Merhaba mutfakpenceremin sevgili konukları,sevgili anne, babalar,
Okullar açıldı,açılıyor. Biliyorum birçoğunuzun evinde alışveriş telaşı var. Sizler alışveriş telaşındayken ya çocuklar, onlara ne demeli? Yeni bir ders yılının heyecanını belki sınıf arkadaşlarına kavuşmanın sevinci ile bastırıyorlardır, ama ya mini miniler … Korunaklı yuvalarından, biz büyüklerce adeta sigortalanmış hayatlarından ilk defa dışarı çıkacak olan minikler. 0nların yürek seslerine kulak versek kim bilir neler duyarız?
Evet bugün onları sevgiyle kucaklayarak okullarına gönderecek ve ya evdeki sorumluluklarımıza ya da büyük olasılıkla işimize gideceğiz. Belki bazılarımızın arada “bu akşam ne pişirsem” düşüncesiyle ınternette gezinmeye zamanı olacak ve benim gibi sık sık haddi olmayarak bizlere öğütler veren birine rastlayacağız. Belki bu öğütleri zaten almış çoktan uyguluyoruzdur, belki de daha hiç gözümüze ilişmemişlerdir.Bence bir kez bakmaktan zarar gelmez.
Yine aldım sazı elime öyle uzun bir girizgah yaptım ki sabrınız taşacak yazımın arkasını getiremeyeceksiniz. İyisi mi kısaca söylemek istediklerimi bir kez daha özetliyeyim de bu işkenceden siz de kurtulun ben de…:))
Sevgili anne ve babalar, çocuklarınızın beslenme çantasının dışının güzelliğinden çok içindekilerin sağlıklı ve mümkünse evde yapılmış yiyeceklerle dolu olmasına dikkat etmenizi haddim olmayarak rica ederim. Çantalarını hazırlarken, katkı maddesi içeren içecek ve yiyeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durmanızı her şeyden önce bir anne hatırlatmak isterim. Çocuklar evde neye alışırlarsa merak etmeyiniz okulda ve dışarıda da onu arayacaklardır. Sizin de okulunuzda ve çevresinde satılan gıda maddeleri için yetkililerden denetleme isteme hakkınız var, belki bu hakkı kullanarak bir çok çocuğun sağlığı için faydalı birşey yapmış olursunuz. İnanın bu işi üstlenen, hatta okullarında çıkan yemeklerin kaynağını araştıran, sağlıklı beslenme üzerine okullarda konferanslar düzenlenmesini talep eden bir çok anne.baba tanıyorum. Evet zamanla yarışıp her şeye yetişmeye çalışıyoruz ama çocuklarımız geleceğimizdir. Biraz organize olarak onlara daha fazla daha fazla anne veya büyükanne işi sofralar kurar çantalarına ev yapımı sandviçler, kek veya kurabiyeler, ayran veya limonata gibi içecekler koyarsak bu işin üstesinden gelebiliriz. Lütfen kızmayınız ama kendi yazdığımı da eleştireceğim. Ev limonatası bile bol şekerli bir içecek. Aslında artık doktorların da önerdiğine göre çocuklar küçük yaştan itibaren şekerli içeceklerin tümünden uzak dursalar çok daha iyi olacak. Taze sıkılmış meyve suyu ayran veya bir bardak su en sağlıklı içecekler.
Yazıma başlarken yine anne veya öğretmen gibi yazmamaya kara verdiysem de suçlu ben değilim, vallahi de billahi de suçlu parmaklarım ve tuşlar.
Şimdi isterseniz çocuklarımız için evde hazırlayabileceklerimizden bazılarına kısaca bir bakalım.
Bunlar daha başlangıç, bir sonraki yazımda devamını hatırlarız.
Sağlıklı ve başarılı bir eğitim yılı dilerim.
Kabak Cipsi
Ucuz, basit, zararsız bir cips hazırlayıp elinizin altında sağlıklı bir atıştırmalık bulundurmak isterseniz,haydi hemen kolları sıvayınız.
Gerekli malzememiz kabak, susam, tuz,kırmızıbiber ve zeytinyağı… Evet sadece bunlar.
Nasıl Yapıyorum?
Gayet kolay. Kabakları yıkayıp en ince cips rendesinden halka halka rendeliyorum. Bir kağıt havlu üzerinde bir süre kuruttuktan sonra zeytinyağı, tuz, kırmızı pul biber,ve bolca susamla karıştırıyorum. Ardından kabak halkalarını yağlı kağıtla kapladığım tepsiyle beraber önceden 180 dereceye ısıttığım fırına sürüyorum. Kabak halkaları iyice kuruyana kadar fırında tutuyorum. Ancak renklerini fazla karartmadan fırını kapatıp bir süre daha fırında bekletiyorum. Daha sonra bir teneke kutu içerisinde saklıyorum.
Saklamak istiyorsanız bence en az 4-5 adet kabaktan yapmanız gerekebilir. ÇÜnkü eliniz değdi mi hemen bitireceğinize eminim.
Afiyet Olsun!
Sebze Güllü Tartolet
Daha önce benzerini ilkbaharda kabak ve havuçla yaptığım sebzeli tartın bir benzerini bu defa porsiyonlar halinde patlıcan, biber,kabak kullanarak yaptım. Biraz da şık olsun istedim.
Artık biliyorsunuz,patlıcanın içinde olduğu her şeye bayılırım ya, bu tartolet de epeydir favorilerim arasına giriverdi. Bakalım siz nasıl bulacaksınız?
Neler Kullanıyorum?
Yaklaşık 20 adet tartolet için
75 gr buzdolabından çıkmış tereyağı
200 gr un
1 yumurta
¾ çay bardağı buzluktan çıkmış su
1 çay kaşığı tuz
3 adet kemer patlıcan
3 adet sakız kabağı
2 adet etli kırmızı biber
2 adet yeşil biber
150 gr dil peyniri
Tuz
Nasıl Yapıyorum?
Daha önce de tarifini verdiğim şekilde tart hamurumu hazırlıyorum. Yani dolaptan henüz çıkmış tereyağını unla iyice karıştırıyorum. Tuzu ekliyorum.Elimin soğuk olmasına dikkat ediyorum bu yüzden genellikle mutfak robotu kullanmayı seçiyorum. Sonra buzluktan çıkmış suyu ve dolaptan çıkan yumurtayı ekliyorum.Elde ettiğim hamuru yağlı kağıda sararak buzdolabında yarım saat kadar dinlendiriyorum.
Cips inceliğinde kesip üzerlerine biraz zeytinyağı sürdüğüm sebzelerimi oluklu tavada ızgara yapıyorum. Tuzluyorum.
Dil peynirini ince şeritler halinde kopartıyorum.
Sebzelerimi patlıcan kabak peynir ve en son iki renk biberi koyarak gül şeklinde sarıyorum.
Dinlenen hamurumu tart kalıplarına mümkün olduğu kadar ince yerleştiriyorum ve 180 derece ön ısınmış fırında 15-20 dakika kadar pişiriyorum.
Ardından hazırladığım sebze güllerini içlerine yerleştirip servisten önce 10 dakika daha peynirler eriyene kadar fırında pişiriyorum.
Çay sofrası veya parti masalarında ya da yemekte ara sıcak olarak servis yapılabilir.
Afiyet Olsun!
İtalyan Usulünde Peynirli,Pirinçli Karnıyarık
Eylülle birlikte doğanın da sebze meyvelerin de renkleri değişecek sevgili mutfakpenceremden bakan dostlarım. Şu ara domatesin ve patlıcanın lezzeti dorukta ama çok değil yakındır,yağmurlar başlar başlamaz onların da tadı kaçacak. Derken kış sebzelerimizle beraber seralarda çeşitli katkılarla yetiştirilen yaz sebzelerini görmeye devam edeceğiz. Bence siz siz olun,ekim ayı sonundan itibaren sadece mevsim sebzelerine yönelin. Doğanın kanununa ne kadar uyarsak o kadar sağlıklı beslenmiş oluruz. bkz. sebze meyve takvimi
Patlıcana gelince eminim yaz boyu her türlü yemeğini pişirdiniz. Bugün size yine İtalyan Mutfağı’ndan bir karnıyarık tarifi vereceğim. Hem vejeterjan dostlarımızın hem de et tüketimini azaltanların hoşuna gideceğini umduğum bu yemeği denemeniz ve yorumlarınızı yapmanızı bekliyorum. Ben her türlü patlıcanı pilavla beraber yemeğe bayılırım. Sanıyorum bu yüzden içinde pirinç olan bu karnıyarık bana çok cazip geldi. Üstelik yanında bolca salatayla iki tane yediğinizde doyabiliyorsunuz da. Haydi henüz patlıcanların tadı kaçmamışken deneyin derim. Bu arada unutuyordum neredeyse mevsimi geçince karnıyarık yemeyecek miyiz diyenlere: Kış hazırlıkları, buzluk maceraları
Neler Kullanıyorum?
4 kişilik
8 adet karnıyarıklık ufak ama tombulca patlıcan
8 çorba kaşığı kadar iyice haşlanmış pirinç
4 çorba kaşığı keçi peyniri rendesi( beyaz peynir)
1-2 çorba kaşığı kadar kaşar rendesi
Karabiber
1 yumurtanın yarısı
1 tatlı kaşığı kadar taze kıyılmış fesleğen bulamazsanız dereotuyla da deneyebilirsiniz.
Süslemek için domates, yeşil biber
Bir miktar zeytinyağı
Nasıl Yapıyorum?
Patlıcanlarımın kabuğunu sadece alt ve üstünden bir şerit alıyorum. Yine sadece üst kısmından derin bir yarık açıyorum. On beş dakika tuzlu ve sirkeli suda bekletip sonra sıkarak suyunu döküyorum.
Biliyorsunuz ben karnıyarığı kızartmadan yapanlardanım. Bu yemekte de yine patlıcanları döküm tavada alt üst ızgara gibi pişirerek hazırlıyorum. Bu esnada tavaya bir kaşık zeytinyağı koymak ve ara sıra kapağını kapatmak gerekiyor. Patlıcanlarım iyice yumuşayınca bir kenara alıyorum.
Bu arada bir çay kaşığı kadar tuz ilavesiyle iyice haşlanmış ve suyunu çekmiş pirincime biraz zeytinyağı,karabiber, rende keçi peyniri,yarım yumurta ve fesleğeni ekliyorum.
Bu harcı patlıcanların içine iyice sıkıştırarak dolduruyorum. En son üzerlerine kaşar rendesi serptikten sonra domates biberle süslüyorum. Karnıyarıklarımı içinde büyükçe bir yağlı kağıt olan fırın kabına yerleştiriyor ,üzerlerini de kağıtla kapatıyorum.
Sofraya gelmeden bir süre önce 180 dereceye ısınmış fırında 30 dakika kadar pişiriyorum. Böylece hem peynirler eriyor hem de patlıcanlarım kavrulmadan sofraya geliyor.
Dikkat ederseniz ilave tuz kullanmadım, çünkü kullandığımız peynirin tuzu bu yemeğe yeterli oluyor.
Afiyet Olsun!
Daha Yazacak Çok Şeyim Var 2
Kalkan Clup Patara
Eveeet nerede kalmıştım? Yazacak çok şey olduğundan söz ediyordum değil mi? Kalkan’da geçirdiğimiz tatilden ve pişirdiğimiz
karidesli makarnadan söz etmiş,tarifini de vermiştim. Ne yazık ki sayılı gün çabuk geçiyor.
Tatil bitti ama biz dönüş yolumuzu biraz uzattık. İki yıl önce Nazilli İpek Hanım Çiftliği’ni ziyarete gitmiş ve yayla evinde konuk olmuş ve çiftliğin keyfini çıkartmıştık.Bu yıl o zaman bize katılamamış olan kızkardeşim ve eşi ile beraber çiftliğe uğradık. Sanıyorum o gün çiftliğe vardığımızda yere yumurta atsak pişebilecek kadar sıcaktı ve bizim gittiğimiz saatte tarlada kimseler kalmamış, herkes gölgelere kaçmıştı. Kaçmıştı derken çiftlikte hayat durmuyordu.
Bir bakışta büyüklüğünü kestiremediğim ama yaklaşık bin metre kareyi geçen bir depoda sayamadığım kadar kadınlı erkekli eleman paketleme işi yapıyordu. Ağzı açık kolilere adresler yazılmış, sipariş formlarına göre içleri dolduruluyordu. Acaip dikkat isteyen bir iş ve hata yapma olasılığının çok yüksek olduğunu gördük. Buna rağmen çoğu kez siparişlerimizin tastamam geldiğini de unutmamak lazım. Ayrıca belki ikiyüz metre kare büyüklüğünde bir mutfak gördük ki, burası hamurhaneymiş.Listedeki o nefis pastane ürünleri ve hamur işleri burada hazırlanıyormuş.Bir laboratuarı andıran bu bölüme girmek için özel giysi gerekiyordu ve biz kapıdan bakmakla yetindik. Bir diğer mutfak bölümünde ise aşırı sıcağa rağmen köylü kadınlarımız oturmuş saçta yufka pişiriyorlardı. Bunlar da paketlere yetişecekti. Küçük bir bölümde de çiftliğin kendine has sabunlarının paketlenmekte olduğunu gördük. Hemen sipariş listemize bu sabunlardan ekledik.
İki yıl öncesine göre eklenen depoları ve açılan yepyeni bölümleriyle çiftliği son derece gelişmiş ve modernleşmiş gördüğümü söylemeden geçemeyeceğim. Tavuklar, ördekler, kediler, köpekler hepsi serbestçe dolaşıyorlardı. Hayvanseverliğiyle de bilinen çiftlik sahibesi Pınar Kaftancıoğlu bir yandan bizi serin bir mekanda ağırlarken bir yandan da verdiği talimatlarla koçuna eziyet eden bir köylünün elinden hayvacağızı kurtarmak için satın almaya çalışıyordu. Son zamanlarda çiftilkte olan biteni ve yeni projelerini bir çırpıda anlatırken çok sevgili torunu Mavi’nin fotoğraflarını da gösterdi. Ziyaretimizi bir daha sefere yine orada konaklayacağımıza söz vererek tamamladık ve çiftlikten ayrıldık.
Yayla Evlerinden biri
Dönüş yolumuzu bir hayli uzattık demiştim ya. Önemli bir sebebi vardı. Niyetimiz çok uzak olmadığını umduğumuz bir tarihte yerleşmeyi düşündüğümüz Urla’ya uğramak, bu amaçla geçtiğimiz günlerde aldığımız toprağımızı ve çevresini görmekti. Urla bize kucak açtı.Sevimli sokakları, temiz havası, bağları ve bahçeleriyle halen sakin görünen bu beldeyi çok sevdik. Sevdik demişken, bize bu toprağı satan, hayallerimize bir adım daha yaklaştıran aileyi de pek sevdik.
Yaklaşık altı yedi yıldır Urla’da yerleşmiş olan ve daha şimdiden kendi buğdaylarından un elde eden, hayvanlarının sütünden peynir yoğurt ve hatta sabun da üreten, yünlerinden çok şık keçe eşyalar yapan bu aileye ve burada kurdukları çiftlik hayatına hayran kaldık.
Onlardan ayrılırken komşu olacağımız günlerin yakın olmasını diledik.
Eve vardığımızda bizi bekleyen sürpriz karşısında nasıl şaşırdığımızı anlatamam. Daha henüz iki hafta kadar önce yumurtadan çıkan kumru yavrularını mutfakpenceremin önündeki saksıdan bizi seyrederken gördüğümde gözlerime inanamadım. Bu kadar kısa sürede ana babalarının yarı büyüklüğüne ulaşmışlar ama henüz uçamıyorlardı. Sabah olur olmaz fotoğraflarını çektim. Yıllardır pencceremin önünde yuva yapıp bir türlü yumurtalarını koruyamamış bu kumrular sonunda yavrularına sahip olmuşlardı. Şimdi gidip gelip onalra yem taşıyorlar. Hayat bu işte.
Halka
Halka evimizin eksilmeyen ve eskimeyen tadı. Bir kez sabırla hazırlayıp pişirdikten sonra teneke kutulara saklayıp, sonra da gel zaman git zaman ya çay ya da kahve yanına alıp kıyamadan yediğimiz tatlı halkamız. Teneke kutuda saklayınca ne bayatlar ne yumuşar, uzun süre tazeliğini korur mübarek. Anneannemin mutfaktan çıkamayan bir kadın olduğunu hep yazmıştım değil mi? Nasıl çıksındı ki. Bir kere bütün evin yemeği, ardından evimizin o zamanlar hiç eksik olmayan konukları için hazırlanacak hamur işleri. Tatlısıyla tuzlusuyla kekler, çörekler, poğaçalar ve halka. Halkanın yeri bambaşka. Halkayı tanımayıp ilk defa yiyenler “ Biraz sert mi olmuş acaba ?” diyecek olsalar da esası da böyledir. Azıcık gevrek olur kendileri. Anneannemin halka tarifi anneme, annemden de bize gelmiştir. Ancak torunlar hala annemin halkasına bayılırlar ve ne zaman tatile gideceklerse yolluk olarak hemen anneme sipariş verirler. Annem şimdilerde pek gözünde büyütüyor bu işi ama geçende yine isteklere dayanamadı, beraberce girdik mutfağa ve tepsi tepsi halkayı pişirdik. Hem bayramda ikram ettik hem de kızlara yolluk verdik.Bu işin bir sırrı da halkaları minik minik yapmakta ki ince ve çıtır olsunlar. Hiç unutmam anneannem son zamanlarında halkaları kocaman kocaman yapardı. Kimbilir ne kadar yorulmuştu zavallıcık.
Neler Kullanıyorum:
2 yumurta
1 su bardağından bir parmak eksik sıvı yağ
1 su bardağı toz şeker /bazı tariflerde pudra şekeri olarak da geçer
1 limonun kabuğunun rendesi
1/2 limon suyu
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
Aldığı kadar un
Ayrıca üzerine sürmek üzere çırpılmış yumurta sarısı/ ben tüm yumurtayı çırparak sürüyorum
Nasıl Yapıyorum?
Limon suyunu kabartma tozuyla karıştırdıktan sonra derin bir kabın veya mikser haznesinin içine un hariç tüm malzemeyi koyuyor iyice çırpıyorum sonra ve bu “limon suyu kab.tozu” karışımını ve unu da ekleyip hepsini iyice karıştırıp hamurumu tutuyorum. Kulak memesi kıvamına gelene kadar un ekliyorum.Sonra hamurumun üzerini örterek on beş dakika kadar buzdolabında dinlendiriyorum. Ardından hamura şekil vermek için ufak parçalara ayırıyorum. Elimin arasında minik halkalar yapıyorum.
Halkaları yağlı kağıt serilmiş tepsiye aralıklı olarak yerleştiriryorum ve üzerlerine iyice çırpılmış yumurta sarısı sürüp 180 dereceye ısınmış fırında yaklaşık 30-35 dakika üzerleri va altları kızarana dek pişiriyorum.
Soğuduktan sonra kutulara yerleştiriyorum.
Yarın inşallah tatile doğru yolculuk var, iyisi mi kolları sıvayıp halka yapayım bize…
Fransız Mutfağı’ndan Değişik Bir Yemek/ Yalancı Mücver Sarması
Başlığım biraz komik oldu ama elden ne gelir. Yemeği tanıyor, yapıyorum ama dilimize uygun bir isim koyamıyorum. Ne mücver, ne omlet. Üstelik hem soğuk hem sıcak yenebilecek, içinde her türlü besini barındıran bu güzel yemeği de sizlere paylaşmak istiyorum. Ne yapayım malzemelere bakarak aklıma gelen en uygun ismi yazıverdim.Belki siz başka türlü adlandırabilirsiniz. Öneriniz olursa lütfen yazınız. Bu arada illa ki de bu ana yemek olmaz derseniz ben ızgara etin yanına da pek ala yakıştırıryorum.
Neler kullanıyorum?
4 adet sarma için
2 yumurta
3 çorba kaşığı un
1 çorba kaşığı tereyağı
1 bardak süt
2 çorba kaşığı parmesan veya sert kaşar p. rendesi
1 adet sakızkabağı
1çorba kasesi suda haşlanmış( pişirilmiş) pirinç
75 gr. kadar rendelenmiş beyaz peynir / tercihen keçi peyniri
Bir miktar dereotu
Tu, karabiber
Nasıl Yapıyorum?
Tereyağını tencere koyup eritiyorum, unu ekleyip hafifçe pembeleştiriyorum. Sütü ekleyip muhallebi gibi pişiriyorum. Ocaktan alıp az ılındırdıktan sonra içine kaşar ve kabak rendesini ve birer birer yumurta sarılarını, arzuya göre ilave tuz biber ekliyorum. Bu sırada fırını 200 dereceye ısıtıyorum. YUmurt aaklarını kar haline gelene kadar çırpıyorum ve tahta kaşıkla muhallebiye karıştırıyorum. Bu hamuru yağlı kağıt serilmiş tepsiye bir parmak kalınlığını geçmeyecek şekilde yayıyorum. Fırına sürüp üzeri pembeleşip altı da iyice pişene kadar yaklaşık 25 dakika pişiriyorum
Fırından çıkan ve ılınan hamuru yine bir yağlı kağıt üzerine ters çevirdikten sonra bıçakla şeritler halinde kesiyorum. Önceden haşladığım pirincin içine bolca kıyılmış dereotu ve rendelenmiş beyaz peyniri az tuz ve karabiber de ekleyerek bir harç hazırlıyorum. Sonra da şekilde olduğu gibi yavaşça döndürerek irice rulolar yapıyorum.
Bu miktar yanında bolca salata ve birer kase çorba ile ile iki kişiye doyurucu bir öğün olabilir.
Afiyet Olsun!
Çevirme/ Kaşık Tatlısı /Beyaz Tatlı
Ağustos ayının onu… Sevgili komşum İpek’in, ‘sizler onu yazılarımla ve mutfağımda yer alan tarifleriyle tanımıştınız’, aramızdan ayrılışının birinci yıl dönümü. Her vesileyle andığım, öğretilerini uygulamaya çalıştığım komşumun bıraktığı tariflerden biri de özellikle Ermeniler’in geleneksel tatlısı olan* “çevirme”. Bu tatlının yapılışını seyretmemiş olanların, adının neden “çevirme” olduğunu anlamaları pek mümkün değil. Biraz sabır, fazlaca kol gücü, şeker ve su bir araya gelince genellikle bayramlarda ikram edilen bu tatlı ortaya çıkıyor. Yapılışı da ikram edilişi de ayrı bir ritüel olan “çevirme tatlısı” taaa çocukluğumdan beri bildiğim ancak tamamının şeker olduğunu öğrendikten sonra biraz uzak durmaya çalıştığım bir lezzettir.Ancak bundan sonra ‘ onu ‘ anmak için her yıl bu gün yapıp dolabıma koyacağım sanıyorum.
Neler kullanıyorum?
3 su bardağı toz şeker
3 su bardağı su
1 tatlı kaşığı limon veya sirke
Arzuya göre birazcık vanilya veya 1 diş damla sakızının tozu ilave edilebilir.
Nasıl yapıyorum?
Genişçe bir tencereye şeker ve suyu koyup karıştıra karıştıra kaynatmaya başlıyorum. Ben çelik tencere kullanıyorum ama rahmetli sadece bakır tencere kullanırdı. Hem zaten o benim gibi azıcık değil en az bir kilogram şekerle işe başlar, o yüzden de son zamanlarında çevirme yaparken çabucak yorulur, yardım isterdi. İşte ben de böyle bir günde onu izleyip öğrenmiştim bu işi.
Şeker ağdalanıp iyice koyulaşınca tahta kaşıkla ağır ağır karıştırırken tencereye vanilya veya sakız tozu ve azıcık limon veya sirke damlatıyorum ve tencereyi ocaktan alıyorum. Henüz şeffaf bir ağda olan tatlıyı hızlıca ve muhakkak aynı yöne olacak şekilde bu defa hızlıca karıştırmaya devam ediyorum. Burada azıcık sabır ve güç harcıyorum. Kademe kademe beyazlaşmaya başlayan ağda en sonunda kar gibi beyaz ve macun gibi koyu oluyor ve artık tencereden ayrılıyor. Bu kıvamdaki tatlıyı kavanoza veya kapaklı bir cam kaba alıyorum.
Bir saat kadar buzdolabında soğuduktan sonra içinden aldığım bir tatlı kaşığı donmuş çevirme tatlısını içinde buz gibi soğuk su olan şık bir bardağa alıyorum ve hemen ikram ediyorum.
Çevirme tatlısı kaşığın içinden ağıza yavaş yavaş alınarak ve soğuk sudan yudumlanarak yenilen bir tatlıdır. Çocukluğumdan tatlı bir anı olan “çevirme” şimdi sevgili komşumun bize bir yadigarı olarak kaldı. Ben de bu yadigarı onun sevgili çocuklarına armağan etmek istiyorum, çünkü İpekçiğim bu tatlının ölçülerini bir kenara yazmamış, pek kimselere de göstermemiş.
Rahat uyu sevgili komşum,seni unutmayacağım.
* Bu tatlıya rivayete göre “Loğut” da denirmiş.
Kapağı kapalı olarak cam kavanoz içinde serin bir yerde saklıyorum.













































