İçeriğe geç

Susamlı Kahvaltı Pidesi

09 Mayıs 2013

1-DSC_3113

Anneler Günü hakkındaki düşünce ve dileklerimi 12 Mayıs Pazar gününe bırakıp, biraz tatil sabahları dışarıda yapılan kahvaltılardan söz etmek istiyorum.

Diğer büyük şehirleri bilemiyorum ama artık İstanbul’da değil özel günlerde neredeyse hiçbir Pazar sabahı dışarıda kahvaltı etmek  mümkün olmayacak. Çünkü, ya sabah işe gider gibi kalkıp yola koyulmak gerekiyor ya da önceden rezervasyon kabul eden bir yere yer ayırtmak. Bahar aylarından itibaren buna bir de trafik eziyeti ekleniyor, ardından da park yeri telaşı başlıyor. Hele Boğaz’a inmişseniz arabanızı kesinlikle bir valeye teslim etmeniz gerekiyor. Doğrusunu isterseniz eğer biz bir Pazar kahvaltısında sevdiklerimizle bir araya geleceksek önceden evde bir şeyler atıştırıyoruz. Aksi halde insan saydığım bu sıkıntılı başlangıçtan sonra hayli geriliyor ve açlıktan iyice sabırsızlaşıyor. O niye yok, bu niye geç kaldı, çayım soğuk gibi sesler yükselmeye başlıyor. Ne uzun bir girizgah oldu değil mi bugünkü. İllaki evde oturun kahvaltınızı evde yapın diye bir baskı hissetmenizi istemem  ama bu  güzel pazar gününü evde geçirecek olanların kahvaltı sofraları için bugün ve yarın birkaç tarif vermek istiyorum. Bu günkü tarifimi yıllar önce merhum Arman Kırım’ın gazete yazılarını takip ederken öğrendiğim kahvaltı pidesinden esinlenerek hazırladım. Tadına doyum olmuyor ve gerçekten geleneksel Türk kahvaltı sofrasında bulunan ( reçeller hariç ) her şeyi bir arada sunmanızı sağlıyor. Arzu ederseniz farklı malzemelerle ana yemek olarak da sunulabilir. Bu tür bir kahvaltı  gerçekten içinde herşeyi kapsadığı için yanında fazla bir şey aratmayacaktır.

1-DSC_3122

MALZEMELERİM:

4-6 simit pidesi için (Bu pidelerin boyu büyük gelirse küçültüp sayıyı artırabilirsiniz.)

Hazırlık süresi: Toplam 2 saat

Hamuru için:

2 su bardağı tam buğday unu (eleyerek kullandım)

1 su bardağı oda sıcaklığında su

1 çay kaşığı tuz,

2 çay kaşığı instant kuru maya  (Yuva marka tercih ediyorum)

Üzeri için :

2 çorba kaşığı sulandırılmış doğal pekmez

3 çorba kaşığı kadar susam

İçi :

Kişi başına bir adet yumurta

3 adet ufak boy domates

1-2 adet yeşil biber

Arzuya göre biraz  sucuk( veya pastırma)

2-3 kibrit kutusu kadar beyaz peynir

2-3 kibrit kutusu kadar dil peyniri

8-10 adet ayıklanmış siyah zeytin

Bir miktar kekik ve biberiye

Daha fazlasını oku…

Yalancı Karaorman mı? Yalancı Cheesecake mi?

08 Mayıs 2013

1-DSC_3062

Bahar aylarında başlar doğum günü kutlamaları bizim evde. Baharda başlayıp yaza uzanır gider. Hep yazdığım için sizler de bilirsiniz ki bu kutlamaların pastaları benim elimden çıkar genelde. Çikolatalısı, meyvelisi, bisküvilisi, bezelisi, dondurmalısı, çeşit çeşit. Bazen evde bulabildiğim malzemelerle yaratılan gerçekte yazılı tarifi olmayan bir pasta.

Bugün yine acil olarak evdeki malzemelerle, yani özel bir alışveriş yapmadan bir pasta yapmam gerekti. Hemen dolaplarda neler olduğuna bir baktım. Süt var, nişasta var, şeker zaten var, kakaolu bisküvi var, aaaa bir de donmuş vişnem varmış. Birden gözümün önünde yalancı bir “Karaorman Pastası” beliriverdi. Ya da yalancı bir cheesecake. Biraz ondan biraz bundan, öyle mi yapsam böyle mi derken ortaya hem hafif hem de yapılışı oldukça kolay, en azından fırın yakmadan, kremşanti çırpmadan hazırlanan bir pasta ortaya çıktı.

Haydi gelin beraberce bakalım nasıl yapmışım.

MALZEMELERİM:

6 kişilik

Muhallebisi  için:

1 ½ su bardağı süt

1 ½ su bardağı su

½ su bardağı buğday nişasta

4 çorba kaşığı toz şeker

Arzuya göre 1 ufak parça sakız

Dibi için:

1 paket kakaolu bisküvi ( kırıldığında yaklaşık 1 ½ su bardağını dolduruyor)

2 çorba kaşığı erimiş tereyağı

2-3 çorba kaşığı vişne likörü ( arzuya bağlı)

Vişne dolgusu için,

1 su bardağı dolusu ayıklanmış vişne ( bu mevsim dondurucudan)

½ su bardağı vişne suyu

1 tatlı kaşığı dolusu nişasta

2 tatlı kaşığı toz şeker

Üzerine rendelemek üzere bir miktar çikolata

24 cm.lik kelepçeli kalıp veya 6 tane fotoğraftaki gibi porsiyonluk kalıp (kalıplar Tchibo’dan)

1-DSC_3041

 NASIL YAPTIM:

Önce bisküvileri kırdım ve erimiş tereyağı ile iyice karıştırdım. Tıpkı cheesecake yapar gibi kullanacağım kalıpların dibine ince bir taban olacak kadarını yerleştirdim. Kalanı sonra kullanacağım. Ben pastaları tek kişilik porsiyonlar halinde yaptım ama tek parça halinde de yapabilirdim.

Daha sonra süt, su, nişasta ve şekeri karıştırarak bir tür su muhallebisi pişirdim ve içimde beni dürten güdüye uyarak bir parçacık da sakız ekledim. Bu muhallebinin iyice pişmesi ve koyu olması gerekiyor. Yavaş pişmeli ki nişasta kokmasın.

Bu arada vişne suyu ile nişasta ve şekeri karıştırıp muhallebi kıvamına gelene kadar pişiriyor vişneleri de içine ekliyorum.

1-DSC_3049

Bisküvi tabanlarının üzerine arzuya göre birkaç damla vişne likörü damlattıktan sonra ılınmış olan su muhallebisinden döküyorum. Ancak muhallebi iyice soğuyunca bir kat daha bisküvi kırığı ve bir kat daha muhallebi koyup en sonunda üzerine vişne peltesini koyuyorum. Buzdolabında en az 2-3 saat beklettikten sonra pastalarımı kalıplarından kurtarıyorum ve çikolata rendesi ile süsleyerek servis yapıyorum.

Afiyet olsun!

1-DSC_3053

Beş-Altı Mayıs, Hıdırellez Bayramı, tüm dilekler bütünün hayrına…

05 Mayıs 2013

31

Bu yıl da bütün dileklerimiz bütünün hayrına olsun. Evimize, ülkemize ve evrene bolluk bereket gelsin. Tüm dilekler tez zamanda kabul olsun.

Hızır & İlyas  ( Zaman içinde Hıdırellez olarak dilden dile değişmiştir)

İster onların bir zamanlar birbirlerinden ayrı düşmüş kardeşler olduğuna, ister çok iyi arkadaş olup sürekli tartıştıkları için ayrı yaşamaya karar vermiş kişiler olduklarına inananlardan olun hiç fark etmez, ancak ortak inanış  Hızır ve İlyas Peygamberler’in  Mayısın beşini altısına bağlayan, kışın yerini yaza bırakacağı, doğanın yeniden canlanacağı saatlerde aramıza katılıp çeşitli iyilikler yapacaklarıdır. Bu gerçeküstü görünen olaya nasıl inanılmış ve bu konuda ne gibi yorumlar yapılmış bunlar hakkında yazmak yerine, size yüzyıllardan beri Türk Dünyası’nda Hıdrellez kutlamaları arasında yer alan bazı ritüellerden söz etmek istiyorum. Belki siz de bir veya birkaçını uygulamak istersiniz.Tam bu noktada Hıdırellez Bayramı’nın  mevsimsel bayramlardan biri olduğunu ve ferdi olarak kutlandığını hatırlatalım.

– Hıdırellez günü, doğa ve insan sevgisi çok önemlidir; çünkü Hızır ve İlyas, insanları, doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan dinsel varlıklardır.

– İnanışa göre Hıdırellez günü, hiçbir yeşil dalından koparılmaz

-Anadolu’nun birçok yöresinde Hıdırellez gecesi dilenen dileklerin gerçekleşeceğine, hastaların iyileşeceğine, uğursuzlukların sona ereceğine, sorunlara çözüm bulunacağına, kısmetlerin açılacağına ve bereketin artacağına ilişkin yaygın bir inanış vardır.

-Bu nedenle de 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kırmızı bir bez içine madeni paralar konarak gül dalına asılır. Böylece bereketinin artacağına para ertesi sabah erkenden yerinden alınıp cüzdana yerleştirilir ya da para kesesinin dibine dikilir.

-Ev sahibi olmak isteyenler, dört yol ağzına ya da bir gül dalının dibine, kibrit kutusu, hamur, çöp vb. şeylerle ev benzeri maketler yaparlar ve ertesi gün erkenden geri alırlar.
– Bazı yörelerde evdeki her fert için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir ve gelebilecek kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.

– Hıdırellez günü, erkenden kalkılıp kapılar açılır.

Genç kızlar için hazırlanan çeyiz sandıkları açılır ki eve bereket dolsun, genç kız iyi bir evlilik yapsın.

– Hıdırellez günü, bazıları sabah gün doğarken kırlara, bağlara, bahçelere çıkıp buralarda Hızır’ın ayak izlerine basarak bolluğa ulaşmayı düşler.

Bazı yörelerde;

Evlenmek isteyen kızlar gelin maketi yapar ve gül dalına asarlarsa evlenecekleri kişiyi düşlerinde göreceklerine inanılır. Aynı amaçla tuzlu yiyecekler yiyip su içmeden yatmak gelenektendir. Düşlerinde kendilerine altın tastan su verecek kişinin koca adayı olduğuna inanılır.

Evlenmekte gecikmiş olanlar o gece başlarının üzerinde kilit açtırırlar.

O yıl şansının açık olup olmadığını denemek için başvurulan uygulamalar da vardır, mesela:

Anadolu’nun birçok yöresinde 5 Mayıs gecesi, kapının önüne süt dolu bir tas konulur, bu süt yoğurda dönüşürse evin bereketinin artacağına, evdekilerin şansının açılacağına inanılır. Yalnız, uğurun bozulmaması için kimsenin bu konuda birbirine soru sormaması gerekir.

Aynı amaçla, boyları eşit iki yeşil soğandan birine beyaz; diğerine siyah iplik bağlanır. Ertesi gün bakıldığında beyaz iplik bağlı olan daha çok büyümüşse o yılın uğurlu geçeceğine yok eğer siyah iplikli daha çok büyümüş ise yılın çileli geçeceğine inanılır.

Anadolu’nun hemen her yöresindeki yaygın bir uygulama da: 5 Mayıs akşamı su dolu bir çömlek içine genç kızların yüzük, küpe, toka vb. takılarını koyup gül dalının altına bırakmalarıdır. Ertesi gün annesinin ilki olan bir kız çocuğuna bu eşyalar tek tek aldırılır. Bu sırada maniler okunur okunan mani çömlekten takısı çıkan kızın kısmetidir.

Anadolu’nun bazı yörelerinde de Hıdırellez günü, Kasım ayından Mayıs ayına değin süren kış döneminin hesaplaşma günüdür. O gün hayvan sayımı yapılır, çobanın hesabı kesilir, yaz dönemi için yeniden anlaşmalar yapılır.

Anadolu’nun her yöresinde, Hıdırellez günü kırlara çıkıp çeşitli eğlenceler düzenlemek gelenektir. O gün kırlarda koşup oynayanların kışın güçlüklerinden kurtulacağına inanılır. Kırlardan toplanan kırk tür bitkiden kaynatılarak elde edilen suyun, tüm hastalıklara iyi geleceği inancı da yaygındır.
Bazı yörelerde ise;

– Hıdrellez, evlerde temizlik yapılarak karşılanmalıdır.
– İneklerin sütü kesilmesin diye Hıdrelleze 7 gün kaldı mı kimseye peynir ve yoğurt mayası verilmez.
– Evin bereketi gitmesin düşüncesiyle kimseye ekmek mayası verilmez.
– Hıdrellezden 1 gün önce (5 Mayıs) kırlardan 41 çeşit ot, küçük taş ve kekik otu toplanır. Bunlar su dolu bir kap içine atılır ve Hıdrellez sabahı bu suyla el, yüz yıkanır (Bunu yapmakla cildin güzelleşeceğine ve hastalıklardan arınıp, zindelik kazanılacağına inanılır).
– Hıdrellez sabahı uykudan erkenden kalkılır.
– Hıdrellez sabahı anne ve babalar çocuklarını uykudan erken kaldırmak için “kalkın” demezler “uçun, uçun” derler.
Bazıları da bütün bunlara ilaveten Hıdrellez günü beyaz kelebek görmenin uğuruna inanırlar.

İyi niyetle dilenen bütün arzularınızın yerine gelmesini  dilerim.

Bahar mı geç kaldı, yaz mı acele etti?

03 Mayıs 2013

1-gelincik

Geldi, gelecek derken, yine sırasını yaza kaptırdı en sevdiğim mevsim ilkbahar. Daha bir hafta önce yağmur, çamur, çizme kaban gezerken, hala geceleri sıcak yorgan ararken, o da ne havanın ani değişimiyle tomurcuğunda patlamayı bekleyen çiçekler misali açılıp saçıldık.Yorganlar dolaba, pikeler yatağa, kazaklar paltolar havalanmaya, şortlar t-shirtler raflara, çizme çorap fora, sandaletler ayağa.Çamaşır makineleri dur durak demeden çalışsın, dolaplar bir boşalsın, bir dolsun.Naftalin kokuları, lavanta kokularıyla buluşsun. Silkelensin ruhlar ve bedenler herşey yerli yerine otursun. Buzluklar boşalsın,bu mevsiminn ilk turfandası, enginarla bezelyeye yer açsın. Sofralar yavaş yavaş renklensin, çorba gitsin cacık gelsin. Domates, biber, patlıcan, fasulyenin saltanatı başlasın. Çilek, can erik, kiraz tezgahları şenlendirsin.

Baharın etkisiyle bende de bir gevşeme mi desem, bir çene düşüklüğü mü, bilemedim. Neredeyse bugün yazacaklarımı unutacaktım.

Evet, lafı uzatmadan,”tam zamanı” diyeceğim bazı tariflerimi beraberce  hatırlamaya  ne dersiniz?

Çağla mezesi

Enginar dolması

Enginar fırında

Zeytinyağlı enginar

Fava süslü enginar

Enginarlı pilav

Ekşi elmalı enginar salatası

Enginar yuvası

1-INCİR REÇELİ

1-ENGİNAR_FAVA

1-erikli kabak yemeği

1-Ilık enginar

Bahar kadar taptaze, capcanlı bir enginar tarifi

30 Nisan 2013

1-DSC_3012

Mevsimi  geldiğinde köşemizde bir enginarcı tezgah açar. Açar da öyle pazarlardaki gibi limon tozu katılmış suda bekletmez enginarlarını.Gözünüzün önünde ayıklar tuz ve limon ile ovalar ondan sonta da damacana suyu ile doldurduğu kabın içine atar. İster bu suyla, isterseniz susuz olarak torbaya koyup size verir. Bu arada enginarların saplarını da ayıklayıp tuzlayıp size çiğ çiğ ikram eder. Çiğ dedim de inanın enginar da çiğ olarak yenebilecek nadir lezzetli ve faydalı sebzelerden biri. Her gün önünden geçerken aldığım enginarları kah zeytinyağlı pişiriyorum kah salatasını yapıyorum. Bu gün size hazırlama süresi sadece 20 dakika olan, lezzeti tek kelime ile iltifatları hak eden yapılışı da çok çok kolay bir tarif vereceğim.

MALZEMELERİM:

5 adet çanak enginar

1 adet limonun suyu

tuz

2 diş sarımsak rendesi

2 çorba kaşığı çiğ krema

1 çorba kaşığı yaban tubu sosu

1 tatlıkaşığı hardal

1 adet orta boy salatalığın rendesi

Bir miktar dereotu

NASIL YAPIYORUM:

Enginar çanaklarını limonlu tuzlu su ile haşlıyorum. Çok fazla pişirmiyorum.

Enginarlar haşlanırken çiğ krema, hardal, yaban turbu sosu, salatalık rendesi,ince kıyılmış dereotunu karıştırıyorum.

Haşlanmış enginarlarımın içini sarımsak rendesiyle ovalıyorum ve ardından servis tabağına alarak içlerini hazırladığım kremayla dolduruyorum.

Umarım bu kadar kolay hazırladığım bir tarifle size de yardımcı olmuşumdur.

Afiyet Olsun!

1-DSC_3006

Gittim, gördüm : Üçüncü Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği

27 Nisan 2013
 387292_10151340466535738_318573393_n
Bu yıl 20 Nisan Cumartesi günü  Bayramiç’te şenlik vardı. Yediden yetmişe köylüsü, kentlisi sabahın erkeninde pazar yerine doluştular. Belediye başkanının açılış konuşmasının ardından bir gün önce gerçekleştirilen gerçek gıda çalıştayının sonuç bildirgesi paylaşıldı. Bu bildirgenin okunduğu dakikalararı  ilişikte verdiğim linkten Güneşin Aydemir’in sesinden dinlemeniz mümkün. http://www.youtube.com/watch?v=hXKG98dMFQI&sns=em
Bildirgenin okunmasından sonra Muteber Yüğnük’ün ” Sancımalar” adlı resim sergisini açılışı yapıldı.Çanakkale ve Bayramiç’li çocuklar gönüllü abla ve abiler eşliğinde  çeşitli eğlence ve etkinliklere katıldılar. Bu etkinliklerden biri ve bence en önemlisi Bayramiç Yeniköy Kazdağları Ekolojik Yaşam ve Tohum Derneği’nden Şükrü Dinler’in yönettiği “Tohumunu ek, kendin yetiştir ve ye!” atölyesiydi. Köylü ve kentli kadınlar buluşmasında nasıl karşılıklı işbirliği yapılabileceği oldukça hararetle tartışıldı. Emekçi köylü kadınlarımız mikrofonu kaptılar dertlerini bir bir döktüler. Ardından Ekolojik Temizlik Atölyesi, Gerçek Ekmek Sohbeti ve sonunda Tohum Takası gerçekleşti. Tabii bu arada, küçük büyük herkesin ortak sloganı ” Kazdağları’nı Altıncılara Bırakmayacağız!” oldu.
İlişikte açıklanan son durum ve gerçek gıda bildirgesini paylaşıyorum. Lütfen kendinize  kısacık bir zaman ayırıp bu metni okumanızı ve mümkünse eşinize dostunuza  paylaşmanızı rica ediyorum.
Herşey gelecek nesiller için!
1-DSC00996
                                                                                                                            Ekolojik Temizlik Atölyesi
1-387292_10151340466515738_1604724573_n
                                                                                                                               Kentli  Köylü Kadın Buluşması
539769_10151340422050738_778410136_n
1-DSC01000
 Var Olan Durum
 
Bugün yeryüzünde gıda üretimi, küresel çapta genişleyen ve hızla tekelleşen tohum, gübre ve ilaç şirketlerine geri dönüşsüz bir biçimde bağımlı hale gelmektedir.
Gıda hammaddelerinin üretimi, büyük ölçekli işletmelerde, petrol ürünleri ve yoğun kimyasal kullanımı ile piyasaya yönelik olarak gerçekleştirilmekte, bu işletmelere sağlanan teşvik, vergi indirimi ve hibeler yoluyla, küçük üreticilerin rekabet şansı ortadan kaldırılmaktadır.
Gıda işleme, büyük kentlerin etrafına yoğunlaşmış bir şekilde hazır gıda temelli olup, uzun süreli dayanıklılığı sağlamak üzere katkı maddeleri ile gerçekleştirilmekte, konulan standartlar geleneksel üretimi dışlamakta ya da yok saymaktadır.
Öte yandan insanlık ise, 20. yüzyıl ile birlikte girdiği sanayileşme, modernleşme ve kentleşme sürecinde, giderek hem kendisine hem de doğaya yabancılaşmış, gıda üretim süreçlerinden büyük ölçüde el ayak çekmiştir. 21. yüzyılda gıda evin arka bahçesinden değil, büyük çoğunlukla süpermarket raflarından temin edilir hale gelmiştir.
Kentleşme uğruna kırsal alan hızla insansızlaşmakta, madencilik, enerji ve inşaat sektörlerinin neden olduğu büyük bir yıkımla yüz yüze gelmektedir. Köylerimiz dahi küresel pazarın bir parçası olmuş, yumurta, süt, peynir, ekmek üretilmez hale gelmiştir.
Gıda üretimine ilişkin toplumsal hafızamız da silinmek üzeredir. Sofralarımız, bayramdan bayrama kurulmaktadır. Sokaklarımız fastfood zincirlerinin dükkanları ile donatılırken, geleneksel lezzetlerimiz belgesel arşivlerinde saklanmak üzere birer birer ortadan kalkmaktadır. Bireysel ve rekabetçi eğitim sistemimiz, ne kendine yeterli bireyler yetiştirmekte, ne de farklı coğrafyaların farklı gereksinimlerine yanıt üretebilmektedir.
Tarım ve hayvancılık birbirinden kopartılmış, kırsal alanın ekolojik döngüleri kırılmıştır. Çiftçimiz, piyasaya üretim yapabilmek için girdiği borç batağında, kendi tarlasında şirketlerin kölesi haline gelmiştir.
Köylünün elindeki tohumlar, yaygınlaşan ilaç ve gübre kullanımının neden olduğu hastalık ve yıkımlar karşısında değerlerini yitirmiş, biyolojik çeşitliliğimiz hızla gerilemektedir. Tohum bankaları, halka değil, tohum çeşitliliğimizi yok eden şirketlere hizmet etmektedir.
Tüm bunlar sonucunda kendi gıdasını yetiştirmek, bir hak olmaktan çıkarılıp, geçmişe özlem duyulan bir uğraş olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.
Oysa bu topraklar, binlerce yılda oluşmuş Anadolu bilgeliğinin bir devamı olarak, doğaya ve emeğe saygılı üretim yapan onurlu insanlarla doludur. Onların bir parçası olarak, 20 Nisan 2013 tarihinde, 3. Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürünler Şenliği’nde buluşan bizler, gelinen bu duruma seyirci kalmayacağımızı, yaşamımızı başkalarının eline bırakmayacağımızı ve bundan sonrasında aşağıda ifade ettiğimiz görüşler çerçevesinde hareket edeceğimizi ilan ediyor, herkesi bu bildirgeyi imzalamaya ve gıda özgürlüğünün bir parçası olmaya çağırıyoruz.
Gerçek Gıda Bildirgesi
 
Gıda, kaynağı olduğu güneşin altında yaşayan her canlı için haktır. Herkesin kendi gıdasını özgürce yetiştirmeye ve onu yetiştirecek kirlenmemiş bir toprağa hakkı vardır. Gerek kırsal alanda, gerekse kentlerde yaşıyor olsun, her insan bu gıda üretiminin bir parçasıdır.
Gerçek gıda, genetiği değiştirilmiş organizmalar olmadan, doğaya, emeğe, toplum ve insan sağlığına saygılı olarak üretilmiş, işlenmiş ve dağıtımı yapılmış gıdadır.
 
Her nerede yaşıyor olursa olsun bu bildirgeyi imzalayanlar, sürekli yüz yüze geldiği herkesle, mahallesinde, iş yerinde ya da örgütlendiği herhangi bir noktada gerçek gıda için bir araya gelirler ve bu bildirgede ifade edilen görüşler çerçevesinde, üreticilerle aracısız güven esasına dayanan bağlantılar kurarlar. Bu bağlantılar, mümkün olduğu kadar yerel ölçekte inşa edilir, küçük çiftçiler tarafından üretilmiş ve karşılıklı dayanışma çerçevesinde fiyatlandırılmış ürünlere yönelir ve takas yöntemlerini de içerirler.
Tohumlar insanlığın ortak mirasıdır. Üzerinde fikri mülkiyet hakkı tesis edilemez. Herkes, kendi yetiştirdiği tohumu, kendisinin uygun göreceği bir başkası ile paylaşma ya da takas etme hakkına sahiptir. Tohumların yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesinin en doğru yolu, onların tohum bankalarında değil, binlerce yıldır olduğu gibi halkın elinde ve toprağın içinde olmasıdır.
Köylülük, doğaya uyumlu ve özgür bir yaşamın örneklerini içermesi nedeniyle onur duyulacak bir yaşam biçimidir. Köylülüğü tehdit eden faaliyetlere karşı yürütülen mücadeleleri destekliyoruz. Kırsal ve kentsel alan arasında iletişim ve etkileşimi geliştirecek uygulamaları yaşama geçiriyoruz.
Gerek kent yaşamında, gerekse kırsal alanda kadının özgürleşmesi, gerçek gıdaya ulaşmak için bir ön koşuldur. Kadınlar, emeklerinin yanı sıra duyarlılıkları, bağlantıları besleme kabiliyetleri ile de değişimin temel ögesidir.
Kendi emeği ile geçimini sağlayan küçük çiftçiler, gerçek gıdayı oluşturmak üzere üretimlerini gözden geçirip, piyasa dışındaki seçeneklere yönelirler.
Taş değirmenler başta olmak üzere, doğaya uyumlu ve emeğe saygılı geleneksel gıda işleme tesisleri, yaşatılır ve geliştirilir. Fırıncılar, lokantalar, pastaneler başta olmak üzere gıda üreten esnaf, üretimlerini kültürümüzü ve geleneklerimizi yaşatacak şekilde yeniden düzenlerler.
Yerel yönetimler, kuracakları pazar ve takas yerleriyle, üretici ve tüketicilerin yüz yüze gelebileceği olanaklar yaratarak gerçek gıdaya erişimi kolaylaştırırlar.
Gerçek gıda, sorumluluk hisseden bireylerin harekete geçmesiyle, üretim ve tüketim tercihlerini ortaklaştırmalarının üzerinde yükselecektir. Bu bildirgeyi imzalayan bizler, kuracağımız bağlantılarla, iletişim ve etkileşim içerisinde, gıda güvencemizi de, gıda güvenliğimizi de el birliğiyle oluşturacağız.
539769_10151340422070738_1540138289_n
6-539769_10151340422055738_1507761525_n
1-DSC00994

Kinoalı Anne Köftesi

19 Nisan 2013

1-DSC_2883

Şimdi diyeceksiniz ki yerli tahıllarımız  varken niçin kinoayı öneriyorsun. Yerli malı kullanmak konusunu tabii ki  sonuna kadar savunuyorum. Kendi bulgurumuz, makarnamız, pirincimiz soframızın baş tacı ve asla değişmemeli. Ancak bu kadar yararlı bir tahılın unutturulmuş olmasını da doğru bulmuyorum ve kendi topraklarımızda da yetiştirilmesi için talep edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Talep olması için de tanıtılması ve kullanımının reçetelerle desteklenmesi gerekiyor. Yoksa asla ithal ürünleri cazip göstermek gibi bir arzum yok.

Kinoa kullanılarak yapılabilecek kolay tariflerden bir diğeri de  bildiğimiz ev köftesi. Mercimek köftesine bulgur yerine kinoa kullandığım zaman bundan sonra ilk olarak kıymayla karıştırıp ızgara köfte yapmak istemiştim. Evet, bu köftenin protein değeri biraz fazla oluyor ama denemeye değer. En azından yararları açısından tüketmek için bu da bir yol. Üstelik köftemize farklı bir tat ve kıvam getiriyor.

Bir takipçimiz balık köftesini de önermiş. Yakında o da bu sayfalarda yer alacak.

1-DSC_2976

MALZEMELER:

-Yarım bardak kinoyı önceden 1 saat kadar suda bekletip 1 bardak suyla pişiriyoruz. Biraz diri pişmiş pilav gibi oluyor. Suyu kalmaması gerek.

-500 gr. kıyma

– 2 diş dövülmüş sarımsak

-birkaç dal imcecik kıyılmış maydanoz

– 1 tatlı kaşığı silme kimyon

– ½ tatlı kaşığı karabiber

-1/2 tatlı kaşığı tuz

-1 yumurtanın yarısı ( Eğer köfte hamurunuz katı olmuşsa yumurtanın tümünü de kullanabilirsiniz. Ayrıca eğer yağsız tavada değil de yağda kızartacaksanız  o zaman da yumurtanın tümü konabilir)

YAPILIŞI:

Bütün malzemeyi karıştırıp yoğurduktan sonra pişirmeden önce köfteleri istediğimiz gibi taneliyor ve buzdolabında bir süre (bir saat kadar) dinlendiriyoruz.

Afiyet Olsun!

1-DSC_2881

Quinoa/KİNOA : İnkalar’dan gelen sağlıklı tahıl

16 Nisan 2013

1-DSC_2980

Günaydın mutfakpenceremden bakan siz sevgili dostlarım. Bugün uzun zamandır yararları ve nasıl tüketilebileceği  hakkında bilgi toplamak için araştırdığım ve sonunda mutfağımda gayet olumlu sonuçlar aldığım “Quinoa” bizim deyişimizle “kinoa” üzerine paylaşımlarda bulunmak istiyorum.

Doğrusunu isterseniz, bu konuyla daha yakından ilgilenmeme, çevremde gittikçe artan “vegan” beslenenler ve özellikle “candida mantarı” sıkıntısı çekip mayasız ve glütensiz gıdalarla beslenme programına geçen arkadaşlarımın sebep olduğunu söylemeliyim.

Halen ülkemizde yetişmediği halde çeşitli doğal ve sağlıklı ürünler satan marketlerde  bulunabilen şu minicik sevimli tanecikler (bkz. Foto) bundan yedi bin yıl önce  Latin Amerika’da İnkalar tarafından yetiştirilmiş kinoadır. Kinoa bir tahıl türü olup, özellikle Güney Amerika’nın batı kıyısında And Dağları bölgesinde yetişmektedir. Esasen otsu bir bitkidir ve çok besleyici etli yaprakları vardır. Yetiştiği yerler hakkında aşağıdaki linki ziyaret edebilirsiniz. http://www.newfarm.org/international…squinoa1.shtml

Kinoa bitkisi İnka Uygarlığı’nı yok etmeye çalışan İspanyol istilasından sonra birçok yararlı bitkiyle beraber nesli tükenmeye terk edilmiş olsa bile kullanımı bugünlere kadar devam etmiştir. Ilıman iklimi sever ancak kayalık dağlık bölgelerde de yetişebilme özelliğine sahiptir.

Kinoanın sırrı ancak modern tıbbın uzun ve sağlıklı yaşayan toplumları incelemesi sonucunda ispatlanmış ve dünya bu minicik topçukları bu sayede tanımıştır.

Birleşmiş Milletler içinde bulunduğumuz 2013 yılını “kinoa “ yılı olarak açıklamış, bu sağlıklı bitkinin adını iyice duyurmuştur.

 

Niçin KİNOA?

 Çünkü:

100 gram kinoa:

372 kalori,

5.80 gram yağ,

69 gram karbonhidrat,

6 gram lif içeriyor.

Bu nedenle  kinoa yağ bakımından fakir. A, B, C, D ve K gibi neredeyse tüm vitaminle bakımından zengindir.

Bazı türlerinin % 20 si proteindir.

Susam ailesinden gelir ve yüksek oranda magnezyum içerir.

Kolestrol yok

Gluten içermez.

1-151

Hayvansal gıda kaynakları kadar değerli tek tahıl olan kinoanın yararları kısaca şöyle sıralanabilir:

-Magnezyum eksikliğine bağlı rahatsızlıkların önüne geçer(ödem, şişlik, yüksek tansiyon problemi, adet sancıları gibi)

-Cildi korur, yaşlanmayı geciktirir.

-Doku yenilenmesini sağlarken başta meme kanseri olmak üzere bir çok kanser türünü de önler.

– Gluten hassasiyeti olan hastaların protein ve karbonhidrat ihtiyacını karşılıyor.

-Kansızlık çekenlere öneriliyor.

-Özellikle kabızlığı önlüyor, sindirimi rahatlatıyor.

-Etin yerini tutabildiği için  “ vegan” beslenenler için ideal bir besindir.

-İçerdiği çinko, bakır ve folik asit nedeniyle bağışıklık sistemini korur saç ve tırnak sağlığımızı olumlu yönde destekler.

– Tokluk hissini artırır, özellikle diyet yapanlara yardımcı olur.

Kinoa ülkemizde şimdilik büyük marketler ve doğal ürünler satan şarküteri ve benzeri mağazalarda satılmaktadır.

Bulgurun kullanıldığı her yerde kullanılması mümkündür. Çeşitli pilavları, salataları,et, balık ve diğer malzemelerle karıştırarak köftesini yapmak mümkün olduğu gibi, sütlü tatlıları, hatta ekmeği bile yapılabilmektedir.

Ben de size denediklerimi paylaşmaya devam edeceğim.

Sağlıkla kalınız!

1-DSC_2976

 

 

 

 

 

 

 

 

Kinoalı Mercimek Köftesi

16 Nisan 2013

1-DSC_2854

Çağımızın en sağlıklı tahılı ve ete en yakın protein kaynağı olduğu söylenen “kinoa”yı mutfağıma sokar sokmaz ilk denemelerimden biri çay sofralarımızın sevilen ikramlarından mercimek köftesi oldu. Bulgurun yerini tutan ancak biraz daha farklı özellikleri olan kinoalı mercimek köftesini alışılagelmiş olandan kimse ayırt edemedi. Ancak ben ilk denememde kinoayı biraz fazla haşlamıştım. Bu bana ders oldu artık suda bekletme ve pişirme süremi daha kısa tutuyorum.

Gelelim kinoa  kullanarak yaptığım mercimek köftesine…

Kinoa hakkında geniş bilgi Quina/İnkalar’dan gelen tahıl yazımda.

MALZEMELERİM:

¾ su bardağı kinoa ( bizde şu an beyaz kinoa bulunuyor-benim aldığım Dimyat marka)

1 su bardağı kırmızı mercimek

Toplam 5-6 bardak su

1 kase ince kıyılmış taze soğan

1 kase ince kıyılmış maydanoz

1 büyük kuru soğan

1 çorba kaşığı biber salçası ve bir miktar pul biber ( ben acı kullanıyorum)

1 tatlı kaşığı dolusu tuz

1 tatlı kaşığı silme kimyon

2 çorba kaşığı zeytinyağı

Arzuya göre kuru soğanı kavurmak için de 2 çorba kaşığı zeytinyağı

1-DSC_2980

YAPILIŞI:

Aynen mercimek köftesi yapar gibi mercimekleri yıkayıp 4 bardak suyla haşlıyoruz. Suyunu çektiriyoruz.

Kinoayı bir saat soğuk suda beklettikten sonra kapağı kapalı olarak 1 buçuk bardak suyla pişiriyor suyunu çektiriyoruz.

Kuru soğanı ince kıyıp zeytinyağında pembeleştiriyoruz.

Mercimek, soğan,kinoa , biber salçası,kimyon ve  tuz ekleyerek iyice karıştırıyoruz.

İnce kıyım taze soğan ve maydanozu, pul biber ve zeytinyağını karıştırdıktan sonra üzerini örtüp biraz demlenmesini bekleyip köfte şekline getiriyoruz.

Afiyet Olsun!

1-DSC_2857

Tarçınlı Patates Kebabı

12 Nisan 2013

1-DSC_2872

Biliyor musunuz, her nedense kardeşim de ben de küçükken yemeklere konan parça etleri ayırır, yemek istemezdik. Anneannem de sebze yemeklerinin çoğunu bu yüzden kıymalı pişirirdi. Kızlarımız da aynı bize benzediler ve biz de onlar büyüyene kadar yemeklerimizde daha çok kıyma kullandık. Bunları niye anlattığımı merak etmişsinizdir şimdi siz. Hemen söyleyeyim. Çünkü bugün tarifini vereceğim yemek de aslında parça etle yapılan bir yemekken zamanında bizim hatırımız için anneannem tarafından modifiye edilmiştir de onun için. Yapılışı basit, lezzeti enfestir.

MALZEMELER:

3- 4 kişilik

1 kg. patates

350 gr. kıyma( Yemeğin orijinali parça etli olanıdır. En önemli ortak özellikleri soğan kullanılmamasıdır.)

½  tatlı kaşığı tarçın

½ tatlı kaşığı karabiber

Arzu edildiği kadar tuz

Kızartma yağı ( ben zeytinyağını tercih ediyorum)

1-147

YAPILIŞI:

Kıymayı bir bardak suyla iyice karıştırıp pürüzsüz bir şekilde pişiriyoruz. Tuz ve biberini ekliyoruz. Kıyma pişmeye yakın suyunu bir kaseye alıyor ve kıymayı iyice kuruyana kadar biraz daha pişiriyoruz.

Patatesleri irice küpler halinde kesip bol kızgın yağda pembeleşecek şekilde kızartıyoruz.

Patatesleri geniş ve yayvan bir tencereye alıyoruz. Kıymayı üzerine döktükten sonra tarçınını ve ayırdığımız kıyma suyunu da ekliyor tenceremizin kapağını örtüp, sadece 5-6 dakika kadar birlikte tıkırdatıyoruz. Fazla pişirmiyor sadece lezzetlerin karışmasını sağlıyoruz.

1-TARÇINLI KEBAP

Yapılışı kadar tüketilmesi de çok çabuk olacaktır, inanınınız.

Arzu ederseniz bu şekliyle  hazırlayıp fırında da ısıtabilirsiniz ,o zaman biraz daha su eklemek gerekecektir.

Afiyet Olsun!

1-DSC_2874