Susamlı Kahvaltı Pidesi
Anneler Günü hakkındaki düşünce ve dileklerimi 12 Mayıs Pazar gününe bırakıp, biraz tatil sabahları dışarıda yapılan kahvaltılardan söz etmek istiyorum.
Diğer büyük şehirleri bilemiyorum ama artık İstanbul’da değil özel günlerde neredeyse hiçbir Pazar sabahı dışarıda kahvaltı etmek mümkün olmayacak. Çünkü, ya sabah işe gider gibi kalkıp yola koyulmak gerekiyor ya da önceden rezervasyon kabul eden bir yere yer ayırtmak. Bahar aylarından itibaren buna bir de trafik eziyeti ekleniyor, ardından da park yeri telaşı başlıyor. Hele Boğaz’a inmişseniz arabanızı kesinlikle bir valeye teslim etmeniz gerekiyor. Doğrusunu isterseniz eğer biz bir Pazar kahvaltısında sevdiklerimizle bir araya geleceksek önceden evde bir şeyler atıştırıyoruz. Aksi halde insan saydığım bu sıkıntılı başlangıçtan sonra hayli geriliyor ve açlıktan iyice sabırsızlaşıyor. O niye yok, bu niye geç kaldı, çayım soğuk gibi sesler yükselmeye başlıyor. Ne uzun bir girizgah oldu değil mi bugünkü. İllaki evde oturun kahvaltınızı evde yapın diye bir baskı hissetmenizi istemem ama bu güzel pazar gününü evde geçirecek olanların kahvaltı sofraları için bugün ve yarın birkaç tarif vermek istiyorum. Bu günkü tarifimi yıllar önce merhum Arman Kırım’ın gazete yazılarını takip ederken öğrendiğim kahvaltı pidesinden esinlenerek hazırladım. Tadına doyum olmuyor ve gerçekten geleneksel Türk kahvaltı sofrasında bulunan ( reçeller hariç ) her şeyi bir arada sunmanızı sağlıyor. Arzu ederseniz farklı malzemelerle ana yemek olarak da sunulabilir. Bu tür bir kahvaltı gerçekten içinde herşeyi kapsadığı için yanında fazla bir şey aratmayacaktır.
MALZEMELERİM:
4-6 simit pidesi için (Bu pidelerin boyu büyük gelirse küçültüp sayıyı artırabilirsiniz.)
Hazırlık süresi: Toplam 2 saat
Hamuru için:
2 su bardağı tam buğday unu (eleyerek kullandım)
1 su bardağı oda sıcaklığında su
1 çay kaşığı tuz,
2 çay kaşığı instant kuru maya (Yuva marka tercih ediyorum)
Üzeri için :
2 çorba kaşığı sulandırılmış doğal pekmez
3 çorba kaşığı kadar susam
İçi :
Kişi başına bir adet yumurta
3 adet ufak boy domates
1-2 adet yeşil biber
Arzuya göre biraz sucuk( veya pastırma)
2-3 kibrit kutusu kadar beyaz peynir
2-3 kibrit kutusu kadar dil peyniri
8-10 adet ayıklanmış siyah zeytin
Bir miktar kekik ve biberiye
Yalancı Karaorman mı? Yalancı Cheesecake mi?
Bahar aylarında başlar doğum günü kutlamaları bizim evde. Baharda başlayıp yaza uzanır gider. Hep yazdığım için sizler de bilirsiniz ki bu kutlamaların pastaları benim elimden çıkar genelde. Çikolatalısı, meyvelisi, bisküvilisi, bezelisi, dondurmalısı, çeşit çeşit. Bazen evde bulabildiğim malzemelerle yaratılan gerçekte yazılı tarifi olmayan bir pasta.
Bugün yine acil olarak evdeki malzemelerle, yani özel bir alışveriş yapmadan bir pasta yapmam gerekti. Hemen dolaplarda neler olduğuna bir baktım. Süt var, nişasta var, şeker zaten var, kakaolu bisküvi var, aaaa bir de donmuş vişnem varmış. Birden gözümün önünde yalancı bir “Karaorman Pastası” beliriverdi. Ya da yalancı bir cheesecake. Biraz ondan biraz bundan, öyle mi yapsam böyle mi derken ortaya hem hafif hem de yapılışı oldukça kolay, en azından fırın yakmadan, kremşanti çırpmadan hazırlanan bir pasta ortaya çıktı.
Haydi gelin beraberce bakalım nasıl yapmışım.
MALZEMELERİM:
6 kişilik
Muhallebisi için:
1 ½ su bardağı süt
1 ½ su bardağı su
½ su bardağı buğday nişasta
4 çorba kaşığı toz şeker
Arzuya göre 1 ufak parça sakız
Dibi için:
1 paket kakaolu bisküvi ( kırıldığında yaklaşık 1 ½ su bardağını dolduruyor)
2 çorba kaşığı erimiş tereyağı
2-3 çorba kaşığı vişne likörü ( arzuya bağlı)
Vişne dolgusu için,
1 su bardağı dolusu ayıklanmış vişne ( bu mevsim dondurucudan)
½ su bardağı vişne suyu
1 tatlı kaşığı dolusu nişasta
2 tatlı kaşığı toz şeker
Üzerine rendelemek üzere bir miktar çikolata
24 cm.lik kelepçeli kalıp veya 6 tane fotoğraftaki gibi porsiyonluk kalıp (kalıplar Tchibo’dan)
NASIL YAPTIM:
Önce bisküvileri kırdım ve erimiş tereyağı ile iyice karıştırdım. Tıpkı cheesecake yapar gibi kullanacağım kalıpların dibine ince bir taban olacak kadarını yerleştirdim. Kalanı sonra kullanacağım. Ben pastaları tek kişilik porsiyonlar halinde yaptım ama tek parça halinde de yapabilirdim.
Daha sonra süt, su, nişasta ve şekeri karıştırarak bir tür su muhallebisi pişirdim ve içimde beni dürten güdüye uyarak bir parçacık da sakız ekledim. Bu muhallebinin iyice pişmesi ve koyu olması gerekiyor. Yavaş pişmeli ki nişasta kokmasın.
Bu arada vişne suyu ile nişasta ve şekeri karıştırıp muhallebi kıvamına gelene kadar pişiriyor vişneleri de içine ekliyorum.
Bisküvi tabanlarının üzerine arzuya göre birkaç damla vişne likörü damlattıktan sonra ılınmış olan su muhallebisinden döküyorum. Ancak muhallebi iyice soğuyunca bir kat daha bisküvi kırığı ve bir kat daha muhallebi koyup en sonunda üzerine vişne peltesini koyuyorum. Buzdolabında en az 2-3 saat beklettikten sonra pastalarımı kalıplarından kurtarıyorum ve çikolata rendesi ile süsleyerek servis yapıyorum.
Afiyet olsun!
Bu yıl da bütün dileklerimiz bütünün hayrına olsun. Evimize, ülkemize ve evrene bolluk bereket gelsin. Tüm dilekler tez zamanda kabul olsun.
Hızır & İlyas ( Zaman içinde Hıdırellez olarak dilden dile değişmiştir)
İster onların bir zamanlar birbirlerinden ayrı düşmüş kardeşler olduğuna, ister çok iyi arkadaş olup sürekli tartıştıkları için ayrı yaşamaya karar vermiş kişiler olduklarına inananlardan olun hiç fark etmez, ancak ortak inanış Hızır ve İlyas Peygamberler’in Mayısın beşini altısına bağlayan, kışın yerini yaza bırakacağı, doğanın yeniden canlanacağı saatlerde aramıza katılıp çeşitli iyilikler yapacaklarıdır. Bu gerçeküstü görünen olaya nasıl inanılmış ve bu konuda ne gibi yorumlar yapılmış bunlar hakkında yazmak yerine, size yüzyıllardan beri Türk Dünyası’nda Hıdrellez kutlamaları arasında yer alan bazı ritüellerden söz etmek istiyorum. Belki siz de bir veya birkaçını uygulamak istersiniz.Tam bu noktada Hıdırellez Bayramı’nın mevsimsel bayramlardan biri olduğunu ve ferdi olarak kutlandığını hatırlatalım.
– Hıdırellez günü, doğa ve insan sevgisi çok önemlidir; çünkü Hızır ve İlyas, insanları, doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan dinsel varlıklardır.
– İnanışa göre Hıdırellez günü, hiçbir yeşil dalından koparılmaz
-Anadolu’nun birçok yöresinde Hıdırellez gecesi dilenen dileklerin gerçekleşeceğine, hastaların iyileşeceğine, uğursuzlukların sona ereceğine, sorunlara çözüm bulunacağına, kısmetlerin açılacağına ve bereketin artacağına ilişkin yaygın bir inanış vardır.
-Bu nedenle de 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kırmızı bir bez içine madeni paralar konarak gül dalına asılır. Böylece bereketinin artacağına para ertesi sabah erkenden yerinden alınıp cüzdana yerleştirilir ya da para kesesinin dibine dikilir.
-Ev sahibi olmak isteyenler, dört yol ağzına ya da bir gül dalının dibine, kibrit kutusu, hamur, çöp vb. şeylerle ev benzeri maketler yaparlar ve ertesi gün erkenden geri alırlar.
– Bazı yörelerde evdeki her fert için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir ve gelebilecek kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.
– Hıdırellez günü, erkenden kalkılıp kapılar açılır.
Genç kızlar için hazırlanan çeyiz sandıkları açılır ki eve bereket dolsun, genç kız iyi bir evlilik yapsın.
– Hıdırellez günü, bazıları sabah gün doğarken kırlara, bağlara, bahçelere çıkıp buralarda Hızır’ın ayak izlerine basarak bolluğa ulaşmayı düşler.
Bazı yörelerde;
Evlenmek isteyen kızlar gelin maketi yapar ve gül dalına asarlarsa evlenecekleri kişiyi düşlerinde göreceklerine inanılır. Aynı amaçla tuzlu yiyecekler yiyip su içmeden yatmak gelenektendir. Düşlerinde kendilerine altın tastan su verecek kişinin koca adayı olduğuna inanılır.
Evlenmekte gecikmiş olanlar o gece başlarının üzerinde kilit açtırırlar.
O yıl şansının açık olup olmadığını denemek için başvurulan uygulamalar da vardır, mesela:
Anadolu’nun birçok yöresinde 5 Mayıs gecesi, kapının önüne süt dolu bir tas konulur, bu süt yoğurda dönüşürse evin bereketinin artacağına, evdekilerin şansının açılacağına inanılır. Yalnız, uğurun bozulmaması için kimsenin bu konuda birbirine soru sormaması gerekir.
Aynı amaçla, boyları eşit iki yeşil soğandan birine beyaz; diğerine siyah iplik bağlanır. Ertesi gün bakıldığında beyaz iplik bağlı olan daha çok büyümüşse o yılın uğurlu geçeceğine yok eğer siyah iplikli daha çok büyümüş ise yılın çileli geçeceğine inanılır.
Anadolu’nun hemen her yöresindeki yaygın bir uygulama da: 5 Mayıs akşamı su dolu bir çömlek içine genç kızların yüzük, küpe, toka vb. takılarını koyup gül dalının altına bırakmalarıdır. Ertesi gün annesinin ilki olan bir kız çocuğuna bu eşyalar tek tek aldırılır. Bu sırada maniler okunur okunan mani çömlekten takısı çıkan kızın kısmetidir.
Anadolu’nun bazı yörelerinde de Hıdırellez günü, Kasım ayından Mayıs ayına değin süren kış döneminin hesaplaşma günüdür. O gün hayvan sayımı yapılır, çobanın hesabı kesilir, yaz dönemi için yeniden anlaşmalar yapılır.
Anadolu’nun her yöresinde, Hıdırellez günü kırlara çıkıp çeşitli eğlenceler düzenlemek gelenektir. O gün kırlarda koşup oynayanların kışın güçlüklerinden kurtulacağına inanılır. Kırlardan toplanan kırk tür bitkiden kaynatılarak elde edilen suyun, tüm hastalıklara iyi geleceği inancı da yaygındır.
Bazı yörelerde ise;
– Hıdrellez, evlerde temizlik yapılarak karşılanmalıdır.
– İneklerin sütü kesilmesin diye Hıdrelleze 7 gün kaldı mı kimseye peynir ve yoğurt mayası verilmez.
– Evin bereketi gitmesin düşüncesiyle kimseye ekmek mayası verilmez.
– Hıdrellezden 1 gün önce (5 Mayıs) kırlardan 41 çeşit ot, küçük taş ve kekik otu toplanır. Bunlar su dolu bir kap içine atılır ve Hıdrellez sabahı bu suyla el, yüz yıkanır (Bunu yapmakla cildin güzelleşeceğine ve hastalıklardan arınıp, zindelik kazanılacağına inanılır).
– Hıdrellez sabahı uykudan erkenden kalkılır.
– Hıdrellez sabahı anne ve babalar çocuklarını uykudan erken kaldırmak için “kalkın” demezler “uçun, uçun” derler.
Bazıları da bütün bunlara ilaveten Hıdrellez günü beyaz kelebek görmenin uğuruna inanırlar.
İyi niyetle dilenen bütün arzularınızın yerine gelmesini dilerim.
Bahar mı geç kaldı, yaz mı acele etti?
Geldi, gelecek derken, yine sırasını yaza kaptırdı en sevdiğim mevsim ilkbahar. Daha bir hafta önce yağmur, çamur, çizme kaban gezerken, hala geceleri sıcak yorgan ararken, o da ne havanın ani değişimiyle tomurcuğunda patlamayı bekleyen çiçekler misali açılıp saçıldık.Yorganlar dolaba, pikeler yatağa, kazaklar paltolar havalanmaya, şortlar t-shirtler raflara, çizme çorap fora, sandaletler ayağa.Çamaşır makineleri dur durak demeden çalışsın, dolaplar bir boşalsın, bir dolsun.Naftalin kokuları, lavanta kokularıyla buluşsun. Silkelensin ruhlar ve bedenler herşey yerli yerine otursun. Buzluklar boşalsın,bu mevsiminn ilk turfandası, enginarla bezelyeye yer açsın. Sofralar yavaş yavaş renklensin, çorba gitsin cacık gelsin. Domates, biber, patlıcan, fasulyenin saltanatı başlasın. Çilek, can erik, kiraz tezgahları şenlendirsin.
Baharın etkisiyle bende de bir gevşeme mi desem, bir çene düşüklüğü mü, bilemedim. Neredeyse bugün yazacaklarımı unutacaktım.
Evet, lafı uzatmadan,”tam zamanı” diyeceğim bazı tariflerimi beraberce hatırlamaya ne dersiniz?
Bahar kadar taptaze, capcanlı bir enginar tarifi
Mevsimi geldiğinde köşemizde bir enginarcı tezgah açar. Açar da öyle pazarlardaki gibi limon tozu katılmış suda bekletmez enginarlarını.Gözünüzün önünde ayıklar tuz ve limon ile ovalar ondan sonta da damacana suyu ile doldurduğu kabın içine atar. İster bu suyla, isterseniz susuz olarak torbaya koyup size verir. Bu arada enginarların saplarını da ayıklayıp tuzlayıp size çiğ çiğ ikram eder. Çiğ dedim de inanın enginar da çiğ olarak yenebilecek nadir lezzetli ve faydalı sebzelerden biri. Her gün önünden geçerken aldığım enginarları kah zeytinyağlı pişiriyorum kah salatasını yapıyorum. Bu gün size hazırlama süresi sadece 20 dakika olan, lezzeti tek kelime ile iltifatları hak eden yapılışı da çok çok kolay bir tarif vereceğim.
MALZEMELERİM:
5 adet çanak enginar
1 adet limonun suyu
tuz
2 diş sarımsak rendesi
2 çorba kaşığı çiğ krema
1 çorba kaşığı yaban tubu sosu
1 tatlıkaşığı hardal
1 adet orta boy salatalığın rendesi
Bir miktar dereotu
NASIL YAPIYORUM:
Enginar çanaklarını limonlu tuzlu su ile haşlıyorum. Çok fazla pişirmiyorum.
Enginarlar haşlanırken çiğ krema, hardal, yaban turbu sosu, salatalık rendesi,ince kıyılmış dereotunu karıştırıyorum.
Haşlanmış enginarlarımın içini sarımsak rendesiyle ovalıyorum ve ardından servis tabağına alarak içlerini hazırladığım kremayla dolduruyorum.
Umarım bu kadar kolay hazırladığım bir tarifle size de yardımcı olmuşumdur.
Afiyet Olsun!

Kinoalı Anne Köftesi
Şimdi diyeceksiniz ki yerli tahıllarımız varken niçin kinoayı öneriyorsun. Yerli malı kullanmak konusunu tabii ki sonuna kadar savunuyorum. Kendi bulgurumuz, makarnamız, pirincimiz soframızın baş tacı ve asla değişmemeli. Ancak bu kadar yararlı bir tahılın unutturulmuş olmasını da doğru bulmuyorum ve kendi topraklarımızda da yetiştirilmesi için talep edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Talep olması için de tanıtılması ve kullanımının reçetelerle desteklenmesi gerekiyor. Yoksa asla ithal ürünleri cazip göstermek gibi bir arzum yok.
Kinoa kullanılarak yapılabilecek kolay tariflerden bir diğeri de bildiğimiz ev köftesi. Mercimek köftesine bulgur yerine kinoa kullandığım zaman bundan sonra ilk olarak kıymayla karıştırıp ızgara köfte yapmak istemiştim. Evet, bu köftenin protein değeri biraz fazla oluyor ama denemeye değer. En azından yararları açısından tüketmek için bu da bir yol. Üstelik köftemize farklı bir tat ve kıvam getiriyor.
Bir takipçimiz balık köftesini de önermiş. Yakında o da bu sayfalarda yer alacak.
MALZEMELER:
-Yarım bardak kinoyı önceden 1 saat kadar suda bekletip 1 bardak suyla pişiriyoruz. Biraz diri pişmiş pilav gibi oluyor. Suyu kalmaması gerek.
-500 gr. kıyma
– 2 diş dövülmüş sarımsak
-birkaç dal imcecik kıyılmış maydanoz
– 1 tatlı kaşığı silme kimyon
– ½ tatlı kaşığı karabiber
-1/2 tatlı kaşığı tuz
-1 yumurtanın yarısı ( Eğer köfte hamurunuz katı olmuşsa yumurtanın tümünü de kullanabilirsiniz. Ayrıca eğer yağsız tavada değil de yağda kızartacaksanız o zaman da yumurtanın tümü konabilir)
YAPILIŞI:
Bütün malzemeyi karıştırıp yoğurduktan sonra pişirmeden önce köfteleri istediğimiz gibi taneliyor ve buzdolabında bir süre (bir saat kadar) dinlendiriyoruz.
Afiyet Olsun!
Quinoa/KİNOA : İnkalar’dan gelen sağlıklı tahıl
Günaydın mutfakpenceremden bakan siz sevgili dostlarım. Bugün uzun zamandır yararları ve nasıl tüketilebileceği hakkında bilgi toplamak için araştırdığım ve sonunda mutfağımda gayet olumlu sonuçlar aldığım “Quinoa” bizim deyişimizle “kinoa” üzerine paylaşımlarda bulunmak istiyorum.
Doğrusunu isterseniz, bu konuyla daha yakından ilgilenmeme, çevremde gittikçe artan “vegan” beslenenler ve özellikle “candida mantarı” sıkıntısı çekip mayasız ve glütensiz gıdalarla beslenme programına geçen arkadaşlarımın sebep olduğunu söylemeliyim.
Halen ülkemizde yetişmediği halde çeşitli doğal ve sağlıklı ürünler satan marketlerde bulunabilen şu minicik sevimli tanecikler (bkz. Foto) bundan yedi bin yıl önce Latin Amerika’da İnkalar tarafından yetiştirilmiş kinoadır. Kinoa bir tahıl türü olup, özellikle Güney Amerika’nın batı kıyısında And Dağları bölgesinde yetişmektedir. Esasen otsu bir bitkidir ve çok besleyici etli yaprakları vardır. Yetiştiği yerler hakkında aşağıdaki linki ziyaret edebilirsiniz. http://www.newfarm.org/international…squinoa1.shtml
Kinoa bitkisi İnka Uygarlığı’nı yok etmeye çalışan İspanyol istilasından sonra birçok yararlı bitkiyle beraber nesli tükenmeye terk edilmiş olsa bile kullanımı bugünlere kadar devam etmiştir. Ilıman iklimi sever ancak kayalık dağlık bölgelerde de yetişebilme özelliğine sahiptir.
Kinoanın sırrı ancak modern tıbbın uzun ve sağlıklı yaşayan toplumları incelemesi sonucunda ispatlanmış ve dünya bu minicik topçukları bu sayede tanımıştır.
Birleşmiş Milletler içinde bulunduğumuz 2013 yılını “kinoa “ yılı olarak açıklamış, bu sağlıklı bitkinin adını iyice duyurmuştur.
Niçin KİNOA?
Çünkü:
100 gram kinoa:
372 kalori,
5.80 gram yağ,
69 gram karbonhidrat,
6 gram lif içeriyor.
Bu nedenle kinoa yağ bakımından fakir. A, B, C, D ve K gibi neredeyse tüm vitaminle bakımından zengindir.
Bazı türlerinin % 20 si proteindir.
Susam ailesinden gelir ve yüksek oranda magnezyum içerir.
Gluten içermez.
Hayvansal gıda kaynakları kadar değerli tek tahıl olan kinoanın yararları kısaca şöyle sıralanabilir:
-Magnezyum eksikliğine bağlı rahatsızlıkların önüne geçer(ödem, şişlik, yüksek tansiyon problemi, adet sancıları gibi)
-Cildi korur, yaşlanmayı geciktirir.
-Doku yenilenmesini sağlarken başta meme kanseri olmak üzere bir çok kanser türünü de önler.
– Gluten hassasiyeti olan hastaların protein ve karbonhidrat ihtiyacını karşılıyor.
-Kansızlık çekenlere öneriliyor.
-Özellikle kabızlığı önlüyor, sindirimi rahatlatıyor.
-Etin yerini tutabildiği için “ vegan” beslenenler için ideal bir besindir.
-İçerdiği çinko, bakır ve folik asit nedeniyle bağışıklık sistemini korur saç ve tırnak sağlığımızı olumlu yönde destekler.
– Tokluk hissini artırır, özellikle diyet yapanlara yardımcı olur.
Kinoa ülkemizde şimdilik büyük marketler ve doğal ürünler satan şarküteri ve benzeri mağazalarda satılmaktadır.
Bulgurun kullanıldığı her yerde kullanılması mümkündür. Çeşitli pilavları, salataları,et, balık ve diğer malzemelerle karıştırarak köftesini yapmak mümkün olduğu gibi, sütlü tatlıları, hatta ekmeği bile yapılabilmektedir.
Ben de size denediklerimi paylaşmaya devam edeceğim.
Sağlıkla kalınız!
Kinoalı Mercimek Köftesi
Çağımızın en sağlıklı tahılı ve ete en yakın protein kaynağı olduğu söylenen “kinoa”yı mutfağıma sokar sokmaz ilk denemelerimden biri çay sofralarımızın sevilen ikramlarından mercimek köftesi oldu. Bulgurun yerini tutan ancak biraz daha farklı özellikleri olan kinoalı mercimek köftesini alışılagelmiş olandan kimse ayırt edemedi. Ancak ben ilk denememde kinoayı biraz fazla haşlamıştım. Bu bana ders oldu artık suda bekletme ve pişirme süremi daha kısa tutuyorum.
Gelelim kinoa kullanarak yaptığım mercimek köftesine…
Kinoa hakkında geniş bilgi Quina/İnkalar’dan gelen tahıl yazımda.
MALZEMELERİM:
¾ su bardağı kinoa ( bizde şu an beyaz kinoa bulunuyor-benim aldığım Dimyat marka)
1 su bardağı kırmızı mercimek
Toplam 5-6 bardak su
1 kase ince kıyılmış taze soğan
1 kase ince kıyılmış maydanoz
1 büyük kuru soğan
1 çorba kaşığı biber salçası ve bir miktar pul biber ( ben acı kullanıyorum)
1 tatlı kaşığı dolusu tuz
1 tatlı kaşığı silme kimyon
2 çorba kaşığı zeytinyağı
Arzuya göre kuru soğanı kavurmak için de 2 çorba kaşığı zeytinyağı
YAPILIŞI:
Aynen mercimek köftesi yapar gibi mercimekleri yıkayıp 4 bardak suyla haşlıyoruz. Suyunu çektiriyoruz.
Kinoayı bir saat soğuk suda beklettikten sonra kapağı kapalı olarak 1 buçuk bardak suyla pişiriyor suyunu çektiriyoruz.
Kuru soğanı ince kıyıp zeytinyağında pembeleştiriyoruz.
Mercimek, soğan,kinoa , biber salçası,kimyon ve tuz ekleyerek iyice karıştırıyoruz.
İnce kıyım taze soğan ve maydanozu, pul biber ve zeytinyağını karıştırdıktan sonra üzerini örtüp biraz demlenmesini bekleyip köfte şekline getiriyoruz.
Afiyet Olsun!
Tarçınlı Patates Kebabı
Biliyor musunuz, her nedense kardeşim de ben de küçükken yemeklere konan parça etleri ayırır, yemek istemezdik. Anneannem de sebze yemeklerinin çoğunu bu yüzden kıymalı pişirirdi. Kızlarımız da aynı bize benzediler ve biz de onlar büyüyene kadar yemeklerimizde daha çok kıyma kullandık. Bunları niye anlattığımı merak etmişsinizdir şimdi siz. Hemen söyleyeyim. Çünkü bugün tarifini vereceğim yemek de aslında parça etle yapılan bir yemekken zamanında bizim hatırımız için anneannem tarafından modifiye edilmiştir de onun için. Yapılışı basit, lezzeti enfestir.
MALZEMELER:
3- 4 kişilik
1 kg. patates
350 gr. kıyma( Yemeğin orijinali parça etli olanıdır. En önemli ortak özellikleri soğan kullanılmamasıdır.)
½ tatlı kaşığı tarçın
½ tatlı kaşığı karabiber
Arzu edildiği kadar tuz
Kızartma yağı ( ben zeytinyağını tercih ediyorum)
YAPILIŞI:
Kıymayı bir bardak suyla iyice karıştırıp pürüzsüz bir şekilde pişiriyoruz. Tuz ve biberini ekliyoruz. Kıyma pişmeye yakın suyunu bir kaseye alıyor ve kıymayı iyice kuruyana kadar biraz daha pişiriyoruz.
Patatesleri irice küpler halinde kesip bol kızgın yağda pembeleşecek şekilde kızartıyoruz.
Patatesleri geniş ve yayvan bir tencereye alıyoruz. Kıymayı üzerine döktükten sonra tarçınını ve ayırdığımız kıyma suyunu da ekliyor tenceremizin kapağını örtüp, sadece 5-6 dakika kadar birlikte tıkırdatıyoruz. Fazla pişirmiyor sadece lezzetlerin karışmasını sağlıyoruz.
Yapılışı kadar tüketilmesi de çok çabuk olacaktır, inanınınız.
Arzu ederseniz bu şekliyle hazırlayıp fırında da ısıtabilirsiniz ,o zaman biraz daha su eklemek gerekecektir.
Afiyet Olsun!


































