Elmacı geldi haaanıııım……
Kurtlu elmaya hasret kalmış yurdumun şehirlisi. E tabii biz de. İstanbul’dayken neyse de Urla’da pazarı gezip de tırım tırım elmanın kurtlusunu, eğri büğrüsünü, üzeri cilalı olmayanını bulma çabalarım her nedense pazarcıları arkamdan güldürmeye yetti. Onlar güle dursun, biz gelelim bugünkü yazımıza. Adı üzerinde konumuz elma. Çok şükür ki temiz gıda derdine bizden çok önceden düşmüş birçok yoldaşımız var burada. Geçtiğimiz haftalarda büyük miktarda ilaçsız üretilmiş elmaya ulaştıklarını haber verdiler. Üretici meyvesini vaktinde toplatamadığı için elinde kalmış. Elmalarının bir kısmı bize nasip olunca dayanamadık, bir sandık yetmez iki olsun dedik ve bir de baktık ki kapımızın önünde kırk kilo elma. Ekşisi, tatlısı, kırmızısı, sarısı karışık. Mis gibi kokulu. Bazıları gerçekten kurtlara yuva olmuş. Olsun varsın.
Evet efendim, doğal, ilaçsız elmaları aldık almasına da şimdi onları bozulmadan tüketmeye geldi sıra. Elmaları bizim gibi alan her evde bu hafta elma değerlendirmesi yapılıyor. Kabuklar ve köklerle sirke basılıyor, etli meyve kısmı ya kurutuluyor ya da püre yapılarak kavanozlara basılıyor. Püre deyince, Sevgi Ana Çiftliği’nin tatlı sahibesi güzel insan Şadan Güvenir’in o püreyi nasıl muhteşem bir tatlıya dönüştürdüğü de apayrı bir konu apayrı bir emek. Kendi hayvancıklarının sütünden elde ettiği lorun üzerine elma püresi, üzerine tarçın ve biraz da ceviz. Daha ne istersiniz… Sevgili Şadan odun ateşinde saatlerce kaynatarak yapmış püresini: bizim henüz böyle bir olanağımız yok. Biz de ne yapalım düdüklü tencereye başvurduk, kısa zamanda ezilen elmaları bu kez bir saat kadar kapağı açık olarak kaynatmaya devam ettik. Neredeyse marmelat haline gelen ve az daha tencerenin dibine yapışmaya yüz tutan elmaları bir kez de el blenderiyle ezdikten sonra sıcakken kavanozlara doldurduk ve kapaklarını sıkıca kapatıp ( aynen domates püresi yapar gibi) ters çevirerek bir gece boyunca soğumaya bıraktık. Artık kurabiyelerde mi, tartlarda mı kullanırız yoksa biz de lor yapınca üzerine mi dökeriz şimdiden bilemem ama işlenecek daha çok elmamız var. Sözü gelmişken elma püresini ayvaya, armuta veya başka meyvelere karıştırıp şeker ilave etmeden marmelat yapabileceğinizi hatırlatmalıyım. Ancak dikkat! Bu marmelat diğerlerinden daha kısa sürede tüketilmeli ve buzdolabında saklanmalı.
Bu arada elma kurusu en doğal çerezlerden biri benim için. Ancak piyasada satılanların çoğu ( özellikle doğal kurutulanlar dışında) şekerle işlenmiş veya farklı koruyucularla doğallığını kaybetmiş olduğundan ben de elmayı evde kendi fırınımda kurutmayı tercih ediyorum. Böyle zamanlarda, ah keşke bir kuzinemiz olsaydı demeden geçemiyoruz ama ne yapalım şimdilik elektrikli fırına müracaat.
Şimdi elma kurusunu nasıl yaptığıma gelelim; Öncelikle elmaların sert olanlarını ayırarak işe başladım. Kabukları soydum ve çekirdekli kısmını ayırdım. Tabii bunlar hemen sirke kavanozunu boyladılar. Etli kısımlarıysa cips rendesiyle incecik dilimledim. Elma dilimleri zar gibi oldular. Bunları yağlı kağıt serilmiş fırın tepsilerime dizdim. Kurutma işlemine geçmeden fırında bir ekmek pişirmiştim ve fırınım 200 derece civarındaydı. Hemen tepsileri fırına sürdüm ve on dakika sonra fırını 50 dereceye düşürdüm. Turbo ayarında 3 saat kadar fırında tuttum. 3 saat sonunda fırını söndürüp kapağını açıp içeride oluşan buharın çıkmasını bekledikten sonra kapağı kapattım ve gece boyu soğumaya bıraktım. Ertesi gün tepsileri mutfağa aldım ve gün boyu ortam ısısında beklettim. Ardından cam kavanozlara yerleştirdim. Biraz olsun ekonomi yapmak için yarın yine ya ekmek ya da başka bir şey pişirmek için fırın kızdıracağım ve kalan elmalardan yine elma kurusu yapacağım. Evet bir tepsi sadece cips şeklinde kesilmiş 2 elma alıyor ama bir defada 3 tepsi yapınca hiç de fena olmuyor.
Halen elmamız var ve ne yapacağımızı bilemiyor muyuz? Elmayla birçok tatlı, kek,pasta yapılabileceği gibi birçok salataya da tat vermek renk katmak mümkün.Mesela haşlanmış patatese ekşi elma rendesi pek yakışır, ya da çiğ kerevizi rendeleyerek yapılan kereviz salatasına bir de elma rendesi katın da görün ne lezzetli olacak. Aşağıda içinde elma geçen çeşitli tariflerimden sadece bazı örnekler var. Bunların bazılarında şeker kullanmadan olamıyor maalesef ama pekmez de çoğu kez şeker yerine geçebiliyor.
Haydi bana kolay gelsin; dışarıda daha bir sandık elma var.
Portakallı Elmalı Kuzu Kulağı Salatası
Apfelstrudel / Viyana Usulü Klasik Elmalı Strudel Yapıyoruz
Anette’nin Elmalı Payı ile Yeşim’in Yazı Evine Ziyaret
Milföy Hamuruna Saklanmış Elma Tatlısı
Elma Pekmezi ile Diyet Marmelat
Hüzün de umut da var soframda…
Şu günlerini acımasızca tükettiğimiz bir yıllık zaman dilimine ne çok anlam yüklüyoruz, değil mi? Eski yıl…Yeni yıl… Bu konuda felsefe yapmaya kalkarsam yazı uzar da uzar ve umutla yolunu beklediğimiz şu yeni yıl gelir ve an be an da eskimeye başlar. 2016, ailem ve benim için sayısız olayla doluydu. Tatlısı, acısı, heyecanlısı peş peşe geldiler, geçtiler. En önemlisi yaşadığımız göçtü. Sadece kırk beş gün sonra göçümüzün de bir yılı geride kalacak. Bu yılbaşı farklı bir hüzün var evimizde. Tam yirmi dokuz yıldır, belki iki belki üç kez ayrı kutladık yeni yılı kendisiyle. Bu yıl maalesef artık aramızda yok. Üç hafta önce tam doksan yaşında sonsuzluğa uğurladığımız dayımdan söz ediyorum. Tam yirmi yıl boyunca onun otelinde çalışarak girdim yeni yıla. Yanında çalışmadığım zıllarda bile yılbaşı gecesi için orada bulunurdum çünkü. O yüzdendir kalabalıklara alışkanlığım. O yüzdendir bir türlü tenha sofralar. kurmakta zorlandığım. Bu yıl da çok zor olacak altı buçuk kişiye masa kurmak. Dayım, diyordum. Evet, O olmadan ilk yılbaşımız. Otelini bırakmıştı ama yine de son yıllarında her yılbaşı aynı sofrada oturmuş, yine onun sevdiği yemekleri yapmıştık, aynen onun öğrettiği gibi. Hindi dört kiloyu geçmeyecek, levrek çok iyi ayıklanıp onun istediği gibi özenle süslenecek, şarküteri bol, mezeler çeşitli olacak. Kara orman pastası ve meyve salatasıysa olmazsa olmaz! Yarın masada hindi de yok, mayonezli levrek de. Ancak soframızda dayımızın anıları muhakkak konuşulacak ve O da bunları duyacak…
Herkese onunki gibi güzel yaşanmışlıklar, güzel anılarla dolu yıllar dilerim. Umarım barış ve huzur dünyamıza geri dönmek için yola çıkmıştır.
Sevgi ve sağlıkla kalın dostlar.
Yeni bir Yılı Nasıl Karşılamalı ?
Hatırlayalım mı?
Yeni yılı karşılamaya hazırlanırken üç beş öneri ve hatırlatma da benden gelsin. Ne dersiniz? Benden diyorsam, tabii ki bunlar benim zaman içinde bilenlerden duyduğum, tecrübe edip yararını gördüğüm şeyler. Belki bir çoğunu sizler de biliyor ama ihmal ediyorsunuzdur, ya da benzerlerini uyguluyorsunuzdur. Olsun bir kere de “mutfakpenceremden” gözüyle bakalım duruma olur mu?
Yeni bir yılın başlaması ile bir döngü tamamlanıyor, son başlangıçla ,çemberin iki ucu birbiriyle birleşiyor. Çok çok eski çağlarda bile insanlar bahar aylarında doğanın yeniden doğuş zamanını yeni yıl kabul etmişler ve bunu çoşkulu törenlerle kutlamışlar. O zamanlardan beri çember yani yüzük şekli bir döngünün tamama ermesi, sonsuzluk anlamında önem taşır.Bir deyişe göre, bazı toplumlarda yılbaşı sofralarına çember şeklinde süsler, ekmekler, yemekler konurmuş.Sonsuzluğa yani her bitişin bir başlangıç olduğuna inanıldığındandır ki yılbaşında bir çok geleneğe göre kışın yapraklarını dökmeyen çam ağacı gelin gibi süslenir bütün kış yeşil kalmayı başaran kokina bitkisi evlere taşınır. Toplumların uyguladıkları yeni yıl geleneklerine dalacak…
View original post 702 kelime daha
Balkabaklı Cheesecake (Pumpkin Cheesecake)
Yeğenim Yaprak Amerika’da yaşadığı yıllarda Amerika’lı arkadaşlarından öğrenip denediği bu cheescake’i evlendikten sonra da konuklarına büyük bir istekle yapıyor. Hepimizin çok sevdiği bu tatlıyı bakalım siz nasıl bulacaksınız. Yapılış aşamasını tek tek fotoğraflayarak sizlere büyük kolaylık getirmiş. Şimdi Yaprak’ın kaleminden Balkabaklı Cheescaketarifine beraberce bakalım.
View original post 350 kelime daha
Soframıza Çevreye Saygılı Bir Çam Ağacı Yapalım mı?
Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken sık sık arkadaş ve eş dostlarını güzel sofralar başında tatlı sohbetler için toplamaya niyetlenenlerin masalarını süsleyebilecekleri masrafsız ve çevreye saygılı bir çam ağacı önerim var. İsterseniz yapılışını adım adım izleyelim.
Kullanacağımız malzemeler:
Bir orta boy az haşlanmış havuç
Bir miktar çiğ brokkoli ve biraz karnıbahar
Sarı ve kırmızı biberler
Kişniş şekerleri
Bir miktar kürdan
Kar yağdırmak için pudra şekeri
Çam ağacımızı hazırlamak için öncelikle haşlanmış bir havuç ve çiğ olarak brokkoli ve karnıbaharları hazır ediyoruz.Havucu gördüğünüz gibi tabağımızın ortasına diklemesine yerleştiriyoruz. Bir sonraki adım havucun kenarına ilk brokkoli parçalarını dizerek ağacımızın dibini yapıyoruz.
Brokkoli parçacıklarını kürdana saplayıp havuca saplayarak yukarı doğru ağacımızı oluşturuyoruz. En üste koyacağımız yıldızı ister sarı ister kırmızı biberden kurabiye kalıbıyla kesiyoruz.
Sıra çam ağacımıza pudra şekeriyle kar yağdırmaya geldi. Ardından yenilebilir incilerle süsleyeceğiz.
Ve son rötuşlardan sonra çam ağacımız artık sofradaki yerini almaya hazır.
Çam ağacımızı tepesindeki yıldızı yenilemek şartıyla buzdolabında…
View original post 3 kelime daha
Anılar…
Merhaba mutfakpenceremden bakan sevgili dostlar,
Yeni yıl yaklaşıyor. İster umutlara kucak açarak, ister olumsuzlukları geride bırakmış olmayı umarak olsun 31 Aralık akşamı evlerde her zamankinden farklı bir sofra kuruluyor. Gelenek değil de sadece alışkanlık demek isterim; illa ki bir dört ayaklı kanatlı geliverir bazı sofralara. Aslında bugün niyetim hiç de Yılbaşı hindisi tarifi vermek değil. Niyetim şu yukarıdaki fotoğraftaki özel insanı, geçtiğimiz hafta büyük üzüntüyle sonsuzluğa uğurladığımız sevgili dayımı bu satırlarda bir kez daha anmaktı. Bu sayfalarda onunla birlikte pişirdiğimiz birçok özel tarifimiz var ve size o tarifleri verirken kendisinden epeyce de söz etmiştim. Ama şimdi tam yılbaşı üzeri onun bu özel tarifini tekrar paylaşmak istedim. Kendisi sahibi olduğu Alman orman evinde uzun yıllar ilerleyen yaşına rağmen mutfaktan çıkmayarak kalabalıklara yılbaşı sofraları hazırlamıştır. Neredeyse kuş sütünün eksik olduğu açık büfeler, sıcak soğuk türlü yemekler, tatlı ve pastaların hazırlanması için haftalar süren emeklerini onun mekanında yeni yılı karşılayan hiç kimsenin unutacağını sanmıyorum. Uzun yıllar Almanya’da çalıştığı için bu kültüre ait çok bilgi ve görgüsü vardı ve yılbaşı büfelerini de bu bilgilerine dayanarak itinayla hazırlatırdı. Sıra mayonezli levrek ve kestaneli hindiye gelince mutfak ona devrolurdu ve özellikle bu iki yemeği süslemelerine kadar kendisi hazırlardı. Bu iş kendisi seksen altı yaşında işini bırakana kadar da böyle devam etmiştir.
Dayımla olan mutfak anılarım bu satırlara sığamayacak kadar çok ve ara sıra burada onlardan söz etmeden duramayacağım.
Yukarıdaki fotoğrafımız tahminen doksanlı yılların sonu olsa gerek.
İstanbul’dan göç edişimizin dokuzuncu ayını da doldurduk. Bir bebeğin dünyaya gelmek için ana karnında beklediği süre bu. Göz açıp kapayana kadar geçti.Sakin olduğu kadar da hareketli bir yaşantı sürmekteyiz. Sıkılmaya vaktimiz yok ama şehirde yapamadığımız bir çok şeye de zaman ayırabiliyoruz. Yeni dostlar, yeni hobiler, yeni uğraşlar… Arada bu satırlara dönüp yeni bir tarifim varsa onu sizlere paylaşmak. Biliyorsunuz kendim yapıp fotoğraflamadan burada bir tarif vermiyorum. Bu yüzden de sık sık yazamıyorum burada. Şimdi paylaşacağım şeyleri görünce hak vereceğinizi umuyorum. En önemlisi de evde oluşturduğum atölyem Kuşçular59’da Amacım,birlikte yazmak, sohbet etmek, yemek yapmak, doğal ekşi maya ve ekmek yapmak, öğrenmek, öğretmek, paylaşmak ve eğitmenler konuk edip çalışmalar yapmak. Her çarşamba yine kısa yazı atölyemiz sürmekte, bunun yanı sıra maya ve ekmek atölyem de sık sık konuklarını ağırlıyor. Silvia Arsebük ile” Dile Gelen Çizgiler, Mandala” atölyemiz geride kaldı ve çok ilgi gördü. Yeni yılda tekrarı gelecek.
Bu hafta Canan İrtem kolaylaştırıcılığında ” Empatinin Gücüyle Tanışma” atölyemiz var. Ve bu atölye ilk ve tek olmayacak. Hedefim, Canan İrtem’le Şiddetsiz İletişim çalışmalarına belli aralıklarla devam etmek.
Yeni yılda bir de “okuma gurubu ” oluşturmaya hazırlanıyorum. Benim cephede bunlar olurken dışarıda olanlardan da mahrum kalmamaya çalışıyorum. Haftada bir gün Sevgi Ana Çiftliği’nde yoga ve müzikle terapi çalışması var, yetişebilirsem onlara katılıyorum. Evimize yürüme mesafesinde sevgili Arzu Pakdemir arkadaşımın çok cici bir sanat cafesi var. Adı, KIRMIZI… Anlatsam anlatmakla bitiremem. Hem atölye, hem cafe, hem sanat galerisi. Etkinliklerle dolu şipşirin bir yer. Haftada bir gün seramik öğrenmeye gidiyor, elimi çamura sokuyorum Kırmızı’da. Geçtiğimiz hafta bir de mozaik çalışması vardı. Elektriğin bütün gün kesik olmasına ve olumsuz hava koşullarına rağmen oldukça kalabalık bir gurupla mozaik yapmayı deneyimledik. Önümüzdeki hafta sonundan itibaren de Kırmızı tam 20 gün sürecek bir etkinliğe imza atacak. “YENİ YIL TASARIM PAZARI” Çantadan, abajura,çeşitli takılardan, keçeye, farklı tekstil ürünlerinden seramiğe kadar çeşitli tasarımlara ve konuk tasarımcıların yer alacağı bu etkinlikte sevgili Arzu Pakdemir Kuşçular59 olarak bana da yer verdi. Ben de yeni yıl temalı kurabiyelerimle katılacağım. Ancak artık daha sağlıklı olmaları içindaha önceden bildiğiniz gibi renkli şeker hamurlarıyla süslemiyorum kurabiyelerimi. Üstelik bir bölümü de tamamen glutensiz olacak. Bu yüzden bu günlerde banim mutfakta yoğun bir tereyağı, tarçın ve kakule kokusu var. Bunlar yılbaşı kurabiyelerimin olmazsa olmazları.
İşte böyle sevgili dostlar, bütün bunların yanında evimizin mutfağı hiç durmuyor çok şükür. Mevsime göre turşular, sirkeler,likörler, reçeller ve günlük yemekler kalan zamanımızı alıyor. Lordu, yoğurttu derken şimdi de siyah ve yeşil zeytini salamura yapmanın yöntemlerini öğrenmekteyiz. Ama bütün bunlar çok keyifli şeyler.
Bütün bunların yanı sıra geçtiğimiz ay Sevgi Ana Çiftliği’ nin ev sahipliği yaptığı bir etkinlik daha oldu ki, paylaşmadan edemem. Buğday Ege, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin yıllık toplantısı burada oldu. Eksik olmasınlar bizi de davet ettiler. Gittik; çok güzel insanlarla tanıştık, bilgilendik, umutlandık, destek sözü verdik.
Buğday Ege Buluşması toplu fotoğrafı…
Neredeyse unutuyordum, tabii bir de okunmayı bekleyen kitaplarım var. Şimdi biraz da onlara zaman ayırmalıyım. Bugünlük bu kadar, hoş kalınız, afiyette kalınız.
Yılbaşı Sofranıza Kırmızı Salata

Bir tabak kırmızılık hazırlayıp onu yılbaşı sofranıza getirmeyi denediniz mi? Bence bu yıl deneyin. Bu kırmızı salata hem sofranızla muhteşem bir uyum sağlayacak hem de içinizi serinletecek. Vitaminler mi, sormayın hepsi duymuş da gelmişler. Yok yok yani. İçindekilerin hepsi kırmızı olmasa da malzemeler birbirlerini boyadıkları için salatanın tümü kırmızı oluveriyor. Bir gece önceden hazırlandığı için de işinizi kolaylaştırıyor.
MALZEMELER:
1 adet irice kırmızı pancar
1 adet ufak boy siyah turp
1 adet orta boy kırmızı turp
2-3 adet orta boy havuç
1 adet limonun suyu
Zeytinyağı, nar ekşisi
Tuz
Bunlara ek olarak 2 ekşi alma veya 1 ayvayı da katarsanız bambaşka bir salatanız olur…
YAPILIŞI:
Bütün sebzelerimizi incecik rendeliyoruz. Üzerine limon suyunun yarısını döküp harmanlıyoruz ve sıkı kapaklı bir kase ile buzdolabına yerleştiriyoruz.
Servisten hemen önce tuz, limonun diğer yarısı, nar ekşisi ve zeytinyağı ile hazırladığımız sosu salatamıza katıyoruz.
Bu salatayı evinde yediğim sevgili dostum Neşé der ki esasında kırmızı…
View original post 22 kelime daha
Gulutensiz üstelik de vejeteryan… Ekmek taklidi bir şey.
Şu guluten duyarlılığı olayı var ya sanırım yakında dünyayı etkileyecek. İlk sinyaller yıllar önce gelmeye başlamış ama pek fazla önemsenmemiş galiba. Her neyse ben sağlık konusunda daha fazla ahkâm kesmek istemem; her işin bir uzmanı var. Ancak bildiğiniz gibi biz artık tamamen gulutensiz beslenen kızkardeşim ve normal beslenen eniştemle komşu oturuyoruz. Ben de halen normal beslenenlerden sayılırım ama eşim gulutensiz besleniyor.Yani ikiye ikiyiz. Durum böyle olunca kardeşime yeni tarifler bulmak bana da bunları denemek düşüyor. Kardeşim geçende Pinterest’ de gezinirken tam da düşündüğü gibi bir tarif bulunca hemen üzerinde çalıştım. Esas tarifte nedense bizim guluten karışma ihtimalinden dolayı kullanmadığımız yulaf dikkatimizi çekti. Demek ki bu konuda yabancılar yine öndeler.Yulafı buğday türlerinden ayrı tutarak öğütecek sistemler kurmuşlar, diye düşündük. Yulafın yerini tutacak pek bir şey bulamadık ama onun yerine biz de kinoa unu kullanmayı düşündük. Sonuçta oldukça lezzetli, kendini ekmek sanan bir şey çıktı. İster dilim dilim ekmek gibi isterseniz çay yanı bisküvi isterseniz atıştırmalık gevrek diye düşünün. İyice kurutulduktan sonra uzun süre bayatlamayacaktır. Kime tattırdıysam çok beğendi. Bakalım sizlerden ne yorum gelecek… Fotoğraf sizi aldatmasın; ben hamurumu biraz büyük kalıba döktüğüm için böyle incecik bir ekmek oldu, önerim daha ufak bir kalıpta pişirmek.
Neler Kullandım?
1 su bardağı ay çekirdeği içi
1/2 su bardağı keten tohumu
1/2 su bardağı kinoa unu ( yulaf kullananlar için aynı ölçüde yulaf ezmesi)
1/2 su bardağı fındık unu
1 avuç kadar iri kırılmış fındık veya badem ( göze ve dişe gelecek)
1 1/2 su bardağı su
3 yemek kaşığı erimiş Hindistan cevizi yağı ( çok sağlıklı bir yağ, ama arzu eden zeytinyağı kullanabilir)
Arzuya göre bir miktar tuz
1 yemek kaşığı akçaağaç şurubu( yoksa 1 tatlı kaşığı bal)
Orjinal tarifte hemen başka katkılar da mevcut ama onların hamurumuzun kıvamında pek bir şey değiştirmedi
Nasıl Yaptım?
Bütün malzemeyi masamın üzerine hazır ettikten sonra önce ıslak malzemeyi sonra kuruları katıp elle hamur haline getirdim. Sonra yapışmaz bir fırın kabına döküp ilk 20 dakikayı 180 derece ön ısıtılmış fırında pişirdikten sonra yarı pişen hamuru kalıptan çıkartıp 15 dakika kadar daha kalıp dışında pişmeye bıraktım. Pişme süresi dolduktan sonra fırında soğumaya bıraktım. Ancak iyice soğuduktan sonra dilimledim.
Afiyet olsun!
Kaynatacağınız aşurenin evinize ve sofranıza bereket ve bolluk getirmesini dilerim. Bereketin, paylaşmanın, barış ve kardeşliğin simgesidir aşure.İşte yine Muharrem ayı geldi ve mutfaklarımızı da bir telaş aldı.Evet çok kolay bir iş değil aşure yapmak ama o kadar da zor değil. Yeter ki biraz zaman ayıralım. Son birkaç yıldır ben de daha kısa zamanda yapabilmek için aşurelik buğdayımı düdüklü tencerede haşladıktan sonra işe başlıyorum. Aşağıda tarifinde de göreceğiniz “gelin etme ” işlemini düdüklüde haşladığım buğdayın üzerini örtüp bir gece bekleterek yapıyorum. Böylece aşuremin yapılışını 2 güne indirmiş oluyorum. Yani 1 kg buğdayın parti parti düdüklüde haşlanması toplam 1 saat, gelin edilmesi 1 gece . Ertesi gün şekeri ve malzemelerinin katılıp tekrar kaynaması ve kaplara bölünüp süslenmesi de 4- 5 saati alıyor. Bunun yarısını yapacakların işi biraz daha kolay olur elbette. Ne yapalım gülü seven dikenine katlanırmış.Haydi hepinize kolay gelsin.
Aşağıdaki yazı geçmiş yıllardaki ” aşure ” yazımın aynısıdır.
İlgili bir diğer…
View original post 741 kelime daha
















