-6 adet orta boy elma,

75 gr. kabuğu ayıklanmış tatlı badem

3 yumurta

125 gr. toz şeker

200 ml. çiğ krema

½ çay kaşığı halis vanilya tozu

1 limonun kabuğunun rendesi

Eğer varsa 2-3 damla acıbadem esansı (büyük marketlerde minik şişeciklerde bulunuyor)

pudra şekeri

Daha fazlasını oku…

Kalkan/Guru’nun yerinde turistler için hazırlanmış bir yemek kursuna misafir aşçı oldum.

03 Eylül 2012

Eşsiz bir  tatil beldemiz Kalkan, bundan onsekiz yıl önce tanımış olduğum. Gündüz serin ve berrak denizi ipekli bir elbise olur, sarar bedeninizi,  geceleri ise gökkube  yıldızlarla bezenir, atlas bir yorgan olur üzerinize. Begonvillerle ( bu ağaca bugenvil de denebiliyormuş)süslü daracık sokakları ile tanınan bu şirin beldemiz, şimdilerde İngilizlerin akınına uğramış durumda. Yaz, kış nüfusun çoğunluğu İngiliz! Çünkü, Kalkan’da yerleşik yaşayan birçok yabancı aile var. İşin bu kısmı biraz iç acıtıcı ama ben bugün bu konuya dalmak istemiyorum. Bir başka yazıda Kalkan ve Kaş’ta insanın bazan kendisini, kendi ülkesinde nasıl bir yabancı gibi hissedebildiğinden söz edeceğim. Kalkan’a ilk gittiğimiz yıl, bulunduğumuz Clup Patara Evleri’nden çıkıp, Kaş istikametine doğru giderken hemen hemen iki ,üç dakika sonra yolun kenarına çıkmış gelen arabalara el sallayarak aile bahçelerine kahvaltıya buyur eden, biri erkek diğeri kız iki küçük çocuğun görüntüsü bugün hala gözümün önündedir.Kendileriyle tanıştığımız o günden sonra her yıl Kalkan’da geçirdiğimiz onbeş gün boyunca ev yemeği ve mantı  istediğimizde “Guru’nun yeri”ne, o sevimli ve çalışkan aileye konuk olduk. İlk yıl bize el sallayan onüç yaşındaki Duygu ile o günlerde henüz sekiz yaşında olan Hüseyin’in büyük gayret ve çalışkanlıkla, bugün işletmeyi getirdikleri durum göz ardı edilemez ama,  kim ne derse desin, bu aile  işletmesinin baş kahramanları da anne ve babaları.Bugün Kalkan’da halen ev yemeği yiyebileceğiniz en iyi ve tek yer olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu aile ve işletmelerini, anlatmak değil yerinde tanımak gerek bence, diyorum ve bugünün konusuna geçmek istiyorum. Unutmadan not etmeliyim ki birçok kişi babalarının lakabı olan “guru” yerine buraya “kurunun yeri”  veya” mantıcı kuru”da diyor.  Bu yüzden internette her iki isme de rastlayabilirsiniz.Guru’nun yerinde iki yılı aşkındır yabancılara yemek kursu veriyor Hüseyin. Hem aşçılık hem de öğretici aşçılık belgesi var.Mükemmel ve kıvrak  İngilizcesi ve son derece zeki ve esprili kişiliğiyle, restoranlarına bağladığı müşterilerinin bazılarına yemek yapmayı da öğretiyor.Guru’s Place Restaurant & Cookery School kalkan / turkey

Bu yıl ben de onun bir kursunda bulunup fotoğraf çekmek ve bu sayfaya taşımak istediğimde, Hüseyin bana farklı bir teklifle geldi ve bir kursunda kendi blogumdan dikkat çekebilecek bir yemeği konuklara benim öğretmemi rica etti. Birlikte blog sayfalarını inceleyip, sonunda  “zeytinyağlı ekşi elma dolması” yapmaya karar verdik. Yemeğin tarifinde ufak  bir değişiklik yaptık  ve elmaların bir kısmına karides de ekledik, doğrusu pek yakıştı.Şimdi size bu günü fotoğraflayla anlatmak istiyorum.

Sabah, Hüseyin ile beraber  Andy/23 ve Amy/22 yaşlarındaki müşterilerini almaya Kalkan’a gittik. Her ikisi de Londra’dan gelmişler ve on günlük tatillerinin bir gününü,( internetten gördükleri), Hüseyin’in bu aktivitesine ayırmaya karar vermişler.Günlerden perşembe olduğundan, Hüseyin alışveriş için Kalkan pazarını seçti.  Böylece misafirlerimizle pazara yollandık. Gereken malzemeleri berberce aldık.Ekşi elma, soğan,pirinç, dereotu, kuşüzümü, dolma fıstığı, tarçın ve diğerleri…Andy ve Amy’nin dikkatini en çok baharatçının tezgahı çekti ve ben de onları orada fotoğraflayıverdim.

Hüseyin, restoranın, üzeri kapalı olan kışlık bölümünü, bu kurs için yeniden, özel olarak düzenlemiş. Misafirlerimizle beraber, restorana geldik, aldıklarımızı, yemeği pişirmek üzere hazırladık, önlükleri giydik ve tezgahın arkasından  Hüseyin’in Nikon’una poz verdik. Sevimli misafirlerimizle önce elma dolmasının içini hazırladık. Soğanları rendelerken ikisi de bayağı gözyaşı döktüler. Aslında Amy de soğan ayıklanırken ağızda bir metal yemek kaşığı tutulursa göz yaşarmadığını biliyormuş, ama bunu denemek istemedi her nedense göz yaşı dökmeyi tercih etti. Andy ise dereotunu ince ince doğrama konusunda hiç de fena değildi.

İkinci aşama olarak elmaların içleri boşaltıldı. Bu işi pek de kolay olmadı, ama sonuç harika!

    Her ikisi de elmaları boşaltmak için bıçaklar ve kaşıklarla saldırdılar.                                                                                                   

                                                                                                       Amy işi kavramış görünüyor

Elmaların içini doldurmadan önce bir miktar karidesi az baharatla soteledik ve pişirdiğimiz dolma içinin yarısına ilave ettik. Elmalarımızın bir kısmının karidesli olmasını istemiştik. Ve ardından elmaları doldurma işlemine geçildi.

                       

Ardından yemeğimizi su ve yağını ekleyip fırına verdik.

Heyecanlı bekleyiş sırasında Hüseyin misafirlere tel peynirli göbek salata yaptırdı. Andy bu işi pek beğenmiş gibi.

İlk tabağı örnek olarak süslüyorum ve şimdi sıra misafrlerde. Ama o da ne! Amy pek iştahlı maşallah,iki elmayı tabağına sığdırmış bile…

Bütün tabaklar hazır olduğuna göre sıra Nikon’a poz vermeye geldi. Ardından Hüseyin’in açtığı serin “rose” eşliğinde yemeğimizi afiyetle yedik. Ben de misafirlerin bu mutlu anını kaçırmadım ve bir hatıra fotoğrafı da benim makineme giriverdi.Bu sayfada yer aldığınız için, teşekkürler Guru’nun yeri ve teşekkürler Hüseyin Kayır.

                                                Bir gün sizin de Kalkan’a yolunuz düşerse onlara bizden selam söylersiniz değil mi?

                                                                                                               

Yulaf Kepekli zeytinli gevrek

28 Ağustos 2012

Bugünkü yazımı eşsiz bir tatil yöresi olan Kalkan’dan yazıyorum ve plaj çantamda, kitap okurken bana eşlik eden, kendi yaptığım, bir kutu yulaflı gevreğim var.Daha önce tarifini verdiğim çavdarlı çıtır çubuklardan yola çıkarak hazırladığım yulaflı  gevrekleri çok seveceğinizi sanıyorum. İş yerinize, tatile veya alışverişe giderken yanınıza alabileceğiniz sağlıklı ve tok tutucu bu gevrekleri bir kere yapınca uzun süre bayatlamadan saklayabilirsiniz.

 

MALZEMELER:

 1 su bardağı yulaf kepeği

1 su bardağı organik çavdar unu

1 su bardağı organik tam buğday unu

1 ½ su bardağı ılık su

1 tatlı kaşığı dolusu toz maya

4 çorba kaşığı zeytinyağı

1 çay kaşığı tuz

1 avuç kadar ayıklanmış,ufak kesilmiş siyah zeytin

1 adet minik minik kıyılmış taze kırmızı biber

1 tatlı kaşığı iri dövülmüş kişniş

1 tatlı kaşığı kuru biberiye

YAPILIŞI:

Tıpkı çavdarlı çıtır çubuklarda olduğu gibi tüm malzemeyi karıştırıp mayalanmaya bırakıyoruz. Yaklaşık bir saat sonra hamurumuzu ikiye bölüp yağlı kağıt üzerinde oklavayla en fazla ½ cm. kalınlığında  açıyoruz. Kolaylık olarak, hamuru iki yağlı kağıt arasında açmanızı önerebilirim.

On dakika kadar beklettikten sonra hamur ruleti veya bıçakla istediğimiz boyutta kareler çiziyor ve 180 dereceye önceden ısıtılmış fırında hamurlarımız gevrek bir hal alana kadar yaklaşık 30 ila 40 dakika arası pişiriyoruz. Mümkünse kapalı fırında soğuyana kadar bekletiyoruz.

Gevrekler iyice soğuduktan sonra kapaklı bir kavanozda 3-4 hafta tazeliğini koruyacaktır.

Afiyet Olsun!

Ayışığı Usulü Fırında Bamya

23 Ağustos 2012

Bugün size vereceğim tarifin kaynağı Ayvalık Cunda’da sadece beş odası olan bir butik otelin sahibesi Hülya Hanım’dan. Aslen İzmirli olan Hülya Hanım ve Ayvalıklı eşi Bülent Bey’in ve cana yakın çocuklarının ev sahipliği hakkında ne yazsam az gelir. Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır. Bu kadar söylemekle yetineceğim. Kendileriyle yanlız iki  gün beraber olduk ama bundan sonra sık sık konukları olacağımıza eminiz.

Hülya Hanım otelde sadece sabah kahvaltısı veriyor ama kahvaltıda sabah erkenden yaptığı nefis hamur işlerini eksik etmiyor. Sofradaki zeytinler bile kendi elleriyle hazırladığı zeytinler. Reçelleri anlatmaya zaten gerek yok. Kendisiyle yemek üzerine  sohbet ederken, bize bu tarifi verdi. Ben de sizler için pişirdim, yedik ve çok beğendik. Son derece sağlıklı ve hafif bir ana yemek. Üstelik manzarası da sofralara layık. Hülya Hanım bu yemeği yuvarlak bir tepside pişiriyormuş ama ben farklı bir kap kullandım. Bakalım, kendisi yemeğimi nasıl bulacak!

Tekrar teşekkürler, Hülya Hanım!

MALZEMELER:

6 kişi için

1 kg. bamya( uzun olanları tercih edebilirsiniz)

2 veya 3 adet orta boy patates

2 veya 3 adet orta boy kuru soğan

2 veya 3 adet küp kesilmiş domates( Hülya Hanım’ın dediğine göre domates küpleri pişerken erimemesi için çok ufak olmamalı)

1 adet limonun suyu( Ben limon suyunu çok çok az, bamyanın rengini açacak kadar  koydum, onun yerine koruk ekledim.

½ su bardağına yakın zeytinyağı

2 ½ su bardağı kadar su( gerekirse ılık su eklenebilir)

Arzuya göre 1 tatlı kaşığı biber salçası veya bir miktar domates sosu

Tuz

Et olarak arzu edilen miktarda kuşbaşı tavuk, hindi, kuzu eti olabilir. Ancak bu etlerin önceden bir miktar pişmiş olması gerekir. Hülya Hanım et yerine tuz ve biberle tatlandırılmış kıyma topçukları yaptığını söylemişti. Ben de bunun üzerine elimde hazır olan köfte hamurumdan minik topçuklar yaptım ve bunları çiğden yemeğime ekledim Doğrusu köfteler yemeğime lezzet kattılar.

YAPILIŞI:

Bamyaları önce yıkayıp sonra dikkatlice ayıklıyoruz. Bu konuyu uzun uzadıya koruklu bamya tarifimde yazmıştım.

Küp domatesler, limon suyu ve biraz tuzla bamyaları kullanacağımız kabın içinde harmanladıktan sonra tepsinin ortasına gelecek şekilde elma dilimi gibi kestiğimiz çiğ patates ve soğanları fotoğrafta da görüldüğü gibi bir çiçek görüntüsü verecek şekilde diziyoruz. Et veya kıyma toplarını üzerine serpiyoruz. Ben ortaya korukları da ekledim.

Zeytinyağlı ve domates püreli suyumuzu yemeğin üzerine döküp,üzeri kapalı olarak ocakta 15 dakika kadar tıkırdattıktan sonra önceden 200 dereceye kızdırılmış fırında üzeri açık olarak, taa ki bamyaların üzeri pembeleşene, tarif sahibinin ifadesine göre mümkünse kızarana kadar pişiriyoruz.

Bamya henüz pazardayken denemenizi öneririm.

Afiyet Olsun!

Evde Yapılabilen Pratik Döner

21 Ağustos 2012

Bu tarif de rahmetli anneannemin zamanından kalma olup çocuklarımı büyüttüğüm dönemde pek işime yaramıştır. Siz de sağlıklı ve her an elinizin altında bulabileceğiniz bu döneri yaparak çocuklarınıza ufak sürprizler hazırlayabilirsiniz. İster pideyle, ister lavaşla isterseniz kızarmış patates veya pilavla vereceğiniz ev döneri hem ekonomik hem de pratik bir yemek olacaktır. Denemenizi öneririm.

MALZEMELER:

4 kişi için

2 dilim dana şnitzel / yaklaşık 350 gr. kadar (dananın tranç kısmından kestirip incecik dövdürmenizi öneririm)

200 gr.dana /kuzu karışık kıyma

Tuz, karabiber

YAPILIŞI:

Fotoğraflarda görüldüğü  gibi etimizi, tuz,karabiberle tatlandırdığımız kıymamızla beraber sıkıca  sarıyoruz.En az bir gece dondurduktan sonra, kullanmadan 20 dakika kadar önce dışarı çıkartıp, incecik dilimleyip yağsız tava veya seramik tavada alt üst çevirerek pişiriyor ve arzu ettiğimiz şekilde servis yapıyoruz.

Afiyet Olsun!

Bu Bayramda Soframıza Gelebilirler

17 Ağustos 2012

İster et, ister kümes hayvanı, ister balık olsun, sofranızda neşe ve mutluluk olsun. Hepinize nice,mutlu bayramlar dilerim.

Hindi Tandır

Rulade

Levrek Sarma

 Saray Köfte

Kolay Beğendi

Haluş’un Fincanda Güllacı / Bir Ramazan Klasiği

10 Ağustos 2012

Mutfak penceremden bakanlar, Haluş’un kim olduğunu bilirler, çünkü O, blogumdaki ilk yazımın konuğu olmuş, çok yakında kaybettiğimiz sevgili komşumuzdur. Daha önce de sözünü ettiğim gibi bazı yemek ve tatlıları onun tarifiyle vereceğimi belirtmiştim. İşte bugün sırada Haluş’un yaptığı gibi fincanda güllaç var. Rahmetli defter tutmadığı için elimizde yazılı bir ölçü de yoktu ama Haluş’un kızı, benim can dostum, Seyhan ile beraber, aynı onun yaptığı gibi bir güllaç yapmaya niyetlendik. Hatırladığımız gibi malzemeleri hazırladık. Seyhan, aklında kaldığı kadarıyla annesinden gördüğü usulde, güllaçları avucunun içine koyduğu fincanın içinde tanelerken, ben de fotoğraf çektim. İftara kadar soğuttuğumuz güllacımız, akşam midelerimizi şenlendirdi. Sanırımhem yapar hem yerken kendisini o kadar andık ki Haluş’un da ruhu şad olmuştur. Ancak özellikle ben daha sağlıklı yapacağım diye şeker ölçüsünü değiştirdiğim ve yarı yarıya bal kullandığım için bana biraz bozulmuş olabilir. Affedersin Haluşçuğum!

Güllacın Ramazanla birlikte anılmasının ve iftar sofralarının gözdesi olmasının sebebi, mideyi rahatsız etmeden, oruçla birlikte düşen kan şekerini normale getiren hafif bir tatlı olmasıdır. Ayrıca içinde bulunan vitaminler sayesinde bağışıklığı da güçlendirir. Söylemlere göre,  mutfağımıza Osmanlı’dan gelen bu tatlının ana malzemesi olan nişasta yufkası, ilk kez on beşinci yüzyılda mısır nişastasından yapılmış. O zaman açılan bu yufkalar kuruyunca halk bunları süt ve şekerle ıslatıp yermiş. Daha sonraları nişastanın kokusunu, süte eklenen azıcık gül suyu ile değiştirmişler ve böylece “güllü aş” yani “güllacın” temelini atmışlar. Sonraları bu tatlı fındık,ceviz, badem gibi yemişlerle zenginleştirilerek Ramazan Ayı’nın aranan tatları arasına girmiş. Genellike tepsi içinde börek yapar gibi kat kat döşenirse de bizim yaptığımız gibi yapanlar da çoktur. Bu arada güllaç tatlısı pastaneler tarafından epey değişikliklere uğramış, muhallebilisi,muzlusu, çileklisi gibi değişik versiyonları da yapılmaktadır. Ancak sanırım bu yaz sıcaklarına en yakışan değişiklik de dondurmalı güllaç olmuştur.

MALZEMELER:

1 paket güllaç/ yaklaşık 10-12 adet güllaç yufkası

2 ½ kg süt

1 su bardağı şeker ve 1 su bardağı bal ( Bal kullanmayacaksanız 3 su bardağı şeker hafif bir tatlı için kafi geliyor)

BİLGİ İÇİN: Klasik tariflerde ve güllaç paketlerinde 3 kg süte 1 kg şeker olarak verilen ölçü  fazla tatlı oluyor ve hazırlanan sıvı da  artabiliyor.

3 su bardağına yakın dövülmüş iç ceviz veya arzu edenler fındık veya badem kullanabilirler.

½ kahve fincanı veya arzuya göre daha fazla gülsuyu gülsuyunu azar azar katıp tadını kontrol etmekte yarar var bazen gülsuyu çok güçlü olup acılık verebilir.Kullanacağınız gülsuyunun gıda için uygun olduğunu kontrol etmenizde yarar var.

Süslemek için 1 çay fincanı Antep fıstığı tozu

Mevsime göre nar taneleri veya kiraz şekerlemesi

Avucunuzda şekil verebilmek için ağzı açık dibi dar olan bir çay fincanını kullanabilirsiniz.

Daha fazlasını oku…

Çavdar,yulaf ve tam buğday unu ile evde yapılan lavaş ve kendi lavaşımızla kolay lahmacun

07 Ağustos 2012

Herkesi çıldırtan şu sıcak günlerde ben de çıldırmış olmalıyım ki birden bire evde lavaş yapmaya karar verdim ve nedense bu defa pek ustası olmadığım gibi yuvarlak yufkalar açmaya niyetlendim. İnsan mutfak konusunda bilgi sahibi olabilir, güzel ve değişik yemekler yapabilir ama  güzel yufka açmak konusunda özel bir becerisi olmayabilir. İşte ben kendimi her zaman bu sınıfa sokmuşumdur. Açabildiğim en büyük yufka dikdörtgen şeklinde ve ancak 20 cm /30 cm büyüklüğünde olmuştur. Bir türlü yuvarlak hamur açma konusunda kendimi zorlamamışımdır.  Buyüzden, işin ustalarının belki yarım saatte yapacağı işi ben ancak bir saatte yaptım. Bir de benim yufkalarımın çapı ancak 20 cm. olabildi. Ama sonuçta elimde 18 adet yuvarlak benzeri lavaşım oldu. Hem de öyle böyle değil, gayet sağlıklı ve lezzetli lavaşlar. Çünkü organik çavdar ve tam buğday ununa kattığım yulaf kepeği ile lavaşlarım hem gevrek hem de lezzetli oldular.Ancak yuvarlak yufka açmak için biraz daha çalışmama gerekecek sanırım. Bir kısmını derin dondurucuya kaldırdığım lavaşlarımın diğerleriyle iftar için hemen bol kıymalı ev lahmacunu yaptım. Eh, bu durumda bunu sizlerle paylaşmak da boynumun borcu oldu.

MALZEMELER:

Yaklaşık 18 adet 20 cm. çapında lavaş için

1 su bardağı yulaf kepeği

1 ¼ su bardağı çavdar unu

1 ¼ su bardağı tam buğday unu

2 ¼ su bardağı ılık su

1 tatlı kaşığı toz maya

1 çay kaşığı toz şeker

1 çay kaşığı tuz

Ayrıca hamuru açmak için bolca tam buğday unu

YAPILIŞI:

Un,su,maya ,tuz ve şekerle aynen ekmek mayalar gibi hamurumuzu mayalıyoruz. Bir saat kadar ılık ortamda üzeri streçle örtülü beklettikten sonra hamurumuzu bolca un serpilmiş tezgahın üzerine minik yumrulara böldüm. Daha sonra her bir yumruyu oklava veya merdane ile açtım. (hangisi kolayınıza gelirse) İşimi kolaylaştırmak için iki tavayı birden ısıttım ve lavaşları fotoğraftaki gibi merdane yardımıyla tavalara aldım. İki tane pişerken ben diğerlerini çmaya devam ettim. Bir yandan da lavaşlarımı ters yüz ettim. Burada dikkat edilmesi gereken bir şey ateşin kesin çok hafif olması ki lavaşlarınızı kavrayıp sertleştirmesin. Lavaşlar” yaklaşık 5 dakika” alt üst çevirerek pişirdim ve üst üste dizdim.  Ben lavaşlarımın bir kısmını daha sonra pratik pizza yapmak üzere dondurdum. Bir kısmıyla da hemen lahmacun yaptım. Gelin isterseniz şimdi bir de lahmacunuma göz atalım. Daha fazlasını oku…

Anneannemin “Ramazan Kebabı”

03 Ağustos 2012

Şimdi ,“ Biz çocukken her köşede bir kebapçı yoktu ki,”  diyeceğim, yaşım ortaya çıkacak. Ama, gerçek bu. O zamanlar, değil kebap, dışarıda yemek yemek için bile bir sebep olmalıydı. Kebap dedik mi hemen Bursa’nın meşhur İskender Kebapçısı akla gelirdi. İstanbul’da ise Beyoğlu’ndaki Hacı Baba Kebapçısı, Nişantaşı Tatbak ve diğer sayılı birkaç kebapçı bilinirdi. Tabii bir de Florya’daki Beyti ‘yi unutmamak lazım.

Şimdiyse adını sayamayacağım kadar çok kebapçı ve bunların zinciri olan şubeleri,mahalle aralarından tutun da alışveriş merkezlerine kadar her yere yayılmış durumdalar. Buna rağmen İstanbul’da iftarını bir kebapçıda yapmak isteyen vatandaşların önceden yer ayırtmadan yer bulması neredeyse mümkün değil. En azından benim başıma geldiği için böyle olduğunu düşünüyorum.

Büyüklerimiz ne yapıp ne öğrettiyse çoğu kez doğrusunu yapmışlar. Mutfakta ekonomiyi de bizlerden kat kat iyi bilirlermiş. İşte bunun en güzel örneklerinden biri de, Ramazan ayının olmazsa olmazı “pide” den sofrada artanlarının, anneannemin elinde nefis bir kebaba dönüşmesiydi. Rahmetli, bu pideleri  minik şeritler halinde keser ve buzdolabında en fazla bir iki gün bekletir, “ malum derin dondurucular henüz yoktu” sonra da, iftara Mehlika Sultan Kebabı yapıverirdi. Bir yanda pideler hafifçe kızarır, üzerine sıcak et suyu dökülür, diğer yanda köfteler veya *ev dönerimiz pişer, üzerinin sosu ve sarmısaklı yoğurdu hazırlanır. Son anda tereyağı kızdırılır ve o sırada zaten top atılmıştır. Buyrun sofraya!

**Mehlika Sultan’ın kebabı için malzemeler:

4 kişilik

1 adet bayatlatılmış Ramazan pidesi ( iki üç gün boyunca sofradan artanları dolapta bekleterek elde edebilirsiniz, ya da istediğiniz kadarı buzlukta saklayabilir, Ramazan’dan sonra da kullanabilirsiniz.)

Pideleri ıslatmak için 2 su bardağına yakın, suyla inceltilmiş et suyu

 350 gr. köftelik kıyma

50 gr. bayat ekmek içi

Yarım kuru soğanın ve arzuya göre 1 diş sarımsağın rendesi

1 çay kaşığı kimyon,1 çay kaşığı karabiber, 2 çay kaşığı tuz

Sosu için:

2 adet irice domatesin rendesi

1 tatlı kaşığı biber salçası

2 çorba kaşığı sıvı yağ veya tereyağı

Arzuya göre acı pul biber

1 ½ su bardağı kadar sarımsaklı veya sade yoğurt

 Üzerine dökmek için bir miktar kızdırılmış tereyağı

Daha fazlasını oku…